NTV’den seçimleri takip edememek!

by Talin Suciyan

Türkiye’de haber yayıncılığının çıtasını yükseltmiş olduğunu söyleyebileceğimiz NTV’yi seçim günü izlemek tam bir eziyetti. NTV’nin programcıları, ısrarla Bağımsız Adayların milletvekili sayılarını bildirmediler. O kadar ki, Bağımsız Adayların kaç milletvekili çıkardıklarını başka kanallardan öğrendik. Ancak tabii, NTV’nin son dönemdeki hükümet yanlısı tutumunu kristalize eden olay, Vedat Türkali’nin Banu Güven’in programında “Oyum gerillaya, Öcalan’a selam ve sevgilerimi gönderiyorum” demesi ve ardından Banu Güven’in acilen tatile çıkarıldığı iddiaları ile programın kaydının internetten kaldırılması oldu.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın seçimlerden önceki son televizyon programını NTV’de yaparken, öncelikle Ruşen Çakır olmak üzere, karşısındaki gazetecileri nasıl susturup azarladığı da hesaba katılırsa, NTV’nin seçim günü izlediği yayın politikası daha iyi anlaşılabilir. Ruşen Çakır’ın Hopa’da polisin aşırı biber gazı kullanması sonucu nefes darlığı ve kalp krizi sonucu hayatını kaybeden Metin Lokumcu’nun kendi akrabası olması hasebiyle  son derece ürkek bir biçimde Başbakan’ın  bu konu hakkındaki fikrini değiştirip değiştirmediğini sorması, Başbakan Erdoğan’ın öfke patlamalarına sebep olmuştu. Başbakan, canlı yayında başta Ruşen Çakır olmak üzere, diğer gazetecileri de resmen azarlamıştı. Ruşen Çakır’ın, iki gün sonraki seçim canlı yayınında, Diyarbakır’da BDP’nin desteklediği Türk kadın aday Nursel Aydoğan’ın “Kürt olmadığı için seçilemeyeceğini” ima eden sözüne, Diyarbakırlıların cevabı yarım saat bile geçmeden geldi. Diyarbakır, Ruşen Çakır’ın, ırkçı, ayrımcı sözlerine hızla cevap verdi. Ruşen Çakır’ın “Türk olduğu için” Kürtlerin oy vermeyeceğini ima ettiği Nursel Aydoğan, Diyarbakırlıların oylarıyla seçildi. Çakır’ın daha önce de Sevag Balıkçı’nın askeriyede öldürülmesini  “Bu olay herkesin eşit şartlarda askerlik görevini yaptığını da gösteriyor” diyerek yorumlaması tam bir lapsustu. Ama tabii seçimden iki gün önceki programda “afedersiniz Rum” diyen bir Başbakan varken, bunların esamesi okunmaz oluyor.

Ancak, seçim günü NTV izleme sıkıntısı bunlarla sınırlı değildi. Bağımsız adayların akıbetini merak ederek IMC TV’yi izlerken, Diyarbakır’daki coşkulu kalabalığın görüntüleri içinde aniden bir hareketlenme olduğunu gördük ve hemen ardından polislerin panzerlerle, gaz bombalarıyla kalabalığa müdahale ettiği haberini aldık. Tam o anda, Başbakan Erdoğan, seçimlerin ardından “zafer” konuşmasını yapmaya başlamıştı. Diyarbakır’da bağımsız adayları ezici bir seçmen oyuyla meclise gönderdiğini düşünmenin –bugün itibarı ile herşey değişmiş gibi gözüküyor- coşkusunu yaşayan halk, Başbakan konuşmaya başladığı sırada alana giren panzerlerle dağıtılıyordu. Böylelikle Diyarbakırlılar, “AKP’nin zaferi”nin kendileri için ne  anlama geldiğini bir kez daha anlamış oldular. Bu panzerli müdahale, NTV’de gecenin ilerleyen saatlerinde, “küçük arbedeler” olarak aktarılırken, Diyarbakır’da canlı yayın ekibi olmasına rağmen hiçbir detay ya da görüntü yayınlanmıyordu.

Başbakan’ın konuşmasına gelecek olursak, Başbakan herhalde yapabileceği en “emperyalist” konuşmayı yaptı. Kendini Kanuni Sultan Süleyman sanan bir edayla, dünyayı bir uçtan uca “kucaklarken”, Türkiye’nin, bölgesine ve dünyaya örnek teşkil edecek bir demokratik özgürlüğe ulaştığını vurgularken, Ankara kadar Şam’ın, Diyarbakır kadar Ramallah’ın da bu seçimlerde kazandığını, “Türkiye kadar Orta Doğu, Kafkaslar, Balkanlar, Avrupa kazanmıştır” diyerek, tam bir 16. yüzyıl Osmanlı “altın çağı” konuşması yaptı. Arap ülkelerindeki halk ayaklanmalarının birbirini takip ettiği son altı ayda, Türkiye’nin sürekli kendini “örnek demokratik ülke” olarak sunması, bu bakış açısının Türkiye dışından da destek bulması, bir taraftan kabaran “emperyal arzuların” bir göstergesi olarak ortaya çıkarken, bir taraftan da Türkiye’nin hali hazırda 30 yıldır içinde bulunduğu savaşın üstünün örtülmesini sağlıyor. Kabaran emperyal arzular derken, tarihsel bir olgusallığa göndermede bulunduğumu belirtmek isterim. İktidarın dilinden düşmeyen, Başbakan’ın da konuşmalarında sık sık bahsettiği “Türkler, Kürtler, Çerkesler, Abhazlar, Gürcüler, Lazlar…” kardeşlik söylemleri, 19. yüzyıl Osmanlısı’nın pek severek kullandığı ve sonra nasıl etnik temizliklerle, soykırımla sonuçlandığını pek iyi bildiğimiz, insanların evlerinden alınıp ölüm yolculuklarına çıkartıldıkları son ana kadar sofistikasyonundan hiçbir şey kaybetmemiş bir söylemdir. Bunu söylerken, her kardeşlikten bahsedenin bu niyette olduğunu ima etmiyorum -kaldı ki, kardeşlik söylemini başlıbaşına sorunlu buluyorum; fakat, Türkiye’de hele de iktidar bu söylemi kullanırken, en az on kere düşünmelidir gibi geliyor bana. Ayrıca, özellikle de Arap ülkelerine yönelik mağduriyet sosuna bulanmış “emperyal arzu”, yine aynı dönemde Osmanlı’nın Araplara “medeniyet götürme” misyonunun Başbakan’ın dilinde 21. yüzyıla uyarlanmış hali değilse nedir? Sayın Başbakan, “Diyarbakır kadar Ramallah da kazandı” derken, acaba bu iki şehrin, sırasıyla Kürtler ve Filistinliler için anlamını unutmuş olabilir mi?

IMC TV’ye konuk olarak çağırılan Apoyevmatini Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mihail Vasiliadis, Başbakan’ın konuşmasıyla ilgili “Padişahım senden büyük Allah var” sözünü hatırlatıyordu. Ayrıca, Vasiliadis, 52 yıllık gazetecilik hayatında ilk kez, Rumlarla ilgili değil de, tüm Türkiye’yi ilgilendiren bir konuda bir televizyon programına çağırıldığını ve fikrinin sorulduğunu söyleyerek bundan duyduğu mutluluğu ifade ediyordu.

Vasiliadis’in “mutluluğu” derin, ağır bir tarihsel yükün ifadesiyse, NTV’nin tavrı da aynı tarihsel yükü yaratanın yanında yer almaktan başka birşey değildir. Irkçılık, nefret söylemi araştırmalarında takip edilecekler listesine almakta sayısız fayda var!

Advertisements

One Comment to “NTV’den seçimleri takip edememek!”

  1. Ruşen Çakır, Diyarbakır’ın bir önceki seçimde Akın Birdal’ı seçtiğini de unutmuş diyeceğim ama Ertuğrul Kürkçü’yü konuk ettiği Yazıişleri programında da ‘Sizler sosyalistsiniz, diğer blok milletvekilleri Kürt milliyetçisi’ demeye getirirken ‘Diyarbakır’da bir Türk aday var ama işte o sizin gibi değil’ diyerek aynı tavrını sürdürdü. BDP ise tüzüğünün 2. maddesinde kendisini ‘…..özgürlükçü eşitlikçi sol bir kitle partisidir’ diye tanımlıyor. Kurdukları blokun adı da ortada. Anlaşılan sosyalist olmak için de önce Türk olmak gerekiyormuş!

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: