Psikolojik Savaş ve Türk Medyası[1]

by gulseren adakli

(Azad Alik Notu: Gülseren Adaklı’nın yazısı Kasım ayı başında elimize geçmesine rağmen, teknik nedenlerle gecikmeli olarak yayımlayabiliyor, bu nedenle Adaklı’dan özür diliyor, gösterdiği sabır ve anlayış için teşekkür ediyoruz.)

Psikolojik Savaş ve Türk Medyası

Gülseren Adaklı*

Son dönemde Kürt meselesi konusunda yoğunlaşan psikolojik savaş, Noam Chomsky ve Edward Herman’ın “terör anlambilimi” olarak adlandırdığı çerçevede hızla genişletilmiş bir “yıkıcılık” (“subversion”) kategorisine evrilmiş durumda[2]. Terör kavramı etrafında örülen genişletilmiş yıkıcılık kavramı, iktidara muhalefet eden her türden siyasal özneyi “yıkıcı” olarak aynı torbanın içine tıkma anlamına geliyor. Bu yazının konusu olan gazeteler de “KCK operasyonu” adı altında gerçekleştirilen bu “genişletme” sürecinde fazla mesai yapmış görünüyorlar.

Türk basınının belirli bir kesimi yine savaş tamtamlarını koydu önüne, hiçbir makam kaygısı olmaksızın en perdesiz sesiyle ha babam çalıyor ve “biz böyle yaşamak istemiyoruz” diyen Kürtlere ve onları destekleyenlere dönük imha operasyonunda saf tutuyor. Psikolojik savaşın ne kadar büyük olduğunu bu makamsızlık ele veriyor. Söz konusu basın büyük ölçüde AKP Hükümeti’nin Kürt meselesine dair her türlü “açılım” ve “kapanım”ında ideolojik tahkimatı sağlamak gibi bir rol üstleniyor.

6 Kasım 2011 tarihinde hemen hemen bütün ulusal  gazetelerde bu mesainin izdüşümleriyle, savaş dilinin giderek çeşitlenen formülüyle karşılaştık.  Bu gazetelerin, özellikle AKP Hükümetine yakın bir kesimin, okura karşı sorumluluk taşımak konusunda neredeyse hiçbir kaygı taşımadığını gördük. Uzun zamandır iktidarın, Kürtler’i PKK’den söylemde ve fiili olarak ayırma isteği konusundaki çabası malum. Bunun için kullandığı en güçlü araç ise medya. PKK=BDP=KCK=Canavar=…. Bu bilerek açık uçlu bıraktığımız formüle Başbakan’ın “Zerdüşt” hamlesinden sonra yeni unsurların eklenmesini, bu ayırmanın şimdilerde “din” üzerinden devam etmesini[3] ve basının Kürt hareketini itibarsızlaştırma kampanyasına daha “üstün katkıları” sunmasını bekleyebiliriz[4].

İzleyebildiğim kadarıyla Başbakan, ilk “Zerdüşt” çıkışını 12 Temmuz seçimlerinden sonra, “Ramazan’dan sonra her şeyin farklı olacağını”  duyurarak yapmıştı:

Zaten İmralı’daki, Kürtlerin dininin Zerdüştlük olduğunu ilan etmiştir. Acaba Kürtlerin dininin Zerdüştlük olduğunu kabul eden kaç tane bana Kürt kardeşimi gösterebilirsiniz? Kahir ekseriyeti itibarıyla ben inanıyorum ki benim Kürt kardeşlerimin tamamına yakını İslam diyecektir.”[5]

AKP’nin, kadın milletvekillerinin Genel Kurulda pantolon giymesine imkan sağlayan İçtüzük değişikliği teklifine karşı BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, kadınların baş örtüsü de takabilmeleri yönünde önerge verince, söz konusu değişiklik önergesi Anayasa Komisyonuna geri çekilmiş[6] ve 15 Ekim tarihinde yaptığı konuşmada Başbakan bu kez legal temsilcileri de katarak yine “Zerdüşt”e başvurmuştu:

Benim başörtülü kardeşlerimi niye istismar ediyorsun, yapacaksan yap, gelsin girsinler. Senin böyle bir derdin yok ki. Dini Zerdüştlük olan bir anlayışın böyle bir derdi olabilir mi? Dert istismar, acaba AK Parti’yi köşeye nasıl sıkıştırırız, geç o işi geç, siz bizi köşeye sıkıştıramazsınız. Bu millet kimin ne olduğunu gayet iyi biliyor, bu iş konuşulmaz, bu iş yaşanır, yapılır.[7]

Başbakan’ın ve diğer önde gelen AKP sözcülerinin, Kürt hareketinin illegal ve legal temsilcilerini itibarsızlaştırma girişimlerine basının özellikle Hükümete yakın kesiminin büyük bir hararetle destek sunarken gazeteciliğin en temel kurallarından giderek daha fazla uzaklaştığını görüyoruz. Türk basınının özellikle bu kesimi, saygın Batılı haber medyasında görebildiğimiz, “terör” haberlerine ilişkin özeni hiçbir zaman göstermediği gibi, 5N1K gibi en temel gazetecilik kurallarına uymak zahmetine de katlanmıyor. Manşetlere biraz yakından baktığınızda, haberi “haber” yapacak olan olayın (ne) aktörleri (kim), haber kaynakları (kim), vuku bulduğu yer/ler (nerede), hangi gerekçelerle (neden), hangi olay örgüsü içerisinde gerçekleştiği (nasıl) tam bir muammaya dönüşebiliyor.[8] Ve bu bilinmezlik evreninde barışın değil savaşın dili bütün ağırlığı ile üzerimize çöküyor.

28 Ekim tarihinde KCK (Koma Civakên Kurdistan / Kürdistan Topluluklar Birliği)[9] operasyonu kapsamında gözaltına alınıp 31 Ekim’de tutuklanan Prof. Dr. Büşra Ersanlı ile ilgili haberlerde gazetecilik mesleğine ilişkin bu ciddiyetsizlik, yoğun bir karalama kampanyasının başat eyleyicisi olarak karşımıza çıktı[10]. Kampanyanın Bugün, Star, Yeni Akit ve Zaman gibi öne çıkan aktörleri, iktidarın ideolojisini empoze etmek yolunda o kadar fütursuzlaştılar ki okurun muhakeme yetisine sahip, bireysel iradesi ile ahlaki yargılarda bulunabilecek bir birey olduğunu kabul etmiyor. Üstelik propagandasını yaptıkları dil, insanları barışa değil daha fazla savaşa yaklaştırıyor. Bu aktörlerle birlikte yaygın basın nerdeyse istisnasız biçimde iktidar aktörlerinin demeçlerinden devşirdiği “haber”leri aktarırken temelde muktedirin dilini yeniden üretiyor. Bunlar adeta “terör”den nemalanıyor, iktidara yakın medya gayet ayarsız biçimde Kürtlere kin kusarken esasen emniyet güçleri vasıtasıyla BDP’yi meşru bir siyasi özne olarak ortadan kaldırmaya yöneliyor. Bu anlamda özellikle Hükümet, Güneydoğudaki siyasi nüfuz alanına yönelik bir numaralı tehdidi bertaraf etmek üzere kendi haber medyasını cepheye sürüyor. Düpedüz yanlış haberleri hızla servis ediyor[11], muhafazakâr ve “liberal” kanaat önderleri aracılığıyla hem toplumu, hem de siyasi iktidarın karar alma süreçlerinde etkin olan kişileri ikna etmeye çalışıyor ve nihayet iktidarın sözcüsü gibi konuşabiliyor… Bütün bu psikolojik savaşın son merhalesini takip etmek üzere 6 Kasım 2011 tarihinde, yani geçmiş Kurban Bayramı’nın ilk günü yayımlanan belli başlı 25 ulusal gazetenin manşetlerine bir göz atalım[12].

Gazete

Manşet-Haber

Konu

Tiraj

Kontrol

  1. 1.     Zaman
“Operasyonlarda anlayış değişti, artık başarılı harekatlar yapılıyor” Başbakanın açıklaması – PKK

981.959

F. Gülen

  1. 2.     Posta
“22. Mucize” Boğaz Köprüsünde intihar girişimi

462.823

Doğan

  1. 3.     Hürriyet
“Bedelli benim için acil konu” Başbakanın açıklaması

432.715

Doğan

  1. 4.     Sabah
“Merkel PKK ile savaşa mecbur”“Silahla hak aranmaz” Başbakanın açıklaması – PKKBaşbakan-Barzani görüşmesi – PKK

340.130

Çalık

  1. 5.     Habertürk

 

“Barzani’den masallar” Başbakan-Barzani görüşmesi – PKK

232.139

Ciner

  1. 6.     Sözcü
“Bu bayramın da kurbanı memur, işçi, emekli oldu” Elektrik, doğalgaz, vb. zamları

227.872

Burak Akbay

  1. 7.     Türkiye
“Bedelli işi gecikmeyecek”“Mesut Barzani’den açılıma destek” Başbakanın açıklaması; Başbakan-Barzani görüşmesi – PKK

137.896

İhlas

  1. 8.     Milliyet
“Çantada bomba var” Canlı bomba – PKK

136.273

Demirören

  1. 9.     Star
“Raporu gördü talimat verdi” Başbakan-Merkel görüşmesi – PKK

124.728

T.Karakaya

  1. 10.  Vatan
“PKK artık kan dökmesin” Başbakan-Barzani görüşmesi – PKK

108.565

Demirören

  1. 11.  Akşam
“İyi Bayramlar” Karikatür-kolaj

106.883

Çukurova

  1. 12.  Takvim
“Milyoner kafe” Artan ev-arsa fiyatları

106.872

Çalık

  1. 13.  Yeni Şafak
“Asker-polis ittifakı başarı getirdi” Başbakanın açıklaması – PKK

101.351

Albayrak

  1. 14.  Güneş
“17 Rambo yılanı arıyor” Kuzey Irak’ta operasyon – PKK

95.220

Çukurova

  1. 15.  Bugün
“PKK’ya meydan dayağı attılar” Şırnak’ta “vatandaş”- PKK kavgası

68.673

Koza-İpek

  1. 16.  Şok
“Bordo bereliler yılan avında” Kuzey Irak’ta operasyon – PKK

55.301

ABC Medya

  1. 17.  Cumhuriyet
“Tehlike kapıyı çaldı”“Haklıydık anlamadı” Deprem uyarısıKılıçdaroğlu’nun Başbakan eleştirisi – PKK

53.540

Cumhuriyet Vakfı

  1. 18.  Yeni Asya
“Depremzedenin buruk bayramı” Bayram ve depremzedeler

52.518

Mehmet Kutlular

  1. 19.  Milli Gazete
“Günahlar gözyaşıyla döküldü” Bayram ve hacı adayları

51.328

Ömer Yüksel Özek

  1. 20.  Taraf
“Kürt sorunu silahla çözülmez” Başbakan-Barzani görüşmesi – PKK

51.284

Alkım

  1. 21.  Yeni Çağ
“Kandil’e bayram” Başbakan-Barzani görüşmesi – PKK

51.192

Ahmet Çelik

  1. 22.  Aydınlık
“Polis devletine 6 milyar $ bütçe”“Kandil-Cemaat restleşmesi SSDF’ye Emniyet ve MİT’in dahil edilmesi

43.635

İşçi Partisi

  1. 23.  Yeni Akit
“KCK’nın başı İmralı’da Başbakanın açıklaması – PKK

34.916

M. Doğan Uğurlu

  1. 24.  Radikal
“Aranan Çallı CHP binasında” İsmet İnönü tablosu

33.487

Doğan

  1. 25.  Ortadoğu
“Yılana sarılmanın acı sonu” Başbakan-Barzani görüşmesi – PKK

7.626

Zeki Saraçoğlu

Tablodan da anlaşılacağı üzere Radikal ve Posta hariç diğer gazetelerin tamamının başsayfasında “terör”e ilişkin mutlaka bir ya da daha fazla haber, fotoğraf, yorum yer alıyor. Manşete çıkarılan haberlerde en çok kullanılan haber kaynağının Başbakan, en çok öne çıkan konunun “PKK ile savaş” olduğunu görüyoruz. Bu bahiste Sözcü, Cumhuriyet, Aydınlık, Yeni Çağ ve Ortadoğu klasik muhalefetlerine devam ederken[13], Hürriyet, Habertürk, Milliyet, Vatan AKP Hükümeti ile herhangi bir sorun yaratmama gayretinde görünüyor. AKP Hükümeti’nin “açılım” dilini bıraktığı, muhalefet edebilecek olası kesimlerin de fütursuzca içeri tıkıldığı bir dönemde Zaman, Sabah, Türkiye, Star, Yeni Şafak, Bugün, Taraf ve Yeni Akit ise AKP’nin Kürt politikasında bizzat mevzi savaşı veriyor[14].

Başbakanla medya yöneticilerinin 20 Ekim’deki büyük buluşmasından sonra olup bitenlere bakınca, bu buluşmanın yeni bir konsepti harekete geçirme amacı taşıdığını düşünüyor insan[15]. PKK’yi canavarlaştırmak bir şey, onun varoluşuna yol açan koşulları ortadan kaldırmaya çalışanları, onun ailesindeki kadın ve çocukların çığlığına kulak tıkayamayanları, bu konuda politika üretmeye çalışanlara destek verenleri, değişik insan hakları savunucularını da benzer yöntemlerle canavarlaştırmaya dönük bir söylem mücadelesi başka bir şey. Başbakanın toplantısının Türkiye basınına yansıması daha önce de izlerini gördüğümüz fütursuzca ötekileştirme zincirinin son halkası sanki. Bu yeni formüle göre neredeyse BDP’ye oy vermiş seçmen dahil herkes KCK konusunda hemfikir addediliyor, Erdoğan da açıkça söyledi: “KCK’ye destek verenler kendini gözden geçirsin!” AKP’ye açıktan muhalefet etmenin değişik örgütlerle ilişki için yeterli sayıldığı bir dönemdeyiz. Halkımız an itibarı ile anılan örgütlerin gerçekte ne olduklarını bilmezken, şimdi de neredeyse BDP ile eşanlamlılaştırılmaya çalışılan KCK anahtar sözcüğü ile okuyor muhalefet cephesini. Artık KCK sözcüğü insanların zihninde bir “aynılık mantığı” ile hayatiyet kazanıyor.[16] “KCK operasyonları çerçevesinde” gözaltına alınan ya da tutuklanan binlerce insanın kim olduğu, hangi amaç ve niyetlerle hareket ettikleri, çoğu BDP’li belediye yönetimlerine seçilmiş bu insanlara geniş bir halk kesiminin nasıl olup da oy verdiği, tutuklamaların hukuki gerekçeleri gibi temel meseleleri anlamak üzere herhangi bir sorgulayıcı akıl yürütmeden tamamen uzaklaşılıyor. Bu avadanlıktan çıkan “anahtarlar” bir yerleri açmak değil, kapamak üzerinden çalışıyor, kutuplaştırıyor, anlamlandırma çerçevesini biz-onlar ikiliğine hapsediyor. Söyleyecek sözü olan insanların fiziken kapatılması, söylemin kapatılmasıyla (closure) paralel ilerliyor… BDP yerine KCK’den söz ettiğinizde akan sular duruyor, gazetelerin yorum köşelerinde “profesör suç işlemez diye bir kural mı var kardeşim”den başlayıp nefret söyleminin en bariz örneklerine uzanan muhtelif Kürt düşmanı bildirimler sıralanıveriyor[17]

Başbakanın medyayla son buluşmasından iki gün sonra Van’da yüzlerce insanın ölümüne, kalanların da başka felaketlerle boğuşmasına neden olan depremin “o bölgede” yaşanıyor olması bile medyada savaş çığırtkanlarına malzeme olmuştu[18]. Ama bu ırkçı, faşizan çığlıklar deprem bölgesinden hızla uzaklaştı ve psikolojik savaşın başka mekânlarına doğru ilerledi.  Bu haber silsilesi içinde medyada çoğulculuğun, belli bir konuda farklı seslerin mevcudiyeti yine esası bozmaya yetmiyor. Bazı haberlerin veriliş tarzında ilginç görünen ama ne yazık ki tipik farklar var. Bunlardan Yeni Çağ, Ortadoğu ve Habertürk, PKK=BDP=KCK=Canavar= formülündeki boş kalan eşitliğe “Barzani”yi yerleştirmiş. Bırakın uzak geçmişi, yakın tarihe biraz vakıf olan bilir ki Barzani ile PKK arasında derin politik ve ideolojik farklar vardır. Ama siyaset zemini için yaşamsal olabilen bu “farklar” sadece bu üç gazetenin değil, mevzi savaşına katılan bütün basın organlarının görmezden gelerek negatiflikle yüklü bir Kürt üst kimliğinde eritilmektedir. Mesut Barzani ile ilgili haberlerde bu “teferruatlara” biraz olsun yer verilebilseydi, Kürt sorununda açıkça barış talep eden BDP’nin yanısıra, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti nezdinde kabul gören bir Kürt temsilcinin de barış önerisinde bulunduğunu görebilirdik. Ancak genel olarak bütün gazetelerde, Barzani’nin temsil ettiği siyasal yapının ne olduğuna ve bugün bu yapının BDP ile ortak bir politik talepte birleştiklerine dair herhangi bir arkaplan bilgisine rastlamadık. Bırakın geniş arkaplan bilgisini, yabancı bir ülkenin üst düzey temsilcisi olan birisine dair temel bilgilerdeki, mesela temsil ettiği tüzel kişiliğin adına ilişkin sıfatlardaki “çeşitlilik”, bu üstünkörü haberciliğin basit göstergesi olarak okunabilir[19]. Bu tür sıfatların aslına uygun biçimde verilmesi, temel gazetecilik kuralıdır. Şu soruların cevaplarının bu haberlerde açıkça yer alması gerekir: Barzani kimdir? Barzani’yi kim karşıladı? Resmi tören yapıldı mı? Görüşmelerde hangi dil/ler kullanıldı? Bu gezi Irak’ta çıkan gazetelerde nasıl yer aldı? vb. Bu basit bilgilerin sistematik olarak verilmediği bir gazetecilik evreninde okuyucunun, zaten son sürat ilerleyen psikolojik savaşın bir numaralı kurbanı olan “gerçek”le daha dolaysız bir ilişki kurması, itiraz eden her Kürt’ten ve onun meşru taleplerine destek veren her “Türk”ten düşman yaratma politikasına destek vermesi çok doğaldır[20]

Dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de yayın politikaları sahiplik ve kontrol yapısı ile ilişki içerisinde. Kontrol ilişkisi, günlük rutinler içerisinde sahiplerin doğrudan müdahalesi ile yaşanmıyor elbette, burada yapısallaşmış bir kontrol örüntüsü söz konusu. Diyelim, iktisadi çıkarları Kuzey Irak petrollerinin dağıtımı ile ilişkili olan bir basından Kürt sorunu konusunda belli ölçüde nesnellik, standart gazetecilik beklemek mümkün müdür? Ya da genel bir satış artırma rutini olarak “3. sayfa güzeli” konseptine bağımlı bir gazeteden, kadınlara yönelik şiddeti önlemek konusunda sorumlu bir gazetecilik beklenebilir mi? Kürt sorununun çözümünde cemaatin siyasetini hayata geçirmek üzere aktif rol üstlenen bir sermaye grubunun gazetesinde, izlerkitlenin meseleleri değişik boyutlarıyla anlamasına yardımcı olabilecek ve dolayısıyla bu siyasete aykırı bir ses duymak mümkün mü?

Daha yakın zamanda Türk basınının şöhretli kalemlerinden biri, Kürt meselesi ile ilgili olarak yaptıkları gazeteciliğe dair özeleştiride bulunmuştu:

1990’ların o korkunç savaş ortamında, Özgür Gündem’in 76 çalışanı devlet tarafından öldürüldü. Muhabir ve editörleri 150 yıla varan cezalara çarptırıldı. 1994’de kapatıldı. Tek suçu, Kürt sorununda resmi ideoloji yerine, PKK ve ona sempati duyanları desteklemesiydi. Ne fikir özgürlüğü, ne özgür basın ilkeleri önemsendi. Devlet bu gazeteyi resmen parçaladı. Daha da ağır olanı, bizler Türk medyası olarak, bu cinayeti sadece seyrettik. Bazılarımız alkışladı ve susturulması gerektiğini yazdı. Şimdi, günah çıkarma zamanı. Koşullar değişti, yeni bir Türkiye kuruluyor. Bundan böyle Özgür Gündem’lere kol kanat germemiz gerekiyor.[21]

Bu kadarına bile sevinebiliriz belki ama bir 15-20 yıl sonra gelecek benzer “özeleştirilerin” barış ve demokrasi adına bir işe yarayacağını düşünmek için hiç ama hiçbir nedene sahip değiliz. O yüzden basının, bu tür gecikmiş özeleştirilerin, binlerce insanı geri getirmeyeceğini, herkesin eşit ve özgür sayılacağı bir siyasete hizmet etmeyeceğini görmesi ve insan hayatının söz konusu olduğu bir konuda, insanların kendi görüşünü oluşturmasına hizmet edecek bilgiyi temel gazetecilik kurallarına uygun biçimde aktarmak, hâsılı, gerçek “gazetecilik” adına ne yapılacaksa hemen şimdi yapmak acil bir insanlık görevidir…


*Doçent Dr. Gülseren Adaklı Ankara Üniversitesi, Radyo Televizyon Sinema Bölümü İletişim Bilimleri Anabilim Dalı http://ankara.academia.edu/GULSERENADAKLI

[1]Bu yazının yayım süreci çeşitli nedenlerle uzadı ve bu süre zarfında Kürt hareketine yönelik karalama kampanyası hız kesmedi. Örneğin, Hakkari’nin Uludere (Qılaban) ilçesine bağlı Roboski’de 35 köylünün öldürülmesi ya da KCK operasyonlarının medyada akıl almaz biçimde devam eden temsilleri ayrı bir yazının konusu olacak ölçüde geniş bir veri alanı sunuyor.

[2] Akt. Philip Schlesinger (1994) Medya, devlet, ulus: Siyasal şiddet ve kolektif kimlik, çev. M. Küçük, İstanbul: Ayrıntı, s. 48-65.

[3] Geçtiğimiz günlerde İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin de “Kürt insanının hiçbir sorunu yoktur” buyurarak, haber başlığındaki cümleyi sarf etmişti: Takvim (2011) “PKK’lıların ortak özelliği dinsizlik”, http://www.takvim.com.tr/Siyaset/2011/11/07/pkklilarinortakozelligidinsizlik, http://www.sondakika.com/haberkurtinsanininbirsorunuyoktur-3112194/

[4] 7 Kasım 2011 tarihli Zaman’da yine karşımıza çıktı “Zerdüşt”: “Terör örgütünün dağdaki adamı, Fethullah Gülen Hocaefendi’yi ve ‘cemaat’i suçlayarak esip yağmış. Güya elinde belgeler varmış, dileyen gazeteciye verebilirmiş. Komik manzaraya bakın: Bir elinde Kalaşnikof bir elinde dosya. Kanlı terör örgütü lideri kim(ler)in ajanıdır ki dağlarda dosyalarla (!) dolaşıyor. Kaldı ki söylediklerinin yalan olduğu o iddiaların arkasından sıraladığı Bediüzzaman önermelerinden belli. Zerdüşt liderin akıl verenleri Said Nursi hakkında yeterli bilgi verememiş. Asıl tuhaf olan konu da şu: Dağdaki yılan ile şehirdeki kravatlı dostları neden hep eşzamanlı hareket ediyor ve birbirinden habersizmiş gibi davranarak hep aynı yere ateş ediyor?” E. Dumanlı (2011) “Çeyrek yüzyılın sonunda”, Zaman, 7 Kasım 2011, http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1199356&title=ceyrekyuzyilinsonunda “Dağdaki yılan”, ve “(dağdaki yılanın) kravatlı dostları”: Denklem çeşitlemeleri sürüyor… PKK ve din ilişkisi konusunda Zaman Gazetesi’nden bir “katkı” daha: ‘“PKK kamplarından şok ayin görüntüleri!”, http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1198477&keyfield=7A657264C3BCC59F74

[6] Radikal (2011) “Sırrı Süreyya’dan başörtüsü teklifi”, 12 Ekim, http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&Date=12.10.2011&ArticleID=1066045&CategoryID=78

[7] Zaman (2011) “Başbakan Erdoğan’ın konuşmasının tam metni”, 15 Ekim, http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1190950&title=basbakanerdoganinkonusmasinintammetni&haberSayfa=13; Hamdi Ateş (2001) “Başörtüsüne istismar”, Sabah, 16 Ekim, http://www.sabah.com.tr/Gundem/2011/10/16/basortusuneistismar

[8] BBC’nin “Savaş, Terör ve Acil Durumlar” başlığı altında yer verdiği editoryal ilkesi şöyle:

‘Terörist’ sözcüğünün kendisi, anlamaya yardımcı olmaktan çok anlamaya engel olabilir. Ne olup bittiğini tanımlayarak eylemin bütün sonuçlarını izleyicilerimize aktarmalıyız. Faili spesifik olarak tanımlayan ‘bombacı’, ‘saldırgan’, ‘silahlı kişi’, ‘insan kaçıran/fidyeci’, ‘isyancı’, ‘militan’ gibi sözcükleri kullanmalıyız. Başkalarının dilini kendi dilimiz gibi benimsememeliyiz; sorumlu olduğumuz şey, haber verirken nesnel kalmak ve izleyicilerimizin, kimin kime ne yaptığı hakkında kendi görüşlerini oluşturmalarına imkan vermektir. http://www.bbc.co.uk/guidelines/editorialguidelines/page/guidelineswarpracticesaccuracy/#useoflanguage

Bu yazıda kritik ettiğimiz Türk medyası sadece Kürt meselesinde değil, başka meselelerde de oldukça düşük profilli bir habercilik performansına sahiptir. Ancak Türkiye siyasetinin en önemli gündemi olduğu ölçüde Kürt meselesi bir tür turnusol işlevi görüyor…

[9] Bilgi vermeyi ısrarla reddedip saf propagandaya gömülen Türk medyasında bu örgütle ilgili “tarafsız bir bilgilendirme çabasına” rastlamak imkânsız gibi bir şey. Bu üç harf etrafında koparılan gürültüden kulakları sağır, gözleri kör eden bir bilgisizlik dağı biriktiriyor bu medya. Gazeteciler, terör örgütü olarak tanımlanan gruplar hakkında da doğru bilgi vermek zorundadır. Ama bugün Türk basınında en basit “bilgi” az rastlanır bir cevhere dönüşmüştür… En azından saf propaganda yerine bilgi içeren bir kaynak için, Gazeteci Cengiz Çandar’ın TESEV için hazırladığı rapora bakılabilir: http://www.tesev.org.tr/UD_OBJS/PDF/DEMP/11452%20SilahsizlandirmaWEB.pdf

İlgili iddianameden yola çıkarak örgütü “tanıtan” bir yazı için ise şu habere bakılabilir: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=938031&Date=28.05.2009&CategoryID=77

2010 yılının sonlarına doğru Radikal Gazetesi’nin özellikle Kürt meselesindeki göreli demokrat söyleminde belirgin bir kayma gözlüyoruz. Bunun en çirkin ifadesi 29 Eylül 2011 tarihli manşet olmuştu: “Bebek mezara, BDP meclise”… 31 Ağustos 2010 tarihi itibarıyla Radikal Gazetesi’nin genel yayın yönetmenliğine getirilen ve Fethullah Gülen cemaatine yakın Eyüp Can Sağlık sonradan özür diledi dilemesine ama Kürt meselesinde Radikal’in bariz tavır değişikliği salt bu manşetle kalmadı. 14 Mart 2011 tarihinde saldırıya uğrayan şarkıcı İbrahim Tatlıses’le ilgili dava henüz başlamamışken Sağlık’ın köşesinde PKK bağlantısından “olağan şüpheli” olarak dem vurması ilginç örneklerden sadece biridir: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1043073&Yazar=EY%DCP%20CAN&Date=16.03.2011&CategoryID=97

Bu yazıdan 1 hafta sonra (23 Mart 2011) Radikal’de çıkan haber başlığı, editörün “endişelerini” haklı çıkaran türdendir: “Tatlıses’e saldırıda PKK bağlantısı”: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1043821&CategoryID=77

Olayla ilgili iddianame yaklaşık 7,5 ay sonra kabul edildi, Tatlıses 15 Ağustos 2011 günü verdiği ilk ifadesinde PKK bağlantısını reddetti ve davanın görüşülmesine 25 Ocak 2012’de başlandı. Olayı kimin ya da kimlerin gerçekleştirdiğine dair hemen hiçbir doğru şey öğrenemesek de bu konu hakkında geçen süre zarfında yapılan haberlerin Türk gazeteciliğinin sefaletini açıkça gösterdiğini söyleyebiliriz. Ve bir şey daha belki.  Memlekette “yargıyı etkilemek” savcılarımızın pek sevdiği popüler bir suç iken, henüz iddianamesi hazırlanmamış bir davada bir gazete editörünün yargıyı değilse bile başka şeyleri etkilediğini söylemek abes olmaz sanırım…

[10] Büşra Ersanlı’nın haberleştirilmesi ile ilgili olarak Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Elemanları tarafından hazırlanan şu sayfaya bakabilirsiniz: “Prof. Dr. Büşra Ersanlı: Bir bilim kadınının haberleştirilmesi”, 4 Kasım 2011, http://ilef.ankara.edu.tr/yazi.php?yad=12570

[11] Örneğin, Genelkurmay tarafından kısa zamanda yalanlanan, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’a girdiği ya da 13 Ağustos 2011 tarihinde Anadolu Ajansı ve TRT tarafından servis edilen, KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan’ın yakalandığı haberlerini anımsayın. http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2011/10/111026_turkey_army.shtml http://www.milliyet.com.tr/karayilanbilmecesi/ombudsman/haberdetayarsiv/22.08.2011/1429608/default.htm

[12] 24-30 Ekim 2011 tarihli gazete satış raporu esas alınmıştır. Bkz. http://www.medyatava.net/tiraj.asp

[13] Kürtler söz konusu olduğunda bu gazetelerde, en çok eleştiri odağına yerleştirilen Başbakan bile pozitif bir puan kazanabiliyor. 9 Kasım 2011 tarihli Sözcü Gazetesi’nin başyazısında olduğu gibi: “Başbakan Erdoğan, ‘Kimse bizden operasyonların durmasını beklemesin. KCK’yı iyi tanımamız’ lazım.” derken haklıdır.” Sözcü (2011) “KCK mikrobu”, 9 Kasım.

[14] Bu mevzi savaşında Taraf’ın konumu diğerlerinden bir ölçüde farklı. Ancak Kürt sorununun demokratik çözümü konusunda diğerlerinden çok daha özgürlükçü mesajlar verme gayretine rağmen Taraf, devleti ve AKP’yi yıpratmama adına, destek verdiği siyasi öznenin “dilini” gerçekten özgürlükçü bir siyasete izin verecek biçimde deşifre etmiyor; böylelikle KCK adı altında Kürt legal siyasetine yönelik baskıcı uygulamaları meşrulaştırmış oluyor…

[15] Bu amaçların ulusal hem de uluslararası politikayla ilişkisi var şüphesiz, yani mesele salt bir basına ayar verme meselesi değil, daha geniş kapsamlı bir politik, ekonomik ve elbette sosyolojik çerçeve söz konusu olmalı. Birileri bu konuda derli toplu bir analiz yapsa ve en azından okuryazar kesimlere ulaştırsa ne kadar iyi olurdu…

[16] Hatta daha da ileri gidip KCK ile Ergenekon’u eşitleme eğilimi de görülebiliyor, bkz. Mehmet Ocaktan (2011) “Yeni Ergenekon KCK mı?”, Star, 7 Ekim, http://www.stargazete.com/politika/yazar/mehmetocaktan/yeniergenekonkckmihaber-387769.htm Bu eşitlemenin daha popüler versiyonlarına bir forum sayfasında da rastlanabiliyor: “Ergenekon – KCK Davaları Birleştirilmelidir.”  http://forum.memurlar.net/konu/1407199/ KCK’yi Ergenekon’la ilişkilendirme operasyonunun son örnekleri, Fethullah Gülen’in doğrudan “imha fetvası” verdiği bir konuşmasının yarattığı tepkiyle bağlantılı olarak ortaya çıktı. Özellikle, Kürt hareketinin etkili yayın organı Fırat Haber Ajansı’nda çıkan bazı yorumlarda Gülen’in Kürt düşmanı söylevlerine yönelik eleştiriler yoğunlaştı. Bu eleştiriler üzerine hem cemaatle organik ilişkisi olan hem de AKP’ye yakın diğer yayın organlarında KCK ile birlikte “Ergenekon” daha yoğun telaffuz edilmeye başlandı. Ergenekonculuğun Kürt hareketine “dışardan” taşındığına dair uçuk iddiaları gündeme taşıyan son örneklerden biri için şu yazıya bakabilirsiniz: Kurtuluş Tayiz (2011) “‘Inception’, Gülen Cemaati ve PKK”, Taraf, 18 Kasım,http://www.taraf.com.tr/kurtulustayiz/makaleinceptiongulencemaativepkk.htm. Tayiz’in yorumunun eleştirisi için bkz. Baki Gül (2011) “Fetullah Gülen haberlerinin kaynağı ve Kurtuluş Tayiz”, ANF,http://www.firatnews.tv/index.php?rupel=nuce&nuceID=53379

[17] Prof. Büşra Ersanlı’nın gözaltına alınması ve tutuklanması sürecinde ortalığa saçılan bu tür örnekler için Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin anasayfasında yer alan şu yazı ve eklere bakabilirsiniz: “Prof. Dr. Büşra Ersanlı: Bir bilim kadınının haberleştirilmesi”, 4 Ekim 2011 http://ilef.ankara.edu.tr/yazi.php?yad=12570

[18] Başka konularda olduğu ölçüde bu konuda da AKP Hükümeti’nin Van’daki depreme yaklaşımının çok önemli olduğunu söyleyebiliriz. AKP’li yöneticiler, BDP’nin siyasi nüfuza sahip olduğu Van ve çevresini ısrarla ‘afet bölgesi” ilan etmedi ve insanların en temel ihtiyaçlarının acilen karşılanması gereken bir anda hem yabancı ülkelerin kurtarma ekiplerini reddetmek gibi akıl almaz bir tutumda ısrar etti, hem de belediye yetkilileri ile işbirliğinde gayet isteksiz davrandı. Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, “deprem açısından en güvenilir Van ve Erciş’tir” dedikten yaklaşık 10 gün sonra 30 insanın hayatını kaybettiği ikinci büyük deprem meydana geldi, AKP’nin deprem bölgesindeki uygulamalarına isyan eden depremzedelere polis göz yaşartıcı bombalarla karşılık verdi…

[19] “Irak Kürdistanı Bölgesi Başkanı” ve “Kürdistan Demokratik Partisi Başkanı” Mesut Barzani için bazı gazetelerin başsayfalarında kullanılan sıfatlar şöyle: “K. Irak lideri” (Habertürk), “Irak bölgesel Kürt yönetimi lideri” (Vatan), “Bölgesel Kürt yönetimi lideri” (Star), “Irak Kürdistan bölge yönetimi lideri” (Taraf), “Kuzey Irak bölgesel yönetimin başkanı” (Türkiye), “Irak bölgesel Kürt yönetimi lideri” (Vatan)

[20] Taraf ve Yeni Şafak’ın konuyla ilgili haberlerinde Barzani’nin PKK’nın silahı bırakması gerektiği ve Başbakan’ın Kürt politikasına desteği öne çıkarılmış. Hemen hemen aynı minvalde yazılmış haber metinlerinde bir fark göze çarpıyor, ikisini de Barzani söylemiş olabilir mi: “PKK tarafından yapılan her türlü eyleme karşıyız” (Yeni Şafak) http://yenisafak.com.tr/Politika/?t=07.11.2011&i=349398; “PKK tarafından yapılan her türlü askeri eyleme karşıyız.” (Taraf) http://www.taraf.com.tr/haber/kurtsorunusilahlacozulmez.htm

[21] Mehmet Ali Birand (2011) “Son anketleri gördünüz mü?”, Hürriyet, 16 Nisan, http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=17561673&yazarid=69 Kürt meselesinde en çok kalem oynatan yazarlardan biri olan Birand’ın yakın zamanda sarf ettiği şu sözleri de, muhalif gazeteciler tarafından “geç kalmış bir özeleştiri” şeklinde yorumlanmıştı. “Bir süredir PKK’nın tasfiyesi dillerden ve medya sayfalarından düşmüyor. Bu haberlerin bir bölümünü bizler üretiyoruz. Bakanların ziyaretlerinden, Başbakan’ın konuşmalarından, bürokratların özel sohbetlerinden yola çıkarak, bir bölümü doğru, diğer bölümü kendi hayal ürünümüz olan  bir senaryo yazıyoruz ve bunun gerçek verilere dayanmayan bir senaryo olduğunu bilmemize rağmen, kendimiz de inanır oluyoruz.  Bir süre sonra, daha da ötesine geçiyoruz ve kendi senaryolarımıza dayanarak yorumlar yapmaya başlıyoruz.”, Mehmet Ali Birand (2010) “Rüya görmeyelim. PKK böyle tasfiye edilmez”, 13 Ekim, http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=16025766&yazarid=69 Birand’ın bu yazısına yönelik eleştiriler için örneğin şu sayfalara bakılabilir. http://www.firatnews.tv/index.php?rupel=nuce&nuceID=34585 http://www.firatnews.tv/index.php?rupel=nuce&nuceID=34527

2 Responses to “Psikolojik Savaş ve Türk Medyası[1]”

Trackbacks

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: