Özyönetim ve Doğal Kaynaklar

by Azad Alik

[Editörlerin Notu: Azad Alik’te, Türkiye’nin etnisiteler ve bölgelerarası eşitlik sorununa ve Türkiye Kürdistan’ı dahil yerinden yönetime ilişkin çözüm önerileri de içerecek yeni yazı dizisinin 2. bölümünü yayımlıyoruz. Harran Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyelerinden Prof. Dr. Nazım Kadri Ekinci’nin bu yazısı daha önce Serbestiyet‘te yayımlanmıştı.]

Nazım Kadri Ekinci*

Kürdistan’da her düzeyde konuşmada/tartışmada sıklıkla dile getirilen bir husus bölgenin doğal kaynak bakımından çok zengin olduğudur. Özellikle su kaynakları ile buna dayalı elektrik üretimi ve petrol en çok öne sürülen hususlar oluyor. Bazen buna söyleyenlerin de pek inanmadığını hisseder gibi oluyorum ama gene de bu yönde özgüven güçlü ve giderek “bizim” elektrik batının sanayini ayakta tutarken bizim ödeme yapmamamız da normaldir noktasına geliniyor. Bu yazıda bölgenin bu açıdan hızlı bir fotoğrafını çekerek bazı tespitlerde bulunacağım.

Önce neredeyse tamamı Adıyaman dâhil bölgede üretilen ham petrolü ele alalım. Sonuçlar aşağıdaki Tablo 1’de özetlenmiştir.

Screen Shot 2016-02-24 at 12.31.32 PM

Buna göre bölgenin bilinen ham petrol potansiyeli çok yetersiz ve kısa ömürlüdür (bu noktada 2013 toplam ham petrol ithalatının da son yıllara göre düşük kaldığını belirtelim, kıyas için daha iyi bir rakam 20 milyon ton olabilir). Üstelik üretilen petrolün kalitesi ve araç yakıtı üretimine uygunluğu da hesaba katılırsa bölgenin ihtiyacını karşılamaktan da çok uzaktır. Batman rafinerisinde satılan mazot ve benzinin bölgenin kendi üretimi olduğu yaygın bir kanıdır. Ama Tüpraş’a bağlı olan rafinerinin web sitesinden ürün sayfalarına bakıldığında bunların esas itibariyle İzmir, İzmit ve Kırıkkale rafinerilerinden getirilerek satılan ürünler olduğu görülecektir. Özetle çok büyük bir keşif olmadığı sürece ham petrol bölge için önemli bir iktisadi potansiyel değildir. Tabii varsa bile büyük bir keşif için gerekli teknoloji ve yatırımın da genellikle göz ardı edildiğini belirtmek gerekiyor. Son yıllarda petrol arama faaliyetlerinin daha çok denizlere yönelmiş olması bölgede petrolün varlığı ile bulma ve çıkarma maliyetlerinin yüksekliği konusunda gösterge olabilir.

Gelelim elektrik üretimine. Öncelikle bölgede elektrik esas itibariyle hidrolik denilen yöntemle yani barajlı ya da akarsu üzerinde su enerjisi ile üretilmektedir. Türkiye’de elektrik üretiminin kaynakları Tablo 2’de gösterilmiştir.

Screen Shot 2016-02-24 at 12.31.12 PM

Buna göre Türkiye’de elektriğin yaklaşık yarısı doğalgaz çevrim santrallerinde üretilmektedir. Kömürü de ekleyince elektrik üretiminin neredeyse %80’i elde edilmektedir. Yani hidrolik kaynakların hepsi bölgede de olsa (ki değildir) bölge Türkiye’nin elektrik üretiminde ağırlıklı bir yere sahip değildir. Kurulu güç ile üretim arasındaki orantısızlık kurulu gücün sürekli kullanılamamasından kaynaklanmaktadır. Bu anlamda hidrolik kurulu güç çok verimli değildir, çünkü su seviyeleri yağışlara bağlıdır. Öte yandan doğalgaz ve kömür ile çalışan kurulu güç daha düzenli (bakım onarım aralıkları hariç) kullanılabilmekte ve daha düşük kurulu güç ile daha fazla elektrik üretilebilmektedir. Bu tür santraller daha çok sanayi bölgelerinde vardır ve “batı” sanayi gereksinimi olan düzenli elektrik açısından bölge kaynaklarına bağımlı değildir.

Bölge ile ilgili daha doğrudan bilgiler Tablo 3’te verilmiştir.

Screen Shot 2016-02-24 at 12.30.11 PM

Buradan görüldüğü gibi çok zengin olduğu düşünülen hidrolik kaynaklar bölgeye yakın sanayileşmiş dört il kadar (ki Antep için tüketim/üretim = %384’tür) üretim yapamamaktadır. (B) bölgesindeki toplam üretim bölgesel olarak ancak yeterlidir. Yani bu alanda da düşünüldüğü kadar büyük bir zenginlik söz konusu değildir.

Özetle genel olarak Türkiye’de olduğu gibi bölgede de zenginlik ancak yatırım ve çalışmakla olur, hazırdan bir zenginlik kaynağı yoktur. Bölgenin su kaynaklarının daha fazla kullanılması tarımsal üretimin artması için de gereklidir. Barajları bir düşman gibi görmenin anlamı da yoktur. Bölgedeki barajlar sayesinde Mardin ve Batman gibi sulama elektriğinin çok kullanıldığı illere elektrik verilebilmektedir. Örneğin yapımı durma noktasında olan Silvan barajı çok büyük sulama potansiyeli olan bir barajdır. “Gün ola devran döne”, bilinmez, bakarsınız bölgede bir gün vergi almak durumunda olan özyönetimler olursa en azından geliri yüksek, vergi ödeme potansiyeli olan bir tarım kesimi olur. Bölgeyi yönetmeyi tahayyül edenler olaya biraz da bu açılardan yaklaşmalı, yatırımları potansiyelleri ile değerlendirmeli ve daha fazla üretim, daha fazla refah hesapları yapmalıdır. Bir de barajlar kimin olursa olsun üretilen su (sulama) ve elektriğin bedeli alınmadan barajları ayakta tutmak, yenileme yatırımları ve daha önemlisi yeni yatırımlar yapmak mümkün olamaz. Dolayısı ile bedava elektrik çağrıştıran ve yapılamayacak vaatlerle bu konuda olabildiğince fırsatçı davranan halka hoş görünmek yerine, çalışmak ve üretmek üzerine kurulu gerçekçi bir gelecek kurgulamak gerekir.

*Nazım Kadri Ekinci, Harran Üniversitesi, Ekonomi Bölümü  kadirdb@hotmail.com

Advertisements

2 Trackbacks to “Özyönetim ve Doğal Kaynaklar”

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: