Ve “Öteki” Çocuklar: Görülmeyen, Duyulmayan, Konuşulmayan -2

by Azad Alik
Gemma Aguasca © Council of Europe http://www.gemmagas.com/

Gemma Aguasca © Council of Europe
http://www.gemmagas.com/

Adem Arkadaş @aatftc (röportaj: Ayda Erbal @aydaerbal)

(Azad Alik editörlerinden Ayda Erbal’ın Uluslararası Çocuk Hakları Merkezi’nden İnsan Hakları ve Çocuk Hakları Sorumlusu Adem Arkadaş’la yaptığı ilk röportajdan sonra editörler arası yazışmalarda özellikle geçiş döneminde çocuk hakları konusunda merak ettiğimiz başka başlıklar da olduğunun farkına vardık. Dolayısıyla Adem Arkadaş’la yaptığımız röportaja bir üçüncü bölüm eklemeyi uygun gördük. Bu serinin üçüncü bölümünü Aralık ayında yayımlayacağız.)

1-Otuz senelik çatışmanın kamuoyunda bilinen bilançosu 40 bin can kaybı, bunun ne kadarı çocuktu, bu veriyi tutmuş veya ilgili kurumlardan istemiş bir çocuk hakları kuruluşu var mı?

Çocuk hakları sivil toplum örgütleri çok etkin değiller bu konuda. BM Çocuk Hakları Komitesi ile Türkiye’nin görüşmeleri için bir STÖ raporu (http://www.cocukhaklariizleme.org/wp-content/uploads/NGO-Report-TR.pdf ) hazırlarken bazı bilgilere ulaşmıştım. Örneğin “Bir Göz de Sen Ol! Çocuk Ölümlerini Durdur!” adli sivil toplum girişiminin hazırladığı kampanya raporuna göre son on bir yılda 477 çocuk devlet güvenlik güçlerince öldürülmüştür (http://www.birgozdesenol.org/?p=136 ).

Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV, 2011) bir başka STK raporu 241 çocuğun güvenlik güçlerince öldürüldüğünü öne sürmektedir, bunların yirmisi gözaltındayken, üçü tutukluyken, 72’sı hukuk dışı öldürmeler sonucu, 128’i kara mayınları ve patlamamış askeri teçhizat sebebiyle, 18’i yargısız infaz sonucu öldürülmüştür (http://bianet.org/bianet/insan-haklari/130650-tihv-devlet-11-yilda-241-cocuk-oldurdu ).

Yani, insan hakları örgütleri, özellikle Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ve İnsan Hakları Derneği (İHD) can kayıpları ile ilgili kayıt tutmuş. Bunun yanında yakın zamanda bazı araştırma vakıfları da konu ile ilgili araştırma yapmış. Örneğin, Türkiye Ekonomik Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın “Kim Bu Dağdakiler” raporu silahlı çatışmaya katılmış çocuklar ile ilgili kısıtlı bilgi içeriyor. (http://www.tepav.org.tr/upload/files/1335350447-4.Kim_Bu_Dagdakiler.pdf ) Yine farklı taraflar konu ile ilgili kendi görüşleri doğrultusunda bilgi sunuyor. Örneğin, Türkiye Demokrasi Forumu’nun sayfasında silahlı çatışmada öldürülen çocuklarla ilgili ayrı bir bölüm açmıştır. (http://www.tuerkeiforum.net/trw/index.php/Sava%C5%9Fta_%C3%B6len_%C3%A7ocuklar#.C4.B0HD_Diyarbak.C4.B1r_.C5.9Fubesinin_raporu )

Bunun yanında 2013 yılında TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nun bünyesinde kurulan “Terör ve Şiddet Olayları Kapsamında Yaşam Hakkı İhlallerinin İncelenmesine Yönelik Alt Komisyon” raporu hazırlanırken çocuk hakları örgütleri katılım sağlayamamışlardır. Bu nedenle de raporda ne yazık ki “çocuk terörist” gibi talihsiz ve çocuğun insan haklarını zedeleyen kavramlar ile silahlı çatışmalarda çocuk ölümlerinden ve diğer hak ihlallerinden bahsedilmiştir. (http://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari/belge/TER%C3%96R%20VE%20%C5%9E%C4%B0DDET%20OLAYLARI%20KAPSAMINDA%20YA%C5%9EAM%20HAKKI%20%C4%B0HLALLER%C4%B0N%C4%B0%20%C4%B0NCELEME%20RAPORU.pdf )

Kısaca silahlı çatışmalarda çocuk hakları konusunda STÖler olarak ilgili uluslararası insan hakları hukuku gözetilerek etkin bir izleme yapılmadı. Bunun birçok nedeni var tabii. Bunlardan biri, yaşananların çok uzun yıllar silahlı çatışma olarak analiz edilmemesi. Bir diğeri, çocuk yaşam hakkı ihlallerinin sadece silahlı çatışma durumunda değil, bir ölçüde silahlı çatışmanın da şekillendirdiği siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel, psikolojik ortamın yarattığı durumlar içinde gerçekleştiğinin görmezden gelinmesi sonucu gerçekleşmesi: ifade özgürlüğünün, barışçıl toplanma özgürlüğünün, kendini ilgilendiren kararlara katılma hakkının kısıtlanması; işkence ve kötü muamele, nefret söylemi gibi toplumsal barışı tehdit eden suçların cezasız kalması; adalete inancın azalması (her konuda cezasızlık ve gelirin eşitsiz dağılımı dahil)… çocukların toplumsal gösterilere katılmaları onların hakları olduğu halde bir cendere içinde bir taraftan terörist diğer taraftan halkın koruyucuları, bir diğer taraftan kullanılan piyonlar olarak görülmeleri, bu bakış açılarını değiştirmeye yönelik çocuk hakları bakış açısıyla çalışan örgütlenmelerin azlığı ve güçsüzlüğü en fazla yine çocukları, sağlıklı gelişimlerini ve geleceklerini etkiliyor.

2- Yine aynı çatışma esnasında Kürt çocukları ağırlıkta olmak üzere pek çok çocuk babasız kaldı, babasız büyüdü, bazılarıysa babalarının ardından gösteri yaparken yaralandı ya da öldürüldü. Çocuk hakları STÖlerinden bu dönemde bölgede aktif olan ve sağlık personeliyle birlikte çocukların psikiyatrik gereksinimlerini karşılayan var mıydı?

Aslında bu konuda çok az STÖ çalışmakta, daha çok Güneydoğu Anadolu bölgesinde faaliyet gösteren kadın hakları örgütleri (örneğin KAMER http://www.kamer.org.tr/ ) ve sınırlı sayıdaki çocuk (örneğin Çocuklar Aynı Çatının Altında Derneği (ÇAÇA) ve Başak Kültür ve Sanat Vakfı http://www.basaksanatvakfi.org.tr/ ) ve zorunlu iç göç üzerine çalışan örgütler (örneğin Göç Vakfı http://www.gocvakfi.org.tr/tr.html ve Akdeniz GöçDer http://www.akdenizgocder.org/ ) zorunlu iç göçten zarar gören çocuklarla çalışmaktalar ve bazan da hak ihlali izlemesi yapmaktalar.

Özellikle afet zamanlarında büyük destek hizmetleri veren Türkiye’nin en büyük psiko-sosyal destek STÖleri bu konuda etkin çalışmalar yapıp yapmadıkları konusunda çok bilgim olmamakla birlikte doğrudan silahlı çatışmalardan ve silahlı çatışmalara dönüşen toplumsal olaylardan etkilenen çocuklar için psikososyal destek hizmetleri veren STÖ girişimleri varsa görünür olmadıklarını söylemek yanlış olmaz.

3- Geçiş dönemi adaleti nedir? Bu konuda kimler çalışıyor?

Bir ülkede yaşanan çok büyük ve ağır (yani, yıllar sürmüş ve nüfusun tümünü, siyaseti, ekonomiyi, kültürü, toplumsal yapıyı, yasaları ve uygulanışlarını etkilemiş) insan hakları ihlaleri sonrası ülkelerin toplumsal barış için insan hakları ihlallerinden doğan zararları onarmak, tazmin ve telafi etmek, yaşanan hak ihlalleri ile ilgili gerçekleri açıklamak/öğrenmek, bozulmuş sistemleri düzeltmek, yani insan hakları ihlallerinin bıraktığı kötü mirası kaldırıp insan haklarına saygılı yönetim ve sosyal barış sistemleri oluşturmak için atılan adlı (yasal değişiklikler ve oluşmuş hak kayıplarını onarmaya telafi etmeye yönelik yargılama) ve adli olmayan (sosyal politika önlemleri) dönemsel önlemlere geçiş dönemi adaleti (transitional justice) deniyor.

Bu konudaki bazı çalışmalar Açık Toplum Vakfı (Open Society Institute & Soros Foundations Network Türkiye) tarafından desteklenmekte. Örneğin, yaşanan kayıplar/zorla kaybedilenler ile ilgili (enforced disappearances) de çalışmalar yapan Hakikat Adalet Hafıza Çalışmaları Merkezi (http://hafiza-merkezi.org/ ) ve beraberinde birçok insiyaifin, Gündem Çocuk Derneği’nin (http://www.gundemcocuk.org/projeler/gecis-donemi-adaletinde-cocuk/ ) gerçekleştirdiği çalışmalar sayılabilir. Şüphesiz alanda bu ya da benzeri çalışmaları destekleyen başka ulusal ve uluslararası STÖler de var. Son 4-5 senede İsveç Kalkınma Ajansı Sida bu konudaki data ve işbirliği toplantılarına TESEV gibi yerel STÖler aracılığıyla yoğun destek verdi. Bildiğimz kadarıyla İHD de kendi kaynaklarıyla çalışmalarda bulundu. Bunların yanısıra Hrant Dink Vakfı’nın Tarih ve Hafıza Araştırmaları Teşvik Fonu bulunmakta.

Hanzala üzerine çeşitleme * Bekir Arslan http://goo.gl/NvSZ78

Hanzala üzerine çeşitleme * Bekir Arslan http://goo.gl/NvSZ78

4- Kamuoyunda çocukların, büyüklerin bile tehlikede olduğu eylemlere çıkmasının, bazen ebeveynlerin çocukları bu çeşit eylemlere götürmesinin veya bu eylemlere çıktılarsa (Berkin Elvan örneğinde olduğu gibi) büyükler gibi vurulmalarının beklenilir olduğunu düşünenler var. Sonuncusunun kabul edilebilir bir düşünce olarak yerleşmesinde dönemin başbakanı Erdoğan’ın büyük hatası ve sorumluluğu var. Ancak Filistin’li Hanzala’da (Taş Generaller) simgeleşmiş, Türkiye’de de kimin yaptığına bağlı olarak oldukça normal karşılanan, bir ‘silahlı örgütlerin çocukları devşirmesi’ konusu var. Çocuk hakları savunucuları bu konuda ne gibi çalışmalar yapıyor?

İlk soruya verdiğim yanıtta da belirttiğim gibi çocuk hakları savunucuları silahlı çatışmalara çocukların yer alması konusunda herhangi bir çalışma yürütmüyor. Toplumsal eylem yapma ya da toplumsal eylemlere katılma barışçıl toplanma özgürlüğü hakkı, kendini ilgilendiren kararlarda karar alma süreçlerini etkileme/yönetime katılım hakkı gibi temel medeni ve siyasi haklar çerçevesinde çocukların temel hakları. Bu haklarını kullanabilmeleri için gerekli eğitsel, yasal, sosyal, kültürel, ekonomik, sağlıklı ortamı sağlamak ise devletin/hükümetlerin/kamu idaresinin yükümlülüğü. Tüm yükümlülükler yerine getirilse de getirilmese de çocuklar değişik nedenlerle silahlı çatışma ortamlarında kalabilir, silahlı çatışmanın parçası olabilir (kandırılarak, hile ile, ya da kendi idaresi ile). Bu durumlarda da devletler çocukları korumakla ve silahlı çatışma ortamında yaşadıklarını telafi etmek, çocuğa psikososyal, rehabilitasyon ve yeniden sosyal bütünleşme desteği sağlamakla yükümlüdür. Çocuğa zarar veren kişilerin de adaletin önünde çocuğa hesap vermesi sağlanmalıdır.

Yapılması gereken STÖ çalışmaları da su an itibariyle kamu idaresine yükümlülüklerini hatırlatmaktan ibaret kalıyor. Çocukların değişik gruplar tarafından silahlı çatışmanın tarafı olmasını önleme, öldüğünde suç duyurusu yapma konusunda daha yapmamız gereken çok iş var.

5- Yukarıdaki soruya bağlı olmakla birlikte, çocuğun hayatını siyasi nedenlerle değil ağır ihmal nedeniyle tehlikeye atmış anne babaları kim dava ediyor? Benim gördüğüm kadarıyla annebabanın dramının ve hikayesinin ebeveynin sorumluluğunu gölgelediği ve çoğunlukla umursanmadığı. Bu çeşit kamu davası takip eden bir çocuk hakları örgütü var mı? Halihazırda böyle kaç dava var, biliyor muyuz?

Sorunların büyüklüğünden ve daha yeni yeni oluşmaya gayret eden bir çocuk hakları sivil toplum örgütlenmesi bu tür kamu davası açma ve takip etme konularında yetersiz. Yeni bir girişim Çocuk Alanında Çalışan Avukatlar Ağı – ÇAÇAv (http://bit.ly/131vFXD ) belki bu konuda çalışabilir.

Bahsettiğiniz şekilde ve anne-baba/bakmakla yükümlü kişi sorumluluğunu yerine getirmediğinde genelde savcılıklar dava açabiliyor. Ancak kamu idaresi ve yönetimi sistemindeki yetersizliklerden de doğabilen ihmalde sadece anne-babanın/bakmakla yükümlü kişinin davalanması yeterli bir çözüm değil. Siyasi ve ekonomik sistem ve çocuğa zararlı kültürel ve toplumsal pratiklerin de gözden geçirilip sorunun köküne inmek için çalışma yapılması gerekiyor.

Yasaları kullanarak savunuculuk ve stratejik davalama bu çerçevede çocuk hakları STÖlerinin yeni yeni keşfetmeye başladığı, çocuklar için önemli değişim araçları.

6-Çocukların hakları kadar özgürlükleri de çocuk hakları savunucularının meselesi: Size göre çocuğun çocukluğu ne zaman bitiyor, ne zaman karar verme kapasitesine eriştiği varsayılıyor?

Yasalara göre 18 yaşınının dolmasıyla (TÜİKin yaptığı gibi 17 yaş değil! Kamu davası açmak gerekecek bu yasadışı uygulama için galiba). Ancak çocuklukluk değişik alanlarda farklı yaşlar belirlenerek “yapabilirlik” eşikleri belirleniyor. Türkiye bu konuda çocukları koruyacak şekilde bu eşikleri tekrar gözden geçirmeli.

Türkiye’de 12 yaşını doldurduysanız cezai ehliyetiniz var demektir, 17yi doldurduysanız evlenebilirsiniz ve reşit/ergin olabilirsiniz, 15 yaşından itibaren yasal olarak çalışabilirsiniz, 15 yaşını doldurduysanız cinsel ilişkiye girmek için olur verebilirsiniz. Ancak cinsel üreme sağlığı da dahil sağlık hizmeti almak için ailenizin izni gerekir, hakkınızı arayabilmek için belli bir yaş belirlenmemekle birlikte çocukların erişimine açık bir adalet sistemi olmadığı için çocukların haklarını aramalarında belli prosedürler geliştirmek adına çalışmalar yapılmalı. Örneğin, Bahçeşehir Üniversitesi’nin geçtiğimiz Nisan ayında yayınladığı bir araştırmada çıkan sonuçlara göre Avrupa Birliği standartlarına göre Türkiye’de her üç çocuktan ikisi şiddetli maddi yoksunluk içerisinde yaşamakta (http://betam.bahcesehir.edu.tr/tr/2014/04/uc-cocuktan-ikisi-siddetli-maddi-yoksunluk-cekiyor/ ). Bu bilgi ışığında özellikle çok düşük olan ceza ehliyeti yaşının yukarı çekilmesi elzem görünüyor.

7- Özellikle büyüklerin dini özgürlükleri söz konusu olduğunda çocukların dini özgürlüklerini ya kamunun ya da ebeveynin daha iyi bildiğine ilişkin bir tartışma var. Bu tartışmaların bir tarafında çocuk mutlak seküler bir kamunun uzantısı olarak görülürken diğer tarafında, bazı liberaller dahil, çocuğu ailenin uzantısı olarak görme dolayısıyla çocuğun dinle ilgili yönelimine ailenin karar vermesi gerektiğini iddia ediyorlar. Çocuk hakları ve özgürlükleri içinden baktığımızda bu konuyu çocukların da lehine olacak bir şekilde çözmenin yolları neler?

BM Çocuk Haklarına dair Sözleşme’sinin (CHS) 5. Maddesi şöyle diyor konu ile ilgili: Taraf Devletler, bu Sözleşmenin çocuğun sahip olduğu hakları çocuğun kendisinin uygulamasında/kullanmasında çocuğun gelişen kapasitesi ve yetenekleri ile uyumlu olarak, çocuğa yol gösterme ve onu yönlendirme konusunda ana-babanın, yerel gelenekler öngörüyorsa uzak aile veya topluluk üyelerinin, yasal vasilerinin veya çocuktan hukuken sorumlu öteki kişilerin sorumluluklarına, haklarına ve ödevlerine saygı gösterirler.

Yine Madde 14§1. ise: Taraf Devletler, çocuğun düşünce, vicdan ve din özgürlükleri hakkına saygı gösterirler.

14§2. Taraf Devletler, ana-babanın ve gerekiyorsa yasal vasilerin; çocuğun kapasitesinin ve yeteneklerinin gelişmesiyle bağdaşır biçimde haklarının kullanılmasında çocuğa yol gösterme konusundaki hak ve ödevlerine, saygı gösterirler.

14§3. Bir kimsenin dinini ve inançlarını açıklama özgürlüğü kanunla öngörülmek ve gerekli olmak kaydıyla yalnızca kamu güvenliği, düzeni, sağlık ya da ahlâki ya da başkalarının temel hakları ve özgürlüklerini korumak gibi amaçlarla sınırlandırılabilir.

Yani, hak çocuğun hakkı, anne-babanın hakkı değil, hakkı çocuk kullanmalı. Bu da çocuğun kapasitesinin ve yeteneklerinin gelişimi düşünülerek, çocuğa sadece yol göstermek şeklinde olmalı.

İnsan hakları hukukunda, din, inanç, vicdan, düşünce özgürlüğü olarak geçer. Tek başına kullanılmaz. Bunun nedeni din özgürlüğünün diğer özgürlükler ve haklar içinde uyumlu olması gerekliliğidir. Diğer inançları tehdit edemez din özgürlüğü. Çocuğun kendi hakkıdır ancak ebeveynler yönlendirici olabilirler, devlet buna saygı duymalıdır ancak devlet tüm inançlara aynı derece saygı duymalıdır.

BM Din ve İnanç Özgürlüğü Özel Raportörleri okulda dini sembollerin kullanımı ile ilgili şöyle demekte: okulda dini sembollerin kullanımı ile ilgili yasal düzenleme yapılabilir, bu düzenlemenin insan haklarını ihlal etmemesi, ayrımcılığa yol açmaması için tüm dini semboller için geçerli olmalı, tüm din ve inançlara eşit durmalı. Diğerlerinin pahasına/zararına sadece bazı inançların ya da dinlerin sembollerine izin verip diğerleri için düzenleme on görmüyorsa bu ayrımcılık suçuna tekabül eden bir uygulama olarak anlaşılır. Devlet hem özgür iradesiyle dini sembol taşımak isteyenleri korumalı hem de toplumsal cinsiyet ve kadın/erkek eşitliği bağlamında zorla dini sembol kullandırılmak istenenleri korumakla yükümlüdür. Burada, çocukla ilgili çocuğun hem bireysel hem de bir grup olarak yüksek yararının öncelikli düşünülmesi gerekliliği vurgulanmış.

(http://www.ohchr.org/EN/Issues/FreedomReligion/Pages/Issues.aspx )

BM Medeni ve Siyasi Haklar Komitesi CCPR/C/82/D/931/2000 kararında eğitimin etkin uygulanmasını engelleyecek dini sembolik uygulamaların uygun olmayacağını belirtmiş.

Yani çocuklar ne kamu mali ne anne-babanın mali, kendi başlarına bireyler. Çocukların gelişimleri düşünüldüğünde somut anlamadan soyutu anlamaya (adalet vb) geçiş ortalama/yaklaşık 12 yaşlarında gerçekleşiyor (her çocuğun farklı geliştiği bilinmeli, belirtilen yaş sadece bir ortalama). Dini inançların anlaşılması ise daha sonra gerçekleşiyor.

(http://www.tandfonline.com/doi/abs/10.1080/0141620800030107?journalCode=cbre20 )

Bu nedenle en doğrusu çocuklara din inanç vicdan özgürlüğü haklarını kullanmaları için dinler bilgisi, farklı dinler, felsefe eğitimi verilmeli, yani yol gösterilmeli ancak çocuğun üzerinde bir baskı oluşturmamak gerekiyor.

Nefret Ailevi Bir Değer Değildir http://goo.gl/gV2kVJ

Nefret Ailevi Bir Değer Değildir http://goo.gl/gV2kVJ

8-Röportajın ilk bölümünde LGBTİ çocukların konuşamadığımız konular arasında olduğunu belirtmiştin. Bu konuda çocuk hakları savunucuları ne yapıyor? Sağlık profesyonelleriyle ortak bir çalışma var mı? Örneğin çocuğunun cinsel yöneliminin farklı olduğunu farketmiş anababaların önünde ne gibi seçenekler var? Hak savunucuları ana baba çocuk ve çocuk psikiyatri zincirinin neresinde? Tıp fakülteleriyle, özellikle aile hekimliği eğitimi esnasında işbirliği var mı? Anababa ve doktorun şu ya da bu nedenle anlayışlı olmadığı durumlarda diyelim çocuk ve genç yetişkinlerin kendi başlarına hak kuruluşlarına başvurduğu durumlar oluyor mu?

Tabu konulardan biri LGBTİ çocuklar konusu. Çocuk hakları savunucuları ve örgütleri bu konuda sessiz. LGBTİ hak örgütleri ise sessiz bazı çalışmalar yürütüyor. Örneğin, LİSTAG (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans, İnterseks Bireylerin Aileleri ve Yakınları Grubu http://listag.wordpress.com/ ) ve KAOSGL Derneği iki örgütlenme.

KAOSGL Derneği’nin aşağıdaki yayınları oldukça yol gösterici.

LİSTAG’ın ise

Bunların yanında, bazı LGBTİ oluşumları Çocuğa karşı Şiddeti Önlemek için Ortaklık Ağı ve Çocuğa karşı Ticari Cinsel Sömürü ile Mücadele Ağı içerisinde yer almaktalar. Ancak nedense hala LGBTİ çocuklar konusunda çalışma yapılmadı bu iki ağda da.

Özellikle okullarda ve İnternet ortamlarında LGBTİ çocuklara zorbalık ve nefret suçu konusunda çocuk hakları ve LGBTİ örgütleri ortak çalışmak zorundalar.

28 Şubat döneminde tutuklanmış Yakup Köse http://goo.gl/ovijSv

28 Şubat döneminde tutuklanmış Yakup Köse http://goo.gl/ovijSv

9- Kamuoyunda çocukların dahil olduğu pek çok siyasi dava bilinirken en azından duyulmuşken Yakup Köse’nin yıllar önceki davasıyla pek çok insan ancak geçtiğimiz yıl tanıştı. Yakup Köse henüz çocukken süren davalarını takip eden STKlar var mıydı? Çocuk hakları sözkonusu olduğunda bile bu seçici tutumu neyle açıklamalıyız?

Sanmıyorum, tam bilgim yok aslında. 28 Şubat dönemi davası olduğu için STKların pek karıştıklarını sanmıyorum o dönemde. Çocuk hakları örgütleri daha önce de değiğim gibi yeni yeni insan hakları örgütleri olduklarını anlayıp daha etkili savunuculuk (dava takibi, davalama vb) yöntemleri konusunda açılıyorlar.

Seçicilikten ziyade neredeyse ayrımcılık belki diyebiliriz. Hangi kesimden olursa olsun eşitleyici koruma sağlayamıyoruz çünkü politik olmak yerine partizan oluyoruz galiba çocuk hakları STÖleri ve savunucuları olarak. Türkiye’nin kurumsal kültürü olmuş olabilir bu tavır.

10- Amerika’da posta kodu ile taranabilecek cinsel taciz suçlu veritabanı var, Türkiye’de özellikle çocuklara ilişkin cinsel taciz suçlularını takip etmeye yönelik bir proje var mı?

Türkiye’de böyle bir cinsel suçlu veritabanı çalışması yok. Bu konuda hem BM, hem biz STÖler, hem de bazı iktidar milletvekilleri öneriler yaptı. Sanıyorum bireysel veri/bilgi güvenliği sorunu ve yasalara güvensizlik, diğer siyasi güvensizlik (bu verilerin güvenliğinin sağlanamaması başka insan hakları ihlallerine yol açabileceği düşüncesi) bu alanda gelişmeyi engelliyor olabilir.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: