Koyma Ötekilik, Oyma Ötekilik

by Burcu Gürsel

 

Radikal Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Eyüp Can Sağlık, Dünya Engelliler Günü’ne iki gün kala yayımladığı “Hem Topal Hem Sağır!” başlıklı yazısında bu kelimeleri adet olduğu üzere mecazi anlamlarıyla kullanmış. Burada meselemiz, siyaseten doğruluk adına bireylerin kimliklerine dair sayılabilecek bir takım özelliklerin mecaz hatta espri öğesi yapılmasını denetlemek değil. Asıl sorun, bir yazının nasıl olup tam da canevine koyduğu konunun fersah fersah uzağına düşebildiğidir. Zira Sağlık’ın ilk cümlesinde “Galiba mesele tam da bu…” diyerek ilan ettiği konu “ötekilik.”  Sağlık’ın yazısında geçen, İshak Alaton ve Hayrünnisa Gül’ün diyaloğundan çıkarılan hisse, Türkiye’de “öteki” olma hallerinin çeşitliliği: “Öteki olmak için sebep çok. İlla azınlık olmanız gerekmiyor. Azınlıksanız hepten yandınız. Ama çoğunluk olmak da otomatik olarak kurtarmıyor!  . . .  Alaton haklı: ‘Bu memlekette herkes öteki.’” Bunun acısının görece güç ve iktidar mevkilerine ulaşan bireyler tarafından dahi hissedildiğini vurgulayan Sağlık, grupların iletişim kurarak dayanışma yapmak yerine birbirlerine sırt çevirdiğinden dem vuruyor. 

Burada, yine adet olduğu üzere, Mevlana Celaleddin Rumi’nin sohbete katılmasıyla işler iyice ilginçleşiyor. Ne de olsa, tasavvuf öğretileri bağlamında somuttan soyuta doğru genleşen “topallık” “sağırlık” “gibi kavramları, öylece, 2012 Türkiye’sinde bir köşeyazısının başlığına taşımaya aracı oluveriyor Mevlana. Ve yine adet olduğu üzere, Sağlık da aforizmaların dayanılmaz cazibesine kapılarak Mesnevi’den aldığı “karga ve leylek” hikayesinin bütününü—metin olarak altı kat uzunluğa erişen ahlaki ve kozmik yankılarını—göz ardı ediyor. Elbette, bu yankıların tartışılabilirliğini de.

“Hem Kürt Hem Mümin!” (mecazen)

Daha önceki uzunca bir yazımda, bir başka zincirleme benzetme kazasını ele almış, Alper Görmüş’ün Türkiye Ermenilerine destek vereyim derken Ermenileri “tecavüz mağduru”na benzetip, tecavüze uğramayı da “hastalığa” benzetmesini, bu zincirin sonucu olarak da Diyaspora Ermenilerini kendilerini sağaltamamış hastalar olarak nitelemesini irdelemiştim. Kaş yapayım derken göz çıkarmakla, yazıyı kurgulayan “mağduriyet” mantığını açık etmekle kalmıyordu bu yazı; tam da konuya dair olan somut olguyu, yani soykırımda kitlesel tecavüzün rolünü yazının dışına sürgün ediyordu.

Burada ise Eyüp Can Sağlık, Mevlana’nın hikayesi aracılığıyla mağduriyete dayandırdığı ötekilik kavramını önce “topallığa” benzetiyor: “Neden mağduriyetlere son vermek için birlikte mücadele edemiyoruz? Bu kadar mağduriyetten sonra kimsenin kendisini ‘mağdur-ötekileşmiş’ hissetmeyeceği yeni bir anayasayı hâlâ yapamıyoruz? Sakın herkes sadece kendisinin topal olduğunu düşünüyor olmasın? Galiba öyle…” “Mağdur-ötekileşmiş” (ki bu ikisi özdeş değil) ikilisini fiziksel bir engeli mecaz alarak anlatmaktaki temel sorunlardan ilki, zincirleme benzetmelerin konunun içine değil, paralel bir evrene doğru ilerlemesi. Bir tür ötekiliği  bir başkasına, onu da bir üçüncüsüne, dördüncüsüne benzetmek, üstelik bu benzetmeleri bir karşılaştırma olarak değil de her seferinde bir başka mecaz olarak gündeme getirmek, hâlâ aynı konuyu açıklığa kavuşturuyor gibi yaparken aslında konudan çıkış biletini kesmek oluyor. Sağlık da, “azınlığın mağduriyeti/ötekiliğinin  ve “çoğunluk mağduriyeti/ ötekiliği”nin “topallığa” benzediği, bedensel engellerin başlıbaşına mağduriyet ya da ötekilik kapsamında bir toplumsal gerçeklik değil de sadece masalsı bir mecaz olduğu paralel bir evrene intikal etmiş. Böylelikle, mağduriyetler/ötekilikler arasında ortak yönleri tespit etmek ve iletişim kurmak prensibini, daha önerme aşamasındayken ıskalamakla kalmıyor, ‘benzeyen’ ile ‘kendisine benzetilen’ öğelerin cebir denklemi eşitliğine, yahut geometrik bir simetriye uymadığını gözardı ediyor. Zira etnik ya da dini mağduriyeti “Hem Topal Hem Sağır!” başlığıyla verebilen Sağlık, acaba, Ortopedik Engelliler ve İşitme Engelliler hakkında bir yazıya, örneğin, “Hem Kürt Hem Mümin!” benzetmesini başlık olarak koyabilir miydi?

Hangi Mevlana, Hangi Mesnevi

 

Konu ötekilik olduğunda dahi bu tür benzetmelerin yazarın elinin altında olmasında elbette fiziksel engellere dair sözcüklerin dilin kendisine mecazi anlamlarıyla sirayet etmiş olmalarının payı var. Ayrıca bu tür mecazlara türlü boyutlarıyla hayat veren tasavvuf geleneği, örneğin Mesnevi, bir dayanak noktası oluşturacaksa eğer, söz konusu başlığın niçin iyice rahatsız edici olduğunu belki bu metin, hatta bu hikayenin kendisi aydınlatabilir. Mesnevi’de körlük, topallık ve sağırlığa dair sayısız hikaye, niteleme ve benzetmeden tek bir hisse çıkarmak isteyebiliriz. Metnin bizi, günümüz tabiriyle, “eşit, eşitlikçi” bir ilişkiye yahut “empatiye” davet etmesini umabiliriz. Ya da belki arzu ederiz ki Mevlana bize, asıl gözleri görmeyen bir ferdin gönül gözünün açık olduğunu belletsin. Fakat bedensel engeller türlü türlü durumlarda karşımıza gelir Mesnevi’de. Kimi yerde somut haliyle mağduriyet, düşkünlük, muhtaçlık durumlarını anlatmak için hikayeye dahil edilir fiziksel engeller. Her zaman değil, ancak bazen, acıma ve merhamet duygularıyla karşılanır. Bedensel engeller kâh kişinin kendi gücünü, kâh çevresindeki toplumu sınayıp, kimi zaman da sırf akla gelmedik tuhaflıkları ortaya çıkarıverir. “Sınama” olarak bedensel engel zaten ilahi takdire dair bir soyutlamayken, ilahi “tehdit” ve “ceza” olarak da yer alır metinde. Bazı hikayelerde, bedensel engellerin insanların iç dünyalarını hiç de farklı kılmadığını, herkes gibi dünyevi dert ve tasalara sahip engelli bireylerin, üstelik hiç de vehmedildiği türden bir bilgelik, iç-ses, iç-görü, manevi kudret…  vesaire geliştirmedikleri hissine kapılabiliriz. Kimi yerde bedensel engelli numarası yapılarak çevre kandırılır, ya da engeller “bahane” olarak karşımıza çıkar.  Nasıl ki toplum içerisinde iç güzellik dış güzellikle özdeşleştirilebiliyorsa, Mesnevi’de de bedensel engeller kişinin iç dünyasının bir yansıması olarak tezahür edebiliyor. Bedensel engelin ahlaki ve varlığa dair yankıları her insanın zaman zaman içine düşebileceği manevi durumları içerebilir: sıklıkla yapılan hatırlatmalardan biri, dünyevi sevginin insanı—mecazi olarak—“kör ve sağır” kıldığı. Tüm insanlığa dair en soyut boyutuyla, ilahi varlık ve aşktan yoksun insanın kör, sağır, sakat, noksan olması da, bu zengin mecazlar arasında.

Ötekileştirmede “Öz” ve “Sorumluluk” Algısı

 

Eyüp Can Sağlık, çok sevdiği “karga ve leylek” hikayesinin kozmik yankılarını unutuyor. Abdülbaki Gölpınarlı’nın çevirisiyle, “Bir kuşun, kendi cinsinden olmayan bir kuşla uçmasının, yayılmasının sebebi” başlıklı hikayenin ilk üç beytindeki “olay,” bir karga ve bir leyleğin beraber uçmasına şaşıran bilgenin keşfi: meğer iki kuş da topalmış, o yüzden kendi türleriyle değil de birbirleriyle uçarlarmış. Bu haliye, rahatlıkla “iki çok farkli kimlikten insanın mağduriyet temelinde dayanışması” aforizmasına indirgenebilecek gibi görünen bu hikaye, aslında çetin bir ahlaki soruya doğru evriliyor: Hiç iyilikle kötülük birarada olabilir mi? İyiler kötülerle barınır mı? Tasavvuf uzmanı değilim ancak anlayabildiğim kadarıyla, beğenelim beğenmeyelim, bu hikayenin devamında bulduğumuz cevap fazlasıyla net:

“Hele yurdu arş olan iri doğan kuşu, yeryüzü kuşu olan bir kuzgunla nasıl eş-dost olur?

Biri İlliyyin’in güneşi; öbürü, Siccin’den kopmuş yarasa,

Biri, her ayıptan arı bir ışık; öbürü, her kapının dilencisi bir kör.

Biri, ülker burcunda bir Ay; öbürü, pislik içindeki kurt.”

Aynı hikayenin devamında, “gül”, “bokböceğine” aynı yerde barınamayacağı konusunda ısrar ediyor. Gülün, kendisini arınmış olarak gördüğü için bokböceğini bahçesine layık bulmadığını, hatta aynı mekanda barınırlarsa aynı özden olduklarına dair de bir “şüphenin” doğmasından korktuğunu okuyoruz. Hikayenin sonunda tekrar tekrar irdelenen kitabi gönderme ise ne iyiliğin kötülükle, ne de kötülüğün iyilikle barınmak istediğini adeta tartışmasız bir hükme bağlıyor:

“Ademin ezelde bir belirtisi şuydu: Melekler, secde edilmeye değdiği için baş koydular, secde ettiler ona.

Bir başka belirtisi de şuydu: O İblis, baş koymadı; padişah benim, baş da ben dedi de secde etmedi ona.”

Hikayenin bütününü okuyunca, “topal karga ve leylek” kısmındaki karga-leylek farkının sadece türlerin farklılığından ibaret olmayıp, ahlaki, manevi, ruhani bir farka tekabül edebileceği, “topal olmak” durumunun ise bir mağduriyetten çok bir kusur, bir günah, bir “kâmil-bütün olmamak hali” olabileceği ortaya çıkıyor. Bir “karga” ve bir “leylek”, aslen yahut bir takım yönleriyle farklı bir maneviyattan gelseler de, ortak bir kusurları yahut günahları sonucu yarenlik etmek durumunda kalmış olabilirler mi?

Aslında bu hikaye bütünüyle ele alındığında, “ötekileştirmenin” mekanizmasına çok daha derinden temas ediyor olabilir. Bir boyutuyla ötekileştirme, karşıdakinin ya marazi, şeytani bir özü olduğu, yahut durumunu kendi ahlaksızlığı, kötülüğü sonucu haketmiş olduğu varsayımını içerir. Sağlık, önce ötekiliği mağduriyete dayandırsa da (kendi yorumuna göre Mevlana hikayesindeki “topallık”), bu sefer de duyarsızlıkla ilişkilendiriyor: “Hani İsmet Özel diyor ya: ‘İnsanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse, diğerine sağır.’”  Tekrar, bir mağduriyeti ve/ya ötekiliği sürekli bir başka mağduriyet/ötekiliğe benzetme adetindeki ikinci sorun geliyor önümüze: Sorumluluk atfı. Buradaki “sağırlık” benzetmesi, “kulak kesilmek” ile tezat halinde olduğuna göre, aslında bedensel engel anlamında kullanılmayıp mecazen, odaklanma, niyet, duyarlılık, seçim ve sorumluluk üstlenme anlamlarını barındırıyor. Hal böyle olunca, Sağlık’ın yazısında son sözü söyleyen Özel’in İstiklal Marşı Derneği sitesinin sağ sütunundan ibretle ve bolca okuyabildiğimiz, İslam’ın ve Türklüğün gücünü överken Türkiye’deki her türlü etnik ve dini azınlığa, aynı zamanda kadınlara ve homoseksüellere yönelik doludizgin ifadeleri konuyla alakasız kaçmıyor olsa gerektir. Bir yazıyı Mesnevi’nin ışığında şair Özel’in veciz ifadesiyle bitirmek, sıklıkla edebiyata atfedilen bir çeşit siyasi dokunulmazlığı çağrıştıracak gibi olsa da, “Hem Topal Hem Sağır!” yazısının “tam da” ötekilik üzerine olması, ve iş bu ya, tam da Dünya Engelliler Gününü öncelemesi, bu efsunu bozuyor.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: