Dedelere Anlatır Gibi: Yerel Seçimler, Olası Yolsuzluklar ve İstatistik*

by Onur Yavuz

Son 2 hafta 2014 yerel seçimlerinde “hile” olduğunu kanıtlama iddiasıyla yayınlanan bir sürü grafiğin özellikle sosyal medyada bolca paylaşılmasıyla geçti[1]. Buna dair yazdığım ilk yazıda grafiklerin aslında analitik istatistiksel verilerin (yani sayıların) anlaşılması için “yardımcı enstrümanlar” olarak yararlı olduklarını, fakat tek başına bir veri kaynağı olarak yanıltıcı ve anlamsız olabildiklerini anlatmaya çalışmıştım. Bu yazıya elbet kimi olumlu ve yapıcı, kimi ise “niye böyle seyler yazıp rahatımızı bozuyorsun” ekşiliğinde çeşitli tepkiler geldi. Fakat en önemlisi, oldukça eleştirmiş olduğum Eren Yanık çok olgun ve yapıcı bir geribildirim ile dönüş yaptı ve önemli olanın bu tür konuların kamuoyunda açıkça konuşulabilir hale gelmesi olduğunu belirtti. Bu noktada ona tamamen katılıyorum ve bu tartışmaya önayak oluşu kadar teknik eleştiriye verdiği yapıcı tepkiden ötürü de çok teşekkür ediyorum.

Ayrıca Alphan Kırayoğlu burada , burada ve burada düzgün istatistiksel analizlere imza attı (hak ettikleri ilgiyi görmedikleri hissine sahibim ve kendisine verdiği emek için teşekkür ediyorum). Bunlar olup biterken Erik Meyersson yeni bazı “grafikler” paylaştı ve bunların iddia edilen “hile” tezini analitik düzeyde ne kadar desteklediğini kontrol etme ihtiyacı duymadan kimi üniversite profesörleri çeşitli medya platformlarında “derin” hile analizleri yaptılar. Söz konusu ikinci yazısında Meyersson Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Mersin, Manisa, Gaziantep, Kayseri ve Konya olmak üzere 9 farklı şehri seçerek bunların “içinde” yaptığı analizleri aşağıdaki grafik kümesinde yan yana koyarak “bunlar arasında” olan bir farka dair iddiada bulundu. Bu seçilen 9 şehrin Türkiye’deki şehirler arası ilişkileri analiz etmek için ne denli geçerli bir “örneklem” teşkil ettiği tartışmasını (önemli olsa da) bir kenara bırakıp görsele baktığımızda burada kabaca 3 kolon bulunuyor. İlk kolonda ikisini AKP’nin kazandığı ama yarışın genel olarak rekabetçi geçtiği üç büyük şehir (İstanbul, Ankara, İzmir[2]) bulunuyor. İkinci kolonda AKP’nin iddialı olduğu ve gene yarışın rekabetçi geçtiği fakat MHP’nin kazandığı başka üç büyük şehir var (Adana, Mersin, Manisa). Son kolonda ise AKP’nin kazanmasının beklendiği ve büyük bir rekabetin beklenmediği (kaba tabirle AKP kalesi) üç büyük şehir bulunuyor (Antep, Kayseri, Konya). Bu grafikten yola çıkarak Meyersson basitçe şöyle bir imada bulunuyor: “AKP kalesi olarak nitelendirilen 3 şehirde, seçimin daha rekabetçi geçtiği diğer şehirlere kıyasla AKP’nin geçersiz oy sayısının yükselmesinden edindiği avantaj zayıflıyor, yani AKP kazanacağına emin olduğu yerlerde sandıklara geçersiz oy doluşturarak (sistematik olarak rakip parti oylarını “geçersiz” kategorisine yazdırarak) hile yapmaya gerek duymazken, diğer (güvende olmadığı, rekabetçi) şehirlerde öne geçmek/arayı açmak için böyle bir şeye ihtiyaç duymuş gibi görünüyor.” Özetle Meyersson paylaştığı grafiğe bakarak AKP’nin şehirlere göre farklı “hile” stratejileri uygulamış olduğuna dair bir çıkarımda bulunuyor (Türkiye üniversitelerinde profesörlük yapan insanlar da bir kontrol etme ihtiyacı bile duymuyorlar). Meyersson’un bu grafiği ve iddialarına mukabil burada yayınladığımız ilk yazıya da “bakın argümanlarınız yanlış, Meyersson fark olduğunu kanıtladı” gibi tepkiler geldi. Sözü edilen grafik aşağıda.

Şimdi bunun analizine girişmeden önce sizinle ufak bir deney yapmak istiyorum. Size biri kırmızı biri mavi olmak üzere iki adet kapalı mektup zarfı sunuyorum ve bir tez ortaya atıyorum: “İçinde çiçek resmi basılı olan tüm zarflar kırmızıdır.” Şimdi sizden bu tezi “test” etmenizi istiyorum, yani tezin isabetliliğini ölçmek için zarflardan birini açıp bakmanız gerekiyor.

Mavi zarfı açmayı düşünenleriniz, tebrikler, doğru test stratejisini uyguladınız ve mavi zarfın içinden bir çiçek resmi çıkmasıyla tez yanlışlanacağından, yani tez “teste tabi tutulacağından”, mavi zarfı seçmek doğru test stratejisiydi.

Kırmızı zarfı açmayı düşünenler, size de bir psikolog olarak teşekkür ediyorum, çünkü “pozitif test stratejisi” uygulayarak 1960’lardan beri bolca deneye konu olmuş olan “doğrulama eğilimi/teyid önyargısı” (confirmation bias) isimli fenomene bir kanıt daha teşkil etmiş oldunuz (Türkçe çok kısa bir açıklaması Vikipedi’de bulunuyor). Bu deneyi niye yaptığımın takdirini size bırakıyorum, son 2 haftadır dönen tartışmalara bakmak bu konuda yardımcı olabilir. Kaldı ki doğrulama eğilimi/teyid önyargısı hepimizin bireysel olarak düşebildiği bir yanılgı iken kitleselleşmesi oldukça nahoş sonuçlar doğurabiliyor. Örneğin insanların sadece kendi siyasi görüşlerine uygun gazeteleri okumaları, bu yazdığım yazıları sadece Pro-AKP insanların ciddiyetle okuması ve paylaşması, Meyersson’un yazılarını sadece Pro-CHP insanların ciddiyetle okuyup paylaşması, inatla kendi kendilerine bir çeşit sansür uygulamaları, toplumun her kesiminin aslında kendi enformasyon tekelini yaratmaya çalışması (bu tekele meydan okuyanlara ise militan tepkiler vermeleri) ve kimsenin aslında bir konuyu bilimsel/nesnel bir biçimde tartışıp anlamaya çalışmak derdinin olmaması gibi nahoşluklardan bahsediyorum.

Meyersson’un ikinci yazısına konu olan ve yukarıda paylaştığım grafiğe dönersek. Öncelikle çok net biçimde ifade etmek istediğim bir şey var: Bu grafik Meyersson’un “hile hipotezi”ne göre “şehirler arasında gözlemlenen trend farklılığı” (between groups) bağlamında hiçbir anlam ifade etmiyor (ben demiyorum analitik istatistik böyle söylüyor). Bir diğer deyişle, bazı kentler arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar var ama bu farklılıklar Meyersson’un tezini doğrulayan yönde değil. Bu noktada ikinci probleme varmış oluyoruz: Şu ana kadar sürdürülen tartışmaların çok büyük kısmının grafiklerdeki görsel nizam üzerinden şekillenmesi ve analitik-matematiksel, dolayısıyla güvenilir ve bağlayıcı sonuçlar üreten prosedürlere başvurmanın çokça ihmal edilmesi. Bu ihmal edilen kısma yönelmeye karar verdim ve biraz zahmetli bir uğraş olmasına karşın bebek adımlarıyla bir dizi “bağlayıcı” matematiksel analiz hazırladım (bunların bağlamsal ve pratik anlamlarıyla birlikte). Analize geçmeden önce ise iki not düşmek istiyorum. 1) Eğer Meyersson’un yukarıdaki grafiği gerçekten kendi öngördüğü yönde gelişen kentler arası anlamlı bir farklılığa delalet etseydi bile birinci yazımdaki “geçersiz oyların içeriğinin bilinmemesi, sınıfsal arkaplan, yaş ve eğitim” gibi formal ve demografik değişkenlere dair argümanlarım geçersizleşmeyecek, tam tersine oldukça güçleneceklerdi, çünkü yukarıdaki grafik ile iddia edilen “kentler arasi trend farkı” geçerli olduğu takdirde de ortadaki devasa bilinmezlikten bir şeyi eksiltmiyor ve yeni soru işaretleri atıyor olacaktı. Ayrıntısına analizin sonunda gireceğim. 2) Önceki yazı ve bu yazı herhangi bir partiyi aklamak, birilerini savunmak veya “seçim yolsuzluğu yoktur” gibi bir iddiayı kanıtlamak için yazılmıyor. Birinci yazıda değindiğim gibi, şahsen Türkiye’de hiçkimsenin seçim yolsuzluğundan şüphelenmesini ne ayıplarım ne de böyle bir şeye şaşırırım. Dahası böyle konuların peşine düşülmesinin devlete önemli bir uyarı sinyal verdiğini düşündüğüm için yararlı buluyorum. Dolayısıyla bu yazıların tek amacı elimizdeki verilerin (CHP STS DATA) bir seçim yolsuzluğu için geçerli/güçlü/tekil bir kanıt teşkil edip edemeyeceğini teknik olarak tartışmak ve peşinen verilmiş yargıları onaylamak için yapılan istatistiklerin doğruluğu/güvenilirliği konusunda kamuoyunu bilgilendirmek, en azından “istatistiği nasıl okumak gerektiği” konusunda bir parça bilgi verebilmek ve “gerçeği yok sayma” durumunun yaygınlaşmasının elden geldiğince önünü alabilmek. Çünkü nahoş bir gerçekliği kabul etmemek namına “kişisel bir gerçeklik” yaratarak buna göre yaşamak ve bunu kitleselleştirmek özellikle toplumsal olaylar bağlamında her türlü nahoş gerçeklikten daha riskli sonuçlara gebe bir yönelim. 3) Bu yazıyı aslında Meyersson’un ne kadar yanlış istatistik yaptığını anlatmak vb. bir niyetle de yazmıyorum, hatta benim tartışma konum aslında Meyersson’un analizi bile sayılmaz. Zira Meyersson bir bilim insanının merakıyla ve çekinceleriyle birtakım analizler yapmış, bunları paylaşmış ve ortada aslında (yorumlama kısmındaki bazı eksikler hariç) bir sorun, bir işlem hatası vb. yok. O yüzden bu yazı daha çok Meyersson’un analizlerinden “dünya yuvarlaktır” kesinliğinde çıkarımlar yapıp bunları çeşitli medya kanallarından topluma pompalayarak bilimsel sorumluluklarını çiğnemekten kaçınmayan bazı profesör titrli kişiler veya politik figürler (ve bunların yarattığı bilgi kirliliği elbette) için kaleme alındı. Öte yandan bu kişilerin kendi ortaya koydukları bir materyal olmadığından ve bilgi kirliliğini Meyersson’un analizine dayanarak yarattıklarından bu yazı da Meyersson’un materyaline referans vermek durumunda.

Peki yukarıdaki Meyersson’a ait grafik “şehirlere göre hile stratejisi farkı tezi” bağlamında neden anlamsız? Öncelikle böyle bir farklılığın gerçekten varlığı ve yokluğu bir grafik üzerinden optik verilere dayanarak değil analitik prosedürler ile tespit edilebilir. Bunun en temiz yöntemi kentler bazındaki trendlerin AKP’nin güvenli olduğu şehirler ve rekabette olduğu şehirler arasında kategorize edilerek analitik bir test ile ortalamalarının karşılaştırılması, ortaya çıkabilecek farklılığın iddia edilen teze uygun olup olmadığı ve en önemlisi de “istatistiksel olarak anlamlı olup olmadığı” olurdu. Elbette bunun için öncelikle AKP’nin kendini güvende varsaydığı ve tersi durumdaki şehirleri tutarlı biçimde birbirinden ayıracak bir kriterin tanımlanmasına ihtiyaç var. Dolayısıyla bu aslında en doyurucu yöntem olacağı halde tüm şehirleri kapsaması açısından oldukça zahmetli bir varyant olarak karşımıza çıkıyor. Bir diğer yöntem ise önceki seçimlerdeki geçersiz oy oranlarının zaman içinde gelişimini kontrol eden bir zaman seri analizi hesaplayarak gitmek olabilirdi ama elimde geçmiş seçimlere dair bu tür bir istatistiksel veri olmadığı için bu da mümkün olamadı (YSK sitesinde 2009 seçimlerine dair kesin değerler var ama işlenebilir bir veri seti bulamadım).

Bu noktada bir diğer problemle karşılaşıyoruz: Meyersson’un ortaya attığı tez sınırları net biçimde çizilmiş ve kapsamı tam olarak kurgulanmış bir tez değil. Örneğin ortada birden fazla şehri kapsayan sistematik bir hile varsa bunun tüm rekabetçi şehirlerde (aynı şekilde veya aynı başarıyla) uygulanıp uygulanmadığına dair kesin bir iddia mevcut değil. Bu haliyle de tezi ne tam anlamıyla doğrulamak ne de tam anlamıyla yanlışlamak pek mümkün görünüyor. Zaten yukarıda bahsedilen “teyid önyargısı” sorununu da öne çıkartan durum burada yatıyor, yani birden fazla teoriyle açıklanabilmesi mümkün bir veri parçacığı üzerinden sadece “kendi görmek istediği çıkarımı yapma” sorunu doğuyor. Bu sebepten ötürü görülen trendin pratikteki gücünü ölçüp anlatmayı ve alternatif açıklamalara dair analizler yaparak bunların ne kadar elimine edilebileceğini görme yoluna gitmeyi uygun buldum.

Önce “şehirlere göre şekillenen hile stratejisi” tezinin ana varsayımını tekrarlamak gerekli, sonraki adımda ise bu varsayıma dair sorular sorarak ilerlemekte yarar var:

  • Varsayım: AKP güçlü rekabetle karşılaştığı şehirlerde sandıklardan çıkan geçersiz oylardan, güvende olduğu şehirlere göre daha büyük avantaj sağlıyor, çünkü büyük ihtimal hileye başvuruyor.

• Soru 1: Buna mukabil, sandıktan çıkan geçersiz oy oranına etki eden başlıca faktör AKP-Rakip Parti çekişmesinin gücü müdür (rakip güçlendikçe aldığı oylar AKP tarafından geçersiz ilan ediliyor, belirleyici ölçüde bu yüzden geçersiz oy oranı yükseliyor)?

• Soru 2: Bunun dışında geçersiz oy oranları özellikle AKP seçmenlerinin yüksek katılım gösterdiği her yerde çeşitli demografik nedenler sonucu yükselerek ülke çapında stabil bir kur oluşturuyor ve geçersiz oy oranı yükselişini asıl etkileyen faktör olarak ortaya çıkıyor olabilir mi? Yani AKP seçmeninin bundan önceki yazıda sayılan çeşitli sebeplerden ötürü aşağı yukarı tüm şehirlerde yüksek oranda geçersiz oy kullanıyor olması ve bunun AKP kalesi şehirlerde ciddi bir çekişme olmadığından salt yüksek geçersiz oy oranı olarak sonuçlara yansırken, çekişmeli şehirlerde rakip partinin aleyhine işleyen (zayıf) bir trend olarak ortaya çıkması mümkün mü?

Birinci sorunun cevabını vermek yukarıda bahsedilen “tezin sınırlarının net çizilmemiş olması” durumundan ötürü güç, zira merkezi bir strateji var ama her rekabetçi şehirde aynı başarıyla uygulanmamış denilebilir. Bunu ölçecek net bir kriter sunulmamış.

İkinci sorunun cevabını vermek de pek kolay değil, zira ilk yazıda da burada da tekrarlandığı üzere “geçersiz oyların muhteviyatı” nedir bilinmiyor. Öte yandan en azından seçilmiş olan bu 9 şehirdeki geçersiz oy oranları 2009’daki oranlarla karşılaştırılarak bu şehirlerdeki geçersiz oy oranlarının seçimler üstü bir stabilite gösterip göstermediğine göz atılabilir ve son seçimlerdeki geçersiz oy ortalamaları analitik bir test aracılığıyla karşılaştırılarak hangi şehirlerin diğerlerinden daha yüksek geçersiz oy ürettiğine, bu şehirlerin hangi partilerin daha hakim olduğu şehirler olduğuna ve buradan yola çıkarak çeşitli partilerin seçmenlerinin oy kullanma davranışına dair bazı çıkarımlar yapılabilir. Bu şekilde alternatif açıklamaların ne kadar kolay elimine edilip edilemeyeceğine ilişkin bir fikir edinmek mümkün. İlaveten, AKP ve benzeri gelenekten partilerin hakim olduğu şehirlerde diğerlerine oranla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek geçersiz oy oranı çıkması durumunda bu şehirlerde stabil biçimde geçersiz oy üreten ABC parti taban demografisinin diğer şehirlerde de geçersiz oy oranına asıl belirleyici katkıyı yapmış olabileceği olasılığının nasıl ve hangi objektif kritere dayanarak safdışı edildiği haklı bir soru olarak ortaya çıkacaktır (geçtiğimiz haftalarda büyük bir şevkle gazete ve televizyonlara grafikler üzerinden hile analizi yapmaya giden kimi aziz Türk profesörlerinin bu durumda söz konusu soruyu hiç sorulmamış sayacaklarına dair şüphelerim mevcut elbette).

Hülasa, ikinci soruya cevap verme denemesiyle başlamakta hem analitik hem de ekonomik olarak yarar var. Zira eğer “AKP’nin kazanmak için rakip oyları geçersiz ilan etmesi” güvenli olduğu ve güvenli olmadığı şehirler arasındaki trend farkının başlıca sebebi ise, sistematik hile tezinin isabetli olması durumunda Antep, Kayseri ve Konya arasında “tutarlı olarak” geçersiz oy oranlarının (%) anlamlı bir farklılık göstermemesi (aşağı yukarı denk olması) beklenebilir. Ayrıca bu üç şehrin değerlerinin eğer “hile stratejisi” geriye kalan “rekabetçi” illerde tutarlı bir şekilde uygulanmış ise bu 6 şehirden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük olması beklenebilir (çünkü yukaridaki birinci soruda kurguladığımız varsayıma göre eger ki geçersiz oy oranının kabarmasının altındaki başlıca faktör AKP müdahalesi ise, bu söz konusu müdahale buradalarda yok, dolayısıyla çıkan geçersiz oylar “doğal” sebeplerden ötürü geçersiz olacaktır). Eğer doğal sebeplerden ötürü bu şehirlerde diğerlerine oranla daha yüksek oranda geçersiz oy çıkıyor veya diğerlerinden farklı bir oran çıkmıyorsa farklı şehirlerde kendini tekrarlayan taban demografisi argümanı önem kazanıyor. Öte yandan eğer strateji tutarlı bir başarıyla uygulandıysa geriye kalan 6 şehirden çıkan geçersiz oy oranı ortalamalarının da sistematik olarak AKP kalesi tabir edilen üç şehrin ortalamalarından istatistiksel anlamlılık sınırları içinde daha yüksek olmaları beklenebilir. Zira eğer AKP kalesi tabir edilen şehirlerde geçersiz oy oranı rekabetçi şehirlere nazaran istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek ise alternatif açıklamayı (parti taban demografisi ve buna mukabil farklı şehirlerde kendini tekrarlayan seçmen davranışı) diskalifiye etmek için objektif bir neden bulunmuyor. Elbette bu noktada şöyle bir karşı argüman ortaya atılabilir: Her şehirde geçersiz oy oranına etki eden demografik faktörün sabit olmaması mümkün. Yani Konya’da demografik faktör tek başına %5 geçersiz oy üretirken Ankara’da demografi faktörü geçersiz oyların %3’üne, geriye kalan %0.5’ine ise hile etki etmiş olamaz mı? Elbet bu da olabilir, ama önümüzdeki problem şu ki, diğer olasılık da gayet mümkün, ayrıca böyle bir durumda “hile” etkisinin ülke ve hatta tek tek büyükşehir sonuçlarını doğrudan etkileyemeyecek denli küçük olması çok büyük bir ihtimal. Bu sebepten ötürü örneğin Konya vb. kentler oldukça homojen seçmen yapısı nedeniyle (ilk 3 parti sırasıyla AKP, MHP, Saadet Partisi) İslami-muhafazakar Anadolu seçmeni için bir kontrol grubu addedilebilir. Buna özellikle AKP ve benzeri geleneğin hakim olduğu iç Anadolu’dan başkent ve kıyı metropollerine olan göç gibi faktörler eklendiğinde de İslami-muhafazakar demografi faktörünün şehirler üstü bir akışkanlığa ulaşması mantık sınırları içinde bir teori olacaktır. Öte yandan ise demografi faktörünün diğer şehirlerde de geçersiz oy oranının artmasına neden olması hala “sistematik hile” tezinin doğrudan yanlışlanmasını mümkün kılmayacaktır, Meyersson’un da “hile yoluyla yüzde şu kadar oy kazanılmış, gerisi ise falanca nedenden” gibi net bir iddiası yok, dolayısıyla bir müdahale durumunda bu kazanılan oya %0.1 oranında lehte etki etmiş ise bile haliyle bir hileden bahsetmek mümkün. Fakat tekrarlamak gerekirse, bu sonuç seçimin ülke ve büyükşehir çapındaki sonuçlarını etkilemekten çok uzak, zayıf etkileri olan, hülasa “büyük sistematik seçim hilesi” başlığı altında incelenemeyecek bir duruma tekabül edecektir (yazının son bölümü de zaten tamamen bunun analizine ayrılmış durumda). Özetle, AKP kalesi tabir edilen üç şehrin ortalamalarının diğer 6 rekabetçi şehir ortalamalarından istatistiksel olarak anlamlı biçimde fark göstermemesi veya anlamlı biçimde daha yüksek çıkması ise geriye kalan bu 6 şehirdeki görece yüksek oy oranları için ciddi biçimde alternatif açıklamalar da aramamız gerektiğine dair nesnel bir işaret olacaktır. Bu soruları cevaplamaya girişmeden önce basit bir betimsel istatistik ile bu 9 şehirde toplam geçersiz oyların toplam kullanılan oy oranına bakmak ilk iş olmalı. Aşağıdaki basit tablo bu üç veriyi içeriyor.

0914
Yukarıdaki tabloda görüldüğü üzere Meyersson’un seçtiği 9 şehirde de geçersiz oyların toplam oylara oranı yüksek bir stabilite gösteriyor ve kabaca %4-%5 bandında. Buna ek olarak oranlar 2009’dan bugüne de oldukça stabil görünüyor (maalesef YSK sitesinde 2004 büyükşehir kayıtlarını bulamadım). Öte yandan geçersiz oy oranlarında 2009’dan 2014’e en büyük artış Konya’da olmuş (%3’ten %4.7’ye 1.5 puanın üzerinde yükseliş). Bu durum da önceki yazıda da bahsettiğim “seçmen nüfusuna yeni reşit olan genç seçmenler ile en çok katkıyı yapan toplum segmentinin kim olduğu” konusunu aydınlatma gerekliliğine tekrar işaret ediyor (2014’te yaklaşık 2.5 milyon yeni seçmen oy kullandı). Bu üstteki veriler elbette henüz Meyersson’un grafik aracılığıyla iddia ettiği kentler arası “kentlere göre hile stratejisi farklılığı” tezini çürütecek bağlayıcı bir bilgi sunmuyor ama kentler arasındaki geçersiz oy oranı farkının Konya ve Manisa haricinde oldukça az olduğuna dair bir fikir veriyor. Bu noktada sözü geçen şehirlerdeki oransal (%) ortalamalar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olup olmadığını test etmek iyi bir fikir gibi görünüyor. İkiden fazla değişkenin ortalaması karşılaştırılacak olduğundan dolayı sağlıklı bir sonuç için uygulanması gereken prosedür tek faktörlü varyans analizi (one way ANOVA)[4]. ANOVA kıyaslanan grupların ilgili değişkendeki ortalama değerlerini birbirleriyle karşılaştırarak iki ana hipotez üzerinden sonuç üreten bir prosedür. İlk hipotez (H0) iki grubun ortalama değerleri arasındaki farkın sıfırdan büyük olmadığını (veya sıfırdan büyük bir fark varsa da bu farkın istatistiksel olarak anlamlı değil rastlantısal olarak ortaya çıktığını, tespit edilen farkın rastlantısallık payının %5’ten büyük olduğunu) öne sürüyor. H1 yani alternatif hipotez ise karşılaştırılan iki grup arasındaki farkın rastlantısal değil sistematik olarak sıfırdan büyük olduğunu öne sürüyor. Bu alternatif hipotezi kabul edebilmemiz için “p değeri” tabir edilen rastlantısallık olasılık değerinin en fazla %5 (0.05) ya da daha küçük olması gerekiyor. Gelgelelim ANOVA prosedürünün sağlıklı sonuç verebilmesi için elimizdeki verinin uyması gereken önşartların hiçbirine sahip değiliz: Veri normal dağılım göstermiyor, aşağıdaki boxplot’tan da görüleceği gibi ağır bir pozitif eğim, ayrıca bolca uç değer (outlier) görünüyor. Öte yandan şehirlerdeki geçersiz oy oranlarının medyan değerleri de (beyaz kutucukların içindeki kalın çizgiler) ortalama değerlere oldukça yakın görünmeleri itibariyle iç rahatlatıcılar.

Şehirler özelinde geçersiz oyların oransal dağılımını gösteren boxplot. X (yatay) aksında sözü geçen şehirler bulunurken Y (dikey) aksında bu şehirlerde gözlemlenmiş olan geçersiz oy oranları bulunuyor. Her bir nokta/baloncuk ise uç değer içeren bir veri satırını (seçim sandığı) temsil ediyor.

Şehirler özelinde geçersiz oyların oransal dağılımını gösteren boxplot. X (yatay) aksında sözü geçen şehirler bulunurken Y (dikey) aksında bu şehirlerde gözlemlenmiş olan geçersiz oy oranları bulunuyor. Her bir nokta/baloncuk ise uç değer içeren bir veri satırını (seçim sandığı) temsil ediyor.

Öte yandan grupların kendi içlerindeki varyans heterojenlik gösteriyor (Levene p = .000, Welch p = .000, Brown-Forsythe p = .000) ve hepsinden önemlisi grup büyüklükleri (şehirler) nüfus farklılığından dolayı birbirlerinden çok farklı. Bu durum normal bir ANOVA prosedürünün yanıltıcı sonuçlar doğurma ihtimalini güçlü kıldığından dirençli istatistik (robust statistics) prosedürlerinin uygulanması gerekiyor. Bu minvalde ANOVA ve benzeri çizgisel modelleri tüm standart önşartlardan bağımsız kılan ve özellikle biyoistatistikte çok kullanılan max-t testinden (Herberich, Sikorski, & Hothorn, 2010; Hothorn, Bretz, & Westfall, 2008) yararlanmayı uygun buldum.

Seçili 9 şehirdeki geçersiz oy oranı (%) ortalamalarını karşılaştıran Robust ANOVAmax-t sonucuna göre bu şehirlerdeki genel oranlar arasında istatistiksel olarak çok yüksek düzeyde anlamlı bir fark var F(8, 79866) = 124.4, p = .000[5]. Sonuç itibariyle ANOVA bir ortalama karşılaştırma prosedürü olduğundan ve ortalamalar da grup büyüklüğü, uç veriler gibi faktörlere duyarlı olduklarından verinin betimsel olarak nasıl dağıldığının ve hepsinden önemlisi yukarıda bahsedilen faktörlere karşı dayanıklı olan medyan değerinin 9 şehirde de aşağı yukarı eşit düzeyde ortaya çıkıp çıkmadığını ve ortalamanın bu medyan değerinden ne kadar uzağa düştüğünü betimsel istatistikle kontrol etmek elbette ilk adım olmalıydı. Öte yandan boxplot’ta uç değerler görünen sandıkları kısaca analiz etmek zorunlu göründü. Bu minvalde %60’in üzerinde geçersiz oy görünen Antep’teki bir sandık (Antep verisi, satır 624) bunun 240 toplam oy, 150 geçersiz ile görece büyük bir sandık olduğunu gösteriyor. Benzeri bir durum İstanbul’da %45 üzeri geçersiz görünen bir sandıkta var (İstanbul verisi, satır 7786, 295 toplam oy, 146 geçersiz). Bu durum “acaba katılımın büyümesiyle sandıklardan çıkan geçersiz oy oranı arasında nedensel bir ilişki var mı” sorusunu beraberinde getiriyor. Bu konuya ANOVA aracılığıyla şehirler arasındaki oransal geçersiz oy ortalamalarında fark var mı, ne gibi farklar var sorusunu cevapladıktan sonra döneceğim.

Aşağıdaki grafik çıktısı ise şehirler arasındaki yüzdesel ortalama geçersiz oy oranındaki farkların ne yönde olduğuna dair görsel bir fikir verirken yukarıdaki betimsel tabloda paylaşılan verilerle de uyum gösteriyor.

huberadjustedmeans

Şehirlere göre ortalama geçersiz oy oranları (%). Sarı sütunlar AKP’nin “güvende” olduğu şehirleri gösteriyor. Değerler Huber’s M düzenlemeli, uç değerlere dirençli ortalamalar (Huber, 1964).

Elbette yukarıdaki veriler henüz 9 şehrin birbiriyle kıyasına dair bir bilgi sunmuyor ama bunun cevabını Tukey Contrastsrobust post-hoc test ile vermek mümkün. Tukey çoklu kıyas tablosu görece uzun olduğundan tabloyu PDF formatında kaydedip buraya linklemeyi uygun buldum. Genel olarak ortalamalar arası farklar mikro düzeyde seyrediyor ve istatistiksel olarak anlamlı olmayan 4 karşılaştırma dışında tüm karşılaştırmalar anlamlı farklılıklar gösteriyor. “Şehirlere göre değişen hile stratejisi” tezinde “geçersiz oy oranlarını belirleyen ana etmen seçim hilesidir” varsayımıyla hareket ettiğimiz takdirde, beklenenin tersine anlamlı fark göstermeyen karşılaştırmalar (İzmir v Antep, İzmir v Kayseri, Ankara v Antep, Ankara v Kayseri) kadar ortaya çıkan anlamlı farklılıklar da bu 9 şehri baz alan “şehre göre hile stratejisi” savına birtakım soru işaretleri ortaya atıyor – daha önce belirtildigi gibi orijinal savın kapsamı ve sınırları net çizilmemis olduğundan doğrudan “yanlışlıyor” dememek daha uygun (Örneğin Konya’nın geçersiz oy oranında Manisa dışında tüm şehirlere istatistiksel olarak anlamlı fark atması, tüm diğer “rekabetçi” şehirlerin Ankara ve İzmir’e istatistiksel anlamlı fark atmaları). Eğer seçmen demografisinin ülke çapında stabil bir davranış göstermesi vb. nedenler geçersiz oy oranındaki büyümenin ciddi bir etkeni değilse, AKP’nin geçersiz oylara yüklenerek (rakip oyları bolca iptal ettirerek) hile yapma gereği görmediği “AKP kalesi” Konya’da Adana, İzmir yahut Mersin’e oranla daha düşük geçersiz oy oranı (%) olması doğal bir beklenti olurdu. Fakat Konya 9 şehir içinde oransal olarak en yüksek geçersiz oy üreten şehirlerden biri. Ondan daha yüksek geçersiz oy oranı MHP’nin kazandığı Manisa’dan gelmesine karşın bu ikisi arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı değil (rastlantısal). Linkteki uzun listeden daha rahat okunabilir olması için “rekabetçi” şehirler kategorisindeki Ankara ve İzmir’in diğer şehirlerle karşılaştırıldığı verileri iki tabloda özetledim.

 

ankaraanova

Üstteki tablodaki verilere göre Ankara’daki ortalama geçersiz oy oranı gene seçimin rekabetçi geçtiği İzmir ve AKP’nin güvende olduğu Antep ve Kayseri’den istatistiksel olarak anlamlı bir fark göstermiyor.  Aşağıdaki tablo ise İzmir’i diğer kentlerle kıyaslıyor.

izmiranova

Görüldüğü gibi Meyersson’un “her bir şehrin kendi içindeki analizini” (within group) görsel olarak yan yana koyup kıyaslayarak ortaya attığı “kentler arası (between groups) hile stratejisi farkı” tezine dair “geçersiz oy oranlarını belirleyen ana etmen seçim hilesidir” varsayımı ile gidersek herhangi bir destekleyici veri mevcut değil; bu hile stratejisinin önerdiği istikametin tersi olabilecegine ve bunların yabana atılamayacağına işaret eden anlamlı veriler ise mevcut. Seçili kentlerin çoğunda oldukça stabil bir geçersiz oy oranı görülmesine ve verili hipoteze aykırı kentlerde geçersiz oy oranının zirve yapmasına dayanarak hem yerelde farklı seçmen davranışları olduğu ve bunların da yerel demografik (sınıfsal arkaplan, eğitim, yaş, seçmenlik tecrübesi) gibi değişkenlere dayanması bu veriler ışığında çok daha sağlıklı biçimde açıklanabilir, hem de Konya’nın AKP seçmeni için model bir şehir olduğu varsayıldığı takdirde burada gözlemlenen seçmen davranışının diğer şehirlerde de AKP seçmeni için stabil kalmış olması (kendini tekrarlaması) ihtimali ve diğer şehirlerde de AKP’nin lider çıktığı sandıklarda tespit edilen görece yüksek geçersiz oy oranının ana etmeni olması mümkün. Nitekim İstanbul’un bu analizde diğer iki “rekabetçi” metropolden farklı bir oransal geçersiz oy ortalaması tutturduğunu görüyoruz. Bu durumun merakımı tetiklemesiyle “acaba katılımın büyümesiyle (nominal seçmen sayısı) sandıklardan çıkan geçersiz oy miktarı (nominal oy sayısı) arasında nedensel bir ilişki var mı” sorusunu kontrol amacıyla tüm şehirler için alan ve ilçe değişkenlerini kontrol ederek bir dizi regresyon modeli hesapladım. Bu modellerde sorduğum soru şehirlerdeki seçmen katılımı yoğunluğunun (x) sandıklardan çıkan geçersiz oy oranına (y) nasıl bir etkisi olduğuydu.

 

Aşağıdaki tabloda görüldüğü üzere, İstanbul, Adana, Antep, Kayseri, Konya ve Mersin özelinde bu regresyon analizleri sorguladığım “seçmen katılımının geçersiz oya etkisi” ilişkisini yüksek istatistiksel anlamlılık değerleriyle doğruladı. Buna göre bu şehirlerde seçmen kitlesine katılan her kişiyle birlikte sandıktan çıkan geçersiz oy sayısı 0.01 ila 0.04 bandı arasında yükseliş gösteriyor. Öte yandan Ankara’da bu ilişki anlamlı bir ters orantı şeklinde ortaya çıkıyor ve her bir katılımcıyla sandıktan çıkan geçersiz oy sayısı 0.015 oranında düşüyor (bunlar yüzdesel değil kesin değerler). Modellerin konservatif etki büyüklüğü (R2 adjusted), yani modelin veri dağılımının yüzde kaçını açıkladığına dair değerler ise %20-35 arasında seyrediyor (stokastik modeller için gayet kabul edilebilir bir ölçek). İzmir ve Manisa da ise bu iki faktör arasında anlamlı bir ilişki ortaya çıkmadı. Bu veriler ışığında ise İstanbul’un yüksek düzeyde heterojen demografisi ve devasa nüfusu ile diğer “rekabetçi” metropollere göre (örn. İzmir ve Ankara) yüksek düzeyde geçersiz oy üretmesi mantıklı biçimde açıklanabilir duruyor. Ayrıca bu bulgu da gene belli kentlerde “seçmen nüfusuna yeni reşit olan genç bireyler bazında en çok katkı yapan segment” ve göç konusu dahilinde düşünülebilir. Hülasa, 2014 yerel seçimlerinde gerçekleşen rekor düzeyde seçmen mobilizasyonu ve seçmen katılımının 7 büyükşehirde geçersiz oy miktarına etkisi yan yana konulduğunda ilk yazıda bahsedilen “seçmenlik tecrübesi” vb. değişkenlerin rolüne dair teoriler daha dikkat çekici hale geliyor (daha önce seçimlere katılmayan seçmenin kitlesel halde sandığa gitmesiyle artan oy kantitesi ve düşen oy kalitesi araştırmaya değer bir teorik ilişki).

pop2invabs

 

Peki Meyersson’un paylaştığı grafikteki veriler hiç mi bir şey anlatmıyor? Elbette bu grafiklerde “her şehrin kendi içinde” (within group) olan bitene dair birtakım anlamlı veriler var. Fakat bu regresyon değerlerinin pratikte ne anlama geldiği anlatıldığı takdirde bunların da herhangi bir “sistematik hile” için delil yahut gösterge teşkil etme ihtimali, objektif biçimde yaklaşıldığı takdirde, çok çok zayıf (bence sadece ortada pek çok faktörle açıklanabilecek çok zayıf bir trend var o kadar). Aşağıda Meyersson’un stilini izleyerek regresyon modelleri hesapladıktan ve bunların pratik sonuçlarını anlattıktan sonra ele alacağım. Bu minvalde Meyersson’un paylaştığı görselden yola çıkarak her şehir için geçersiz oy oranının (%) lider ve ikinci parti arasındaki net oy farkına etkisini sorgulayan, alan ve ilçe değişkenlerinin sabit etki olarak kontrol edildiği dirençli regresyon modelleri hesapladım. Aşağıdaki tablo bu modellerin sonuçlarını özetliyor (ardından da kötümser ve AKP lehine hile senaryosuna göre pratikte ne anlama geldiklerini anlatıp hükmü okuyuculara bırakacağım).

regresyon(fe)
Yukarıdaki tabloda görüldüğü üzere Kayseri dışında tüm şehirlerde “geçersiz oy oranı ve lider-ikinci oy farkı ilişkisi” istatistiksel olarak anlamlı. Peki bu sayılar pratik olarak ne anlama geliyor?

Adana’da her %1’lik geçersiz oy artışı, tüm diğer faktörler sabit tutulduğunda AKP’ye (MHP’ye karşı) ortalama 150 oy kazandırıyor. Bu yaklaşık olarak sandıktan çıkan her 521 geçersiz oyda AKP’nin (MHP’ye karşı) 150 oy kazançlı çıkması demek. Kötümser bir senaryoda eğer bu büyüme %100’e ulaşabilirse AKP Adana genelinde bu trendden maksimum 15000 ekstra oy avantajı kazanmış oluyor. Bu Adana’da kullanılan toplam oyun %1’ine denk gelirken MHP bu durumda AKP’ye hala 5000 oy fark atıyor.

Ankara’da her %1’lik geçersiz oy artışı, tüm diğer faktörler sabit tutulduğunda AKP’ye (CHP’ye karşı) ortalama 96 oy kazandırıyor. Bu yaklaşık olarak sandıktan çıkan her 1241 geçersiz oyda AKP’nin (CHP’ye karşı) 96 oy kazançlı çıkması demek. Kötümser bir senaryoda bu büyüme %100’e ulaştığında AKP Ankara genelinde bu trendden maksimum 9600 ekstra oy avantajı kazanmış oluyor. Bu Ankara’da kullanılan toplam oyun %003’üne denk gelirken, AKP bu maksimum ekstra oy kazancı (9600) düşüldüğü takdirde CHP’ye hala 22234 oy fark atıyor.

Antep’te her %1’lik geçersiz oy artışı, tüm diğer faktörler sabit tutulduğunda AKP’ye (CHP’ye karşı) ortalama 113 oy kaybettiriyor. Bu yaklaşık olarak sandıktan çıkan her 369 geçersiz oyda AKP’nin (CHP’ye karşı) 113 oy kaybetmesi demek. Kötümser bir senaryoda bu büyüme %100’e ulaştığında CHP Antep genelinde bu trendden maksimum 11300 ekstra oy avantajı kazanmış oluyor. Bu Antep’te kullanılan toplam oyun %1’ine denk gelirken, AKP bu maksimum ekstra oy kazancı (11300) eklendiği takdirde CHP’ye hala 297349 oy fark atıyor. Bu şehir özelinde dikkat çeken nokta “geçersiz oylarla hile trendi” tabir edilen bu trendin bu sefer %1 başına 113 oy kazancıyla CHP lehine bir durum olarak ortaya çıkması.

İstanbul’da her %1’lik geçersiz oy artışı, tüm diğer faktörler sabit tutulduğunda AKP’ye (CHP’ye karşı) ortalama 158 oy kazandırıyor. Bu yaklaşık olarak sandıktan çıkan her 3873 geçersiz oyda AKP’nin (CHP’ye karşı) 158 oy kazançlı çıkması demek. Kötümser bir senaryoda bu büyüme %100’e ulaştığında AKP İstanbul genelinde bu trendden maksimum 15800 ekstra oy avantajı oluyor. Bu İstanbul’da kullanılan toplam oyun %002’sine denk gelirken, AKP bu maksimum ekstra oy kazancı (11300) düşüldüğü takdirde CHP’ye hala 657246 oy fark atıyor.

İzmir’de her %1’lik geçersiz oy artışı, tüm diğer faktörler sabit tutulduğunda AKP’ye (CHP’ye karşı) ortalama 181 oy kazandırıyor. Bu yaklaşık olarak sandıktan çıkan her 1030 geçersiz oyda AKP’nin (CHP’ye karşı) 181 oy kazançlı çıkması demek. Kötümser bir senaryoda bu büyüme %100’e ulaştığında AKP İzmir genelinde bu trendden maksimum 18100 ekstra oy avantajı kazanmış oluyor. Bu İzmir’de kullanılan toplam oyun %006’sına denk gelirken, CHP AKP’ye hala 342077 oy fark atıyor.

Kayseri’de bu yönde istatistiksel olarak anlamlı bir trend yok.

Konya’da her %1’lik geçersiz oy artışı, tüm diğer faktörler sabit tutulduğunda AKP’ye (MHP’ye karşı) ortalama 67 oy kaybettiriyor. Bu yaklaşık olarak sandıktan çıkan her 588 geçersiz oyda MHP’nin (AKP’ye karşı) 67 oy kazançlı çıkması demek. Kötümser bir senaryoda bu büyüme %100’e ulaştığında MHP Konya genelinde bu trendden maksimum 6700 ekstra oy avantajı kazanmış oluyor. Bu Konya’da kullanılan toplam oyun %005’ine denk gelirken, AKP bu maksimum ekstra oy kazancına rağmen takdirde MHP’ye hala 552353 oy fark atıyor. Bu şehre ilişkin bir diğer ilginç detay da geçersiz oylardan rakibe karşı oy kazanma trendinin aynı Antep’te olduğu gibi burada da AKP’ye karşı işlemeye başlaması. Bu veri Meyersson’un tezini zayıflatan başka bir sonuç, zira eğer bu trendin başlıca nedeni AKP’nin sistematik hile yapması ise “hile yapmaya gerek görmediği” şehirlerde beklenilmesi normal olan sonuç herhangi bir partinin geçersiz oy oranının artmasından diğerine oranla belirgin bir avantaj sağlamaması veya geçersiz oy oranı artışının hiçbir partiye anlamlı bir etkide bulunmaması (yani tüm partilere etkisinin nötr düzeyde seyretmesi) gerekirdi. Oysa burada rakip parti (MHP) lehine tersine dönen bir trend görünüyor.

Son iki şehirden biri olan Manisa’da her %1’lik geçersiz oy artışı, tüm diğer faktörler sabit tutulduğunda AKP’ye (MHP’ye karşı) ortalama 137 oy kazandırıyor. Bu yaklaşık olarak sandıktan çıkan her 435 geçersiz oyda AKP’nin (MHP’ye karşı) 137 oy kazançlı çıkması demek. Kötümser bir senaryoda bu büyüme %100’e ulaştığında AKP Manisa genelinde bu trendden maksimum 13700 ekstra oy avantajı kazanmış oluyor. Bu Manisa’da kullanılan toplam oyun %1.5’ine denk gelirken MHP bu durumda AKP’ye hala 30031 oy fark atıyor.

Mersin’de her %1’lik geçersiz oy artışı, tüm diğer faktörler sabit tutulduğunda AKP’ye (MHP’ye karşı) ortalama 95 oy kazandırıyor. Bu yaklaşık olarak sandıktan çıkan her 465 geçersiz oyda AKP’nin (MHP’ye karşı) 65 oy kazançlı çıkması demek. Kötümser bir senaryoda bu büyüme %100’e ulaştığında AKP Mersin genelinde bu trendden maksimum 6500 ekstra oy avantajı kazanmış oluyor. Bu Mersin’de kullanılan toplam oyun %006’sına denk gelirken MHP bu durumda AKP’ye hala 39991 oy fark atıyor. Mersin’de ayrıca AKP üçüncü parti olduğundan ikinci olan CHP’nin oy miktarı daha sağlıklı bir analiz için modele eklendiğinde AKP lehine işleyen bu trend %1 geçersiz başına 74 oya düşüyor (%21 düşüş).

Bu regresyon değerlerinin pratik anlamının açıklanması sonucunda ortaya çıkan yukarıdaki net rakamlar ile hala bu veri setinden (CHP STS DATA) sistematik ve bir merkezden şehirlere göre kurnazca uyarlanmış dev bir seçim hilesine dair kanıt veya gösterge okumak isteyen varsa elbette bunu yapmakta serbest ama bilimsel bir yaklaşımdan ziyade sadece görmek istediğini görmek doğrultusunda çok güçlü bir motivasyon gerektiriyor ve bu henüz hikayenin sonu degil. Bu regresyon değerlerinden %1’lik geçersiz oy oranı başına ortaya çıkan kazanç/kayıp trendlerinin gücünü okuyoruz. Ama bu değerler bize “en kötümser senaryo”nun gerçekleşip gerçekleşmediğini, gerçekleştiyse hangi şehirlerde gerçekleştiğini anlatmıyor. Zira regresyon sonuçları bu %1’lik trendlerin kaç iterasyon boyunca kendilerini tekrar ettiklerini ve bu trendin kaç iterasyon sonucu AKP’ye (Antep’de CHP’ye, Konya’da MHP’ye) toplam kaç oy kazandırdığını anlatmıyor. Anlatamaz da, çünkü geçersiz oy havuzu içinde kaç geçersiz oyun hangi parti lehine/aleyhine iptal edildiğine dair elimizde bir istatistik yok. Örneğin Adana’daki 52080 oyun toplamda yüzde kaçının AKP lehine/aleyhine iptal edildiğini bilmiyoruz (regresyon sadece sandık sandık sütun ve satırları karşılaştırarak trend tespit ediyor). Dolayısıyla sonuç itibariyle gene birinci yazıda bahsettiğimiz noktaya dönmüş bulunuyoruz: Elimizde geçersiz oyların muhteviyatına dair veri yok. Bir diğer sorun ise bu yazının başında bahsedilen “seçili 9 şehrin Türkiye’deki şehirlerdeki siyasal kümelenme farklarını ne derece iyi temsil edecek bir örneklem olduğu” sorusu, zira bu seçilim örneklem teorisinin şart koştuğu kurallara değil göz kararına dayanıyor.

Öte yandan bu değerlerin Türkiye ve büyükşehir ortalamalarını etkileme ihtimalinin görünmemesi, ortada zayıf da olsa çeşitli şehirlerde kendini tekrar eden bir trend olduğu ve bundan en azindan Meyersson’un seçtiği bu 9 sehir içinde çoğunlukla AKP’nin avantaj kazandığı bir gerçek. Hülasa, Türkiye ortalaması ve büyükşehir sonuçlarına etki etmese bile, 1 oy farkla belediyelerin el değiştirebildiği bir ortamda bu tür kaymaların özellikle küçük beldelerde etkisini göstermesi ihtimali mevcut. Dolayısıyla haksız biçimde kazanılmış 1 oy bile başkasına yapılmış bir adaletsizlik ve küçümsenmeden üzerinde durulması, üzerinde duranların da ayıplanılmaması gereken bir durum. Sonuç itibariyle bir ülkede azımsanmayacak bir grup insan seçim sistemine güvenini yitirmişse bununla ilgili kendi kendisiyle hesaplaşması gereken taraf devlettir.

Ek olarak, bu analizlerde ortak bazı sorunlar var. Birincisi bu analizlerin hiçbiri resmi veriye dayanmıyor. Ben bu yazıyı yazarken göz attığımda Meyersson artık CHP STS verisini de bir kenara bırakmış yurttaş inisiyatiflerinden topladığı verilerle “grafikler” yapmış, üçüncü bir yazı yazmıştı. Bu tür verilere güvenip güvenmemek kişinin kendisine kalmış bir şey elbette. Kendisine kolay gelsin diyor ve iyi çalışmalar dileklerimi yolluyorum. Benim için konunun pek tartışılacak bir yanı kalmadı (olur ya çok büyük sürprizler içeren resmi veriler veya titiz analizler ortaya çıkmadığı takdirde).

Bu modellere göre AKP’nin MHP ile çekiştiği şehirlerde oy oranları arasındaki fark CHP ile çekiştiği şehirlere göre daha küçük. Bu iki partinin de milliyetçi-İslami söylemlere ağırlık veren karakterde ve bu noktalarda ortak bir seçmen havuzuna hitap ediyor olmasıyla da açıklanabilir.

İlaveten, farklı şehirlerde geçersiz oy ortalamaları ve bunların parti farklarına etkisi bağlamında kendini gösteren veri farkları aynı zamanda Türkiye’deki “merkezi seçim kriterleri”nin lokalde ne kadar titizlikle uygulandığını ve bunun ne kadar kontrol edilebilirliğini sorgulatıyor. ABC Partinin güçlü biçimde örgütlendiği yerde oy geçerlilik kriterlerini (gerekirse orman kanunlarını yürürlüğe sokarak) sıkılaştırması veya esnetmesi durumu göz ardı edilmemesi gereken bir ihtimal. Dolayısıyla özellikle taşradaki bazı yerlerde örneğin düşük/yüksek geçersiz oy oranlarının oynamasının ardında bölgede güçlü örgütlenmiş tarafın oy sayımında kendi geçerlilik/geçersizlik kriterlerini kabul ettirmesi (merkezlerde ise ortak kontrolün daha yoğun olması dolayısıyla kriterlerin daha iyi uygulanması) gibi bir durum mümkün. Bu durumun hasıl olduğu yerlerde ise örneğin seçmenin oy pusulasına mührü bastıktan sonra rakip partiye de çarpı işareti koymasının veya pusulanın yanlış zarfa konulmasının “hoşgörülmesi” sebebiyle aslında merkezde geçersiz sayılacak bir oyun taşrada esnetilen kriterlerle geçerli sayılması[7] durumları ortaya çıkabilir (ya da örgütlenme durumuna göre tam tersi). Fakat bu durumun bir defalık bir seçim şaibesinden ziyade artık Türkiye’de uzun süredir oturmuş, oldukça çarpık işleyen bir seçim sisteminin, sonuçları daha ziyade küçük beldelerde hissedildiğinden bugüne dek makro planda çokça göz ardı edilen ürününe tekabül etmesi güçlü bir ihtimal. Gelgelelim lokal planda sahadan gelen şikayetlerin ve kötü tecrübelerin aydınlatılması bu eldeki regresyon değerlerine dayanarak değil tutanaklara vb. bağlayıcı belgelere sahip çıkılarak ve sorunları adli takibe alarak mümkün olacaktır. Bu tablo için hesap vermesi gerekenler ise, seçmeninden ülke çapında oy istediği halde ülkenin her yerinde sandığını ve seçmeninin oyunu savunacak (iktidar kavramının yürürlükte olduğu yerde hiçbir şey rakibin iyi niyetine bırakılamaz) gerekli örgütlenmeyi niye yapamadığını seçmenine anlatmakla yükümlü “kaybeden” partiler ve İstanbul’a ikinci bir boğaz açmak kadar çılgın projelere finansman yaratacak imkanı kendinde bulan ama kötü işleyen, ilkel, sorgulanan ve gelişmiş dünyanın alaya aldığı bir seçim sistemini merkezi olarak gerçek zamanlı, dijital kayıt altına alınabilir ve lokal olarak izlenebilir modern bir sistem ile yenilemeyi aklının ucundan bile geçirmeyen, dolayısıyla kazandığı seçimde muhalif halk kitlesi tarafından meşruiyetinin sorgulanmasını pişkinlikle karşılayan iktidardır (seçim sırasında sunucuya fare kaçar sistem bozulur diye değiştirmiyor da olabilirler elbette, ya da belki dijital sistemler “gayri-milli” oluyordur bilemedim).

Sözü bağlarken kişisel bir not düşmek istiyorum. Bir önceki yazımın ardından özellikle sosyal medyada şahsım hakkında aslında benim gerçek bir kişiden ziyade bu blogdaki başka bir yazarın yarattığı bir karakter olduğuna dair tuhaf söylentilerin çıkarıldığı bilgisini edindim. Açıkçası muktedirinden, muhalifine çok sayıda insanın yıllardır hoşlarına gitmeyen her şeyi “falanca Soros’tan fonlanmış, filanca Faiz Lobisi’nden yemlenmiş” minvalinde tartışma eğilimi gösterdiği bir ülkede benim için de böyle birşeyler denmesi çok şaşırtmazdı ama “aslında var olmadığım” teorisi oldukça orijinal oldu. Bu tür şehir efsaneleri çıkarmak yerine onur.yavuz[at]uzh.ch veya onur.yavuz[at]alumni.uzh.ch adreslerinden benimle özel iletişime geçerek sormak istediğiniz soruları vb. şeyleri doğrudan iletebilirsiniz.

 

Bibliyografi

Herberich, E., Sikorski, J., & Hothorn, T. (2010). A robust procedure for comparing multiple means under heteroscedasticity in unbalanced designs. PloS One, 5(3), e9788. doi:10.1371/journal.pone.0009788

Hothorn, T., Bretz, F., & Westfall, P. (2008). Simultaneous inference in general parametric models. Biometrical Journal. Biometrische Zeitschrift, 50(3), 346–63. doi:10.1002/bimj.200810425

Huber, P. J. (1964). Robust estimation of a location parameter. The Annals of Mathematical Statistics, 35(1), 1–474. Retrieved from http://projecteuclid.org/euclid.aoms/1177703732

 

* Bu yazının çeşitli aşamalarında soru, yorum ve önerileriyle katkıda bulunmuş Ayda Erbal, Arhan Ertan, Eylül Harputlugil ve Burak Tekin’e teşekkür ederim.

[1]Aslında bu da 2 hafta önce yayınlanması düşünülen bir yazıydı, fakat 2004 ve 2009 verilerini de kullanarak analiz yapmak istediğimden son 2 hafta da çeşitli kanallarla bu verilere ulaşmaya çalışarak geçti (herhangi bir veriye ulaşamadım).

[2]Şehir seçimlerinin sübjektif oluşu örneğin bu noktada da bir sorun teşkil ediyor. Zira İzmir’in ne kadar rekabete açık, ne kadar “CHP kalesi” olduğu açık bir soru.

[3]2009 seçimleri kayıtlarında Manisa’ya dair büyükşehir bazında bilgi mevcut değil.

[4]Varyans analizinin nedensellik ilişkilerini tespit eden regresyon analiziyle akraba ve bu ilişkileri salt kategorik bağımsız değişkenler üzerinden yapabilmeyi sağlayan bir prosedür olduğunu not düşelim.

[5]Titiz okuyucular için not: Robust ANOVA’ya rağmen sonuçlarda bir farklılık olup olmadığını kontrol etmek amacıyla bu tür veri setleri için öngörülen nonparametrik Kruskal-Wallis H-Test ve daha da konservatif bir prosedür olan Median Test’i uyguladım. 9 şehrin genel oransal ortalamaları arasındaki istatistiksel olarak yüksek düzeyde anlamlı fark bu testlerde de tekrarlandı. Bunun dışında tüm 9 şehrin de medyan değerlerinin çok ufak farklılıklar göstererek aynı düzeyde görünmesi ANOVA sonuçlarının hatalı olması ihtimalini oldukça zayıflatıyor. Bununla da tatmin olmadığım için ANOVA’ya paralel 3000 örneklem simülasyonlu bir bootstrapping ile sonuçlarda olabilecek “bias”ı kontrol ettim. Bootstrapping’in gösterdiği bias sonuçları da iç rahatlatıcı düzeyde düşüktü (.000001 ila .000011 gibi).

[6]Mersin özelinde AKP görece ufak bir farkla CHP’nin ardından üçüncü.

[7]Meyersson’un paylaştığı grafik 9 şehir arasındaki farkı anlamlı biçimde gösteriyor olsaydı bile bu olasılıktan ötürü demografi ve seçmen davranışı argümanı geçerliliğini kaybetmemiş olacaktı.

 

Advertisements

2 Comments to “Dedelere Anlatır Gibi: Yerel Seçimler, Olası Yolsuzluklar ve İstatistik*”

  1. sayın yavuz,
    yazılarınızı büyük bir keyifle takip ediyorum özellikle gezi direnişiyle ilgili yazılarınız benim için oldukça ufuk açıcıydı, tıpkı bu yazınız gibi. bunun için size ne kadar teşekkür etsem azdır. ancak bu yazıda anladığım kadarıyla 2009 verileriyle 2014 verilerini karşılaştırırken ciddi bir hataya düşmüşsünüz (elbette yanılıyor olabilirim). 2009 yılında istanbul ve kocaeli hariç diğer büyükşehir belediyelerin belediye sınırı ile il sınırı farklıydı yani büyükşehirde sadece birkaç ilçe oy kullanıyordu ama 2014 yılında bu durum değişti büyükşehir belediye sınırları tıpkı istanbul ve kocaeli gibi il sınırlarına genişletildi ve o ilin sınırları içinde ikamet eden herkes büyükşehir belediyesi için oy kullandı. örneğin mersinde 2009 ylında dört metropol ilçe vardı (akdeniz, toroslar, yenişehir ve mezitli) ama 2014 te köyler de dahil herkes büyükşehir belediye başkanlığı için oy kullandı. bu yüzden bu iki veriyi karşılaştırmanın çok uygun olmadığını düşünüyorum. eğer karşılaştırma yapılacaksa sadece 2009 da metropol ilçe konumundaki ilçeler karşılaştırılmalı veya 2009 yılının il genel meclisi üyelikleri ile 2014 yılının belediye meclis üyelikleri karşılaştırılmalı ama bunlara dair de zaten çok ciddi hile iddiaları bildiğim kadarıyla yok 2009 yılında büyükşehir belediye başkanlığı için oy kullanmayan ama 2014 yılında kullanan seçmen genel olarak kırsalda yaşayanlar bu durumun da geçersiz oy oranları üzerinde etkisi olabilir ayrıca daha önce defalarca kez yerel seçimlere katılıp ilk defa büyükşehir belediye başkanlığı için oy kullanma durumunun da bir değişken olarak dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum.
    kolaylıklar…

  2. Yazidaki regresyon analizi ile ilgili:

    1inci – 2inci parti arasindaki oy farki SAYISI gecersiz oy YUZDESI uzerine regres edip sehirler arasinda karsilastirmanin sistematik bir duruma isaret edilmedigi soylemissiniz. Yazidan ornek vermek gerekirse, İstanbul’da her %1’lik geçersiz oy artışı, tüm diğer faktörler sabit tutulduğunda AKP’ye (CHP’ye karşı) ortalama 158 oy kazandırıyor. Konya’da her %1’lik geçersiz oy artışı, tüm diğer faktörler sabit tutulduğunda AKP’ye (MHP’ye karşı) ortalama 67 oy kaybettiriyor. Bu coefficientlarin karsilastirilmasi mumkun degil, cunku Istanbul ve Konya’daki %1 gecersiz oy sayisi farkli. Orjinal regresyonda hem aciklanan hem de aciklayici degiskeni neden ayni olcu biriminde kullanmadiginizi anlamak zor.

    Bir de buldugunuz rakamlar cok kucuk ve Meyersson’un Alan FE regresyonu ile bulduklari ile ne kadar karsilastirilabilir oldugunu tartisirsaniz guzel olur. Standard hatalari alan duzeyinde cluster ediyor musunuz ?

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: