Demokratik Özerklik: Ne kadar Özerk? Ne kadar Demokratik?

by Nuhat Muğurtay

Kaynak: http://goo.gl/AyCPH6

[Editörlerin Notu: Azad Alik’te, Türkiye’nin inançlar, etnisiteler ve bölgelerarası eşitlik sorunlarına ve Türkiye Kürdistan’ı dahil yerinden yönetime ilişkin çözüm önerileri de içerecek yazı dizisinin 3. bölümünü yayımlıyoruz. Dizinin ilk iki bölümü Harran Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyelerinden Prof. Dr. Nazım Kadri Ekinci’nin daha önce Serbestiyet’te de yayımlanmış yazılarından oluşuyordu. Bu yazılara HerkesİçinÖzerklik sayfasından erişebilirsiniz.]

Nuhat Muğurtay*

Demokratik özerklik kavramı son yıllarda gündemde sıkça kendisine yer bulan fakat ne olduğu konusunda bir uzlaşmanın olmadığı siyasal kavramlardan sadece bir tanesi. Kavramın önemi çözüm/çatışmasızlık sürecinde ve öncesinde Kürt sorununun siyasi çözümü için gündemleşmesinden geliyor. Ana akım Kürt siyaseti demokratik özerkliği  geleneksel egemenlik kuramları ile açıklanabilen özerklik, federasyon, konfederasyon ve bağımsızlık gibi kavramlar üzerinden tartışmış olsaydı kavram kargaşası neredeyse hiç yaşanmayacaktı.  Fakat ana akım Kürt hareketinin kavramı ortaya koyuş şekli geleneksel egemenlik kuramlarına çok mesafeli olmakla birlikte,  zaman içinde sürekli evrimleşmekte ve değişmektedir. Kavramın geleneksel güç ve yetki paylaşımını öngören kuramlara karşı masafeli, hatta yer yer karşıt olmasının sebebi hem siyasi manevra alanını geniş tutması hem de kuramsal olarak farklı yönlere esneyebilmesidir. Kavramın tanımlandığı ucu açık metinler ana akım Kürt siyasetinin kimi zaman ancak bağımsız bir devletin elde edebileceği yetkileri talep etmesine, bazen sadece kültürel haklar ve demokratik belediyeciliği gündeme getiren bir siyasi çözümü gündemleştirmesine sebep oluyor. Bu yazıda ana akım Kürt Siyaseti içerisinde adem-i merkeziyetçilik tartışmasının izlerini sürmekle birlikte, kavramın içeriğinin geldiğimiz noktada daraldığını iddia edeceğiz.

Türkiye’deki diğer Kürt siyasi hareketlerinin adem-i merkezileşme algısına bakacak olursak, taleplerin ve siyasetin daha net ve tanımlanabilir olduğunu görürüz; Hak-Par kendi parti programında açıkça federasyon talebini dile getirmekte, federe yönetimle merkezi yönetim arasındaki görev paylaşımını çok net ifade etmektedir: “Türkiye’nin siyasi ve idari yapısı federal bir tarzda yeniden yapılanmalı. Kürtlerin çoğunlukta olduğu bölge olmak üzere, ekonomik, sosyal ya da toplumsal farklılıkların gerektirdiği diğer bölgelerde federe yapılar kurulmalı. Diplomasi, ulusal güvenlik, maliye gibi ulusal ölçekli hizmetlerin dışında kalan; eğitim, sağlık, ulaşım, asayiş gibi hizmetler federe bölgelerde seçilecek bölgesel meclislerin yetki alanına bırakılmalı.”[i] Görüldüğü gibi burada sınırlar çok net ifade edilmekte ve neyin talep edildiği de daha açık ifade edilmektedir. Hatta 2007’de KADEP Genel Başkanı merhum Şerafettin Elçi şunları söyleyecektir: “Bir kere Demokratik Özerklik diye bir kavram ne ne idari bilimlerde ne de siyasi literatürde yok. İdari özerklik diye bir şey var. Öteki Öcalan’ın kullandığı bir kavram. Netlik de yok. Ama federatif sistemin siyaset biliminde, Anayasa Hukuku’nda bir karşılığı var ve bilinen bir yönetim modelidir. Bu daha net ve ileri bir aşamadır.”[ii]  Ana akım Kürt siyaseti ile ilişkili farklı organlar tarafından yayınlanan özerklik metinlerinde ise yine muğlaklıklar göze çarpmaktadır.

Demokratik özerklik nedir?’ diye sorduğumuzda Öcalan’ın yazdığı kitaplardan,  KCK’nin belgelerine kadar farklı versiyonlar cevap olarak karşımıza çıkmaktadır. Adem-i merkeziyet ile ilgili hazırlanmış en net ifadelerin BDP’nin 2013’te Meclis Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na sunduğu anayasa taslağında yer aldığı söylenebilir. Farklı demokratik özerklik metinleri var olmakla birlikte, her bir metin karşılaştırmalı okunduğunda kavramdan ne kast edildiği konusunda henüz bir konsensüse varılmadığı görülmektedir.

Yanı sıra bugünkü hendekler üzerinden yapılan öz yönetim tartışması özerkliği kurucu politikanın yüklemi değil, karşıtlık politikasının yüklemi yapmaktadır. Hendekler ve şiddet üzerinden gündeme gelen özerklik ve öz yönetim kavramları PKK’de, buna karşıt politika ise devlette kemikleşmiş gözükmektedir. Bu durumda adem-i merkezileşme tartışmaları barışın değil, çatışmanın diline pelesenk olmaktadır. Bu yazıda yapıcı ve çözüm odaklı bir adem-i merkeziyetçilik tartışmasının yolunu açabilmenin imkanlarına da değineceğiz. Bunu yaparken, öz yönetim meselesini idealist özerklik algısının handikaplarına ve iç çelişkilerine yoğunlaşarak analiz edeceğiz.

Demokratik özerklik kavramı ana akım Kürt siyaseti ve Abdullah Öcalan tarafından bir çözüm modeli olarak öne sürülen fakat uzun bir süre birkaç örnek dışında üzerinde çok fazla tartışma yürütülmeyen bir kavramdır.[iii] kurt-sorunu-ve-demokratik-ozerklikDevlet, Öcalan’la  görüşmelerde gündeme gelen talepler üzerinden özerklik meselesini dikkate almış, fakat çözüm sürecinde model olarak öne sürülen bir kavramı güvenlikçi sebeplerle ‘maksimalist’ bulmuştur. Kavramın bir diğer handikapı ise siyasi partiler ve devletin dışında aranmalıdır. Türkiye toplumunun önemli bir kesiminde özerklik ve federasyon gibi kavramlar doğrudan bölücülük ve ayrılıkçılık olarak algılanmakta, özerklik veya federasyonun bir arada yaşamanın yolu olabileceği fikri kendisine taraftar bulamamaktadır.

 AK Parti ve Adem-i Merkezileşme

Bunun yanında AK Parti’nin iktidara gelmesinden bugüne kadar geçen süreçte adem-i merkezileşme noktasında yapılan ya da yapılmak istenen reformların da altını çizmek gerek. AK Parti’nin geleneksel merkeziyetçi sistemde değişiklik yapma arzusunun ilk örneği 2004 yılında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından veto edilen kanun tasarısıyla gündeme geldi. ‘Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun’ isimli tasarı TBMM’de kabul edildi. Ahmet Necdet Sezer, 51 Madde’den oluşan bu tasarıyı anayasaya aykırı olduğu için reddetti. Anayasanın merkez-çevre ilişkilerini tanımlayan 126. ve 127. maddeleri dayanak gösterilerek veto edilen bu kanun tasarısının bölgeselleşme konusunda Cumhuriyet tarihinde önemli bir yer tuttuğunu söyleyebiliriz. DTK Eşbaşkanı Hatip Dicle Birikim dergisine verdiği röportajda bu girişimin önemine değiniyor: “AK Parti döneminde 2004’te kamu yönetimi yasası diye bir reform yasası çıkarıldı, yerinden yönetimleri güçlendiren, bizim bugünkü projemizin de neredeyse %50’sini karşılayan bir idari siyasi sistem reformuydu.”[iv] Adem-i merkezileşme bahsindeki reformlara bir  başka örnek, yine başta Cumhurbaşkanı Sezer tarafından reddedilen fakat sonradan kabul edilen 5203 sayılı il özel idaresi kanunu ve 5393 sayılı Belediye Kanunu’dur. Değiştirilmek istenen İl Özel İdaresi kanunu ‘İl Özel İdaresi; kanunlarda başka bir kamu kurum ve kuruluşuna verilmeyen mahalli müşterek nitelikteki her türlü görev ve hizmeti yapar, gerekli kararları alır, uygular ve denetler’ denmektedir. Bu değişiklik bütün yasal engellere rağmen gerçekleşmiş fakat yukarıdaki ifade kaldırılmıştır. [v] Dolayısıyla adem-i merkezileşme açısından önemli bir fırsat kaçırılmıştır. Bunun yanında AB uyum yasaları çerçevesinde gündeme gelen Kalkınma Ajansları Kanunu’nu da hatırlamak gerekir. Öyle ki bazı ulusalcılar, Kalkınma Ajansları Kanunu’nu bölünme yasası olarak damgalayarak anayasaya aykırı olduğu iddia etmişlerdi.[vi]

AK Parti’nin bölgeselleşme ya da yerinden yönetimleri güçlendirme talebi dönemin statükosu tarafından dirençle karşılaştı; sadece Ahmet Necdet Sezer’in anayasaya aykırılık iddiasıyla veto etmesi değil, yerleşik zihniyet anlamında da bir dirençti bu. Zihniyet alanında en somut tepki Birgül Ayman Güler’den geldi. Güler 2006 yılında yayımlanan ‘Yerel Yönetimler: Liberal Açıklamalara Eleştirel Yaklaşım’ kitabında neredeyse bütün adem-i merkezileşme taleplerinin liberal ve emperyal bir komplo olduğunu ispatlamaya çalışıyordu.

Sonuç olarak, her ne kadar AK Part ilk dönemlerinde adem-i merkezileşme konusunda kanun değişiklikleri gündeme getirse de, son kertede AK Parti’nin önerdiği hiçbir yasal değişiklik yerelleşmede valiliğin konumunu değiştirebilecek güçte değildi. Geldiğimiz noktada ise AK Parti’nin bölgeselleşme veya yerelleşme hususunda reform yapması bir yana, Binali Yıldırım yeni hükümet programında üniter yapının esas alınacağını vurgulamaktadır.  Dahası Kürt meselesi ile ilişkili olan ya da olmayan herhangi bir adem-i merkezileşme ibaresine rastlanmamaktadır.

Farklı Özerklikler

Özerklik kavramının siyasi ontolojisi neden önemlidir?  Kısa vadede muhtemel bir çözüm sürecine uzak olsak dahi ileride adem-i merkezileşme her halûkarda çözüm sürecinin ve yeni anayasal düzenin önemli tartışmalarından birini oluşturacaktır. Bu nedenle, dikkate alınmamış olan bu sorulara cevap vermek önemlidir.

Demokratik özerklik kavramını incelediğimizde bunun temelde  ana akım Kürt siyasetinin savunduğu idealist görüşü yansıttığını söyleyebiliriz. Diğeri ise daha çok mevcut koşullar çerçevesinde olabildiğince adem-i merkezileşmeyi savunan görüştür (federalizm, idari özerklik, bölgeselleşme vs). Bu iki görüş çoğu zaman birbirine karışmış halde karşımıza çıksa da aşağıdaki gibi bir ayrım sunmak mümkün:

20160524_0130581.si ana akım Kürt hareketinin genel görüşü radikal demokrasi olarak tanımlanan ve KCK’nin iç güvenliği üstlendiği bir bölgede ocak-komün-mahalle meclisi- ilçe meclisi şeklinde piramit tarzı meclislerin kurulduğu siyasal sistemdir. Bu tarz bir özerklik öz savunma mefhumu ile bir arada ele alınmaktadır. Örneğin 2011 özerklik ilanı temmuz çatışmalarının başlangıcına, 2015’te ilan edilen özerklik ise şehir çatışmalarının başlangıcına denk getirilmiştir. Özerklik ilanlarıyla başlayan çatışmalar ana akım Kürt siyasseti tarafından öz savunma çerçevesinde ele alınmıştır. Bu çatışmalarda devlet kapitalist modernite olarak iktidarı merkezileştiren güç, demokratik özerkliği savunan demokratik örgütlenme ve bireyler ise evrensel adem-i merkeziyetçi güç olarak resmedilmektedir.[vii] Ana akım Kürt siyasetinin savunduğu idealist görüş insanlık tarihinin bütün evrelerinde bulunan ‘demokratik öz’ün ve onun değerlerinin gerçekleşmesinin demokratik modernitede açığa çıkacağını savunmaktadır. Bu kesimi özerklik konusunda ‘idealist’ kesim olarak adlandırmak mümkün. Bu sav, tarihsel olarak antik çağlardan bugüne kadar toplumun bir şekilde içinde var olan radikal demokrasiyi evrensel hakikatın taşıyıcı gücü olarak demokratik komünlerin gerçekleştireceğini iddia eder. Bu görüş çerçevesinde özerklik bir mahalleye, ilçeye ya da bölgeye merkezi gücün ‘yokluğu, dışsallığı, müdahalesi, baskısı, otoritesi’ üzerinden tanımlanır. Bu nedenle, idealist görüşü savunan siyasi öznelerin özerklik algısını ‘negatif özerklik algısı’ şeklinde de sınıflandırabiliriz. Bu durumda insanlara düşen görev bu gücü olabildiğince ‘dışarıda’, ‘ötede’ ve ‘uzakta’ tutmaktır. Özerklikte neyin olması gerektiğinden çok neyin olmaması gerektiği üzerinde durulur. Bu itibarla da negatif terimler üzerinden bir özerklik tanımı yapıldığını  söyleyebiliriz. Devlet ve iktidar fikrine varoluşsal karşıtlık yapılmasına rağmen yer yer federasyon talebinin de dillendirildiğini de görüyoruz.[viii] Bu görüşün toplumda ne kadar kabul gördüğünü geniş çaplı bir biçimde yansıtan herhangi bir saha çalışması çok azdır.

2.si Merkez ile Bölge’nin anayasal reform temelinde ilişkisini adem-i merkeziyetçi bir temele oturtan ve bunun için mevcut siyasal sistemin sınırlarını zorlayan reformist anlayıştır. Bu görüşün reformist olmasının sebebi gerek devletin merkeziyetçi ve yerel üzerindeki tahakkümcü anlayışını reforme etmek, gerekse de yukarıda önerilen idealist tutumu reforme etmek istemesidir. Realist görüş -idealist bakış açısından farklı olarak-  insanlık tarihinin varsayılan herhangi bir döneminde var olan demokratik öze veya altın çağa gönderme yapmıyor, Kürtlerin bu özü temsil etmesi gerektiğini yeni bir modernite kavramı ile ortaya koymuyor.  Dahası devlet olma-olmama meselesini varoluşsal-felsefi karşıtlıklarla ele almıyor. Realist görüşü savunan bireyler mevcut merkezi idarenin yetkilerini mevcut koşullar altında olabildiğince ve anayasal zeminde bölgeselleştirmek veya adem-i merkezileştirmek ister. Bu kesim mevcut reel yer altı ve yer üstü kaynaklarından analizlerinden[ix] tutalım da, mevcut merkezi kurumların bölgeye ilişkin politika ve siyasa üreten alt kurumlarının olabildiğince federalleşmesi-bölgeselleşmesi için çaba gösteren eğilimlere destek olması bakımından ‘realist’ olarak değerlendirilebilir. Bölgesel yönetimin reel iktisadi ve siyasi şartlarının altını çizerken,  merkezi devletin sınırlarını zorlayarak olabildiğince adem-i merkeziyet vurgusu yapar. Bu bakış açısına aynı zamanda pozitif-realist özerklik algısı diyebiliriz. Burada neyin olmadığından çok neyin var olduğu ve bu var olan üzerinden sistemin sınırlarının nasıl zorlanabileceği üzerinde durulur. Negatif terimler yerini, pozitif terimlere bırakır. Pozitif adem-i merkezileşme algısı belli bir siyasi entiteye eklemlenmiş bir söylem değildir, dahası idealist görüş dahil, birçok bakış açısına eklemlenebilir. 2077 ADEMIMERKEZ.inddKürt siyasetinden bir çok insan ise gerçekte idealist ve realist görüşlerin arasında gidip gelir. Arada kalma durumu ana akım Kürt legal siyasetinin  devlet ve PKK’nin siyasi pozisyonlarından fazlaca etkilenmesinden kaynaklanmaktadır. Fakat yine de adem-i merkezileşme önerisinin en berrak halinin Barış ve Demokrasi Partisi’nin 2013’te Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na sunduğu taslak olduğunu söylememiz mümkündür. Anayasa metninde Demokratik Özerklik kullanılmıyor; fakat yerelleşmeye yönelik bir çok ihtiyacı giderecek bir çerçeve sunuluyor. Entelektüel zeminde ise Cengiz Aktar’ın çalışmalarını[x], 2015 öncesi Fikret Toksöz’ün koordinatörlüğünde TESEV İyi Yönetişim programının raporlarını[xi] örnek gösterebiliriz. Yani realist bakış açısını savunan bireyler tek bir siyasi fikrin türevleri olmak zorunda değildir.

Kavramın Türkiye Siyasetindeki Yeri

Özerklik kavramı Kürt Sorunu literatürüne yabancı bir kavram değildir. İran, Irak ve Suriye’de farklı Kürt muhalif partilerinin ‘Kürtlere Özerklik’, İran’a veya Irak’a demokrasi dediğini rahatlıkla fark ederiz.[xii] Fakat Türkiye’de ana akım Kürt siyaseti kavramın başına demokratik ekleyerek bunun diğer ülkelerde dillendirilen taleplerden çok farklı olduğunu ispatlamaya çalıştı. Kavramın hangi süreçte negatif-idealist yorumunun güçlendiğini göreceğiz; fakat öncesinde kavramın Türkiye siyasetindeki kronolojisini ortaya koymanın iyi olacağını düşündük.

Öcalan’ın Demokratik Konfederalizmi gündeme getirmesi 2005 yılına denk gelir. 1999-2005 arasında henüz olgunlaşmış bir demokratik özerklik kavramı mevcut değildir. Demokratik özerklik kavramı Türkiye’de legal siyaset alanına 2007’deki son DTP Kongresi ile birlikte girdi.[xiii] Kongre’nin ardından, 2008 yılında, Abdullah Öcalan Sosyal Bilimler Akademisi Yayınları’nın kolektif olarak çıkardığı Demokratik Özerklik kitabı Türkiye’de basıldı. Bu gelişmeleri takiben, Abdullah Öcalan çözüm için yol haritasını 2009 yılında açıkladı. Bu yol haritasında demokratik özerklik sadece bir yerde, o da Atatürk’ten övgüyle bahsettiği bir yerde geçmekteydi. Kendi başına özerklik kelimesi ise yine sadece bir yerde geçmekteydi.  2009’daki yol haritasında özerklik kavramı üzerinde neredeyse hiç durulmazken, bir sene sonrasında, 2010 senesinde Öcalan avukatları aracılığıyla “Kürtler ibadet eder gibi demokratik özerklik üzerinde çalışmalı. Demokratik özerklik Kürtlere ekmek ve sudan daha önemlidir,” mesajını verdi. Öcalan’ın açıklamasından yaklaşık bir sene sonra 2011 senesinde DTK özerklik ilan etti. Aynı yıl içerisinde Karayılan devletin demokratik özerkliği tanımaması durumunda kendi çözümlerini bulacaklarını, devlet olmadan kendi başlarının çaresine bakacaklarını açıkladı.[xiv] Sonrasında, 2011 yılından itibaren BDP siyaset akademilerinde özerklik kavramının sıkça altı çizildi ve 2012’deki BDP Kongresi’nde Demirtaş 12 veya 20 bölgeli özerk bölgeleri gündeme getireceklerini dile getirdi. Nitekim, 2013’ten bugüne kavram sıklıkla gündeme geldi ve özerklik kavramı üzerine ana akım Kürt siyasetinin farklı organlarında çok fazla sayıda  belge ortaya çıktı. Aralarında bariz farklılıklar olan bu kadar açıklamanın, belgenin ve çalıştay sonuç bildirgelerinin olduğu bir ortamda haliyle kavramdan ne kast edildiği hala muğlaktır. Fakat demokratik özerklik kavramının çok net olduğu birkaç maddeyi sıralayabiliriz.

İdealist Özerklik Algısı

İdealist görüşe göre devlet ezeli-ebedi bütün kötülüklerin kaynağıdır: ana akım Kürt siyasetinin kolektif olarak resmi bir belge olarak yayımladığı Demokratik Özerklik ile ilgili yayınlar kavramın idealist haliyle PKK nezdinde nasıl anlaşıldığını betimlemektedir: “…Tüm toplumsal sorunların kaynağı devlet ve onu doğuran egemenlik-iktidarcı zihniyettir. Ve bu kaynak kurutulmadan, onun zihniyet, kurumlaşma ve sisteminden kurtulmadan toplumsal sorunların kalıcı bir şekilde çözümü mümkün değildir… Zira PKK, gelinen aşamada gerçek insan olmanın tek yolunun hiyerarşik-devletçi sistemden tam bir kopuşu sağlamakla mümkün olabileceğini belirtmektedir… Bunun da yolu, devlet dışı olmaktan ve onun tüm versiyonlarına karşı mücadele etmekten geçer.”[xv]

Bu argümanı analiz ettiğimiz takdirde şağıdaki forma sokabiliriz:

  1. Devlet ve onun zihniyeti bütün toplumsal sorunların kaynağıdır.
  2. Bu kaynak kurutulmalıdır.
  3. Kurutulmazsa toplumsal sorunların kalıcı bir şekilde çözümü mümkün değildir.
  4. Gerçek insan olabilmek ancak ve ancak bu devletçi sistemden kopmakla mümkündür.

Buraya kadar olan kısımda devlet, Türkiye nezdinde reforme edilmesi gereken, düzenli bir kamu hizmeti vermesi gereken ya da Kürt sorununun çözümü için kurulması gereken ayrı bir siyasal aparatı değil, tam tersine bütün versiyonlarına karşı mücadele edilmesi gereken bir siyasal birim olarak ele alınmaktadır. Fakat ‘Demokratik Özerklik, çözümü devlet dışılıkta arayan bir teorinin ürünüdür,’ dedikten birkaç sayfa sonra ‘Demokratik Özerkliği…sadece devlet dışı bir toplumsal örgütleniş olarak ele almak ve ona devletle hiçbir ilişkisinin olmadığı şeklinde yaklaşmak da o kadar yanlıştır,’ denmektedir. Referans verdiğimiz kitabın bir kaç sayfa sonrasında ise Kürtlerin asla bir devlet istememesinin gerekliliği anlatılmakta fakat üniter bir devlet içerisinde yaşamalarının herhangi bir sıkıntı doğurmayacağının altı çizilmektedir. Yani yukarıda bahsi geçen ‘devlet dışılık’ söylemi devleti ontolojik olarak kötülemenin yanında hem Kürtleri devlet talebinde bulunmamaya ikna için, hem de devleti ikna etmeye yöneliktir; çünkü yukarıdaki devlet karşıtı mutlak zıtlık yerini Öcalan’ın ifadelerinde uyuma bırakmaktadır. Öcalan bu ikiliği daha geniş anlamda kapitalist modernite/demokratik modernite ayrımıyla dile getirir: “Uygarlık güçleriyle demokratik güçler arasında çoğu kez gerçekleştiği gibi, kapitalist modernite güçleriyle demokratik modernite güçleri de birbirinin var oluş ve kimliklerini kabul etme ve demokratik özerk yönetimlerini tanıma temelinde barış içinde bir arada yaşayabilir.”[xvi] Bu durumda, Kürtlerin içinde yaşadığı devletler kapitalist modernite güçleridir; demokratik özerklik isteyenler ise  demokratik modernite güçlerini temsil etmektedir. Kapitalist moderniteyi de ulus-devlet temsil etmektedir. Öcalan, demokratik özerklik nezdinde Kürtleri devlet ya da proto-devlet kurmamaları yönünde ikna etmeye özen göstermiştir. Örneğin, Kürdistan Federe Yönetimi ‘ilkel milliyetçi’, ‘emperyalizmin piyonu’ olarak görülmekte ve devlet kurmaya öykündükleri için ideolojik olarak mahkum edilmektedir. Federe Yönetimin yöneticileri de ‘Kürt kapitalist modernite unsurları olarak’ görülmekte ve politikaları da işbirlikçi olarak adlandırılmaktadır.[xvii] İdealist özerklik algısı bir yandan ‘ontolojik devlet karşıtlığı’ söylemini öne sürüyor, diğer taraftan Kürtlerin içinde yaşadığı Irak, İran, Türkiye ve Suriye devletlerine varoluşsal karşıtlık yapmaması gerektiğinin önemini vurguluyor. Özellikle Öcalan 2009 yılında hazırladığı yol haritasının önemli bir kısmını federatif çözümün gereksizliği üzerine kurmuştur. Fakat aşağıda göreceğimiz gibi demokratik özerklik yer yer federasyondan çok daha fazlasını barındırmakta, kimi zaman birçok konuda bağımsızlık ön görmektedir. Yani ideolojik-siyasi anlamda Kürtlere ait bir devlet ya da federasyon fikrine varoluşsal devlet-dışılık söylemiyle karşı çıkılmakta, bunun yanında Kürtlerin içinde yaşadığı devletlere bu şekilde ontolojik karşıtlık yapmaması gerektiği öne sürülmektedir. Fakat demokratik özerkliğin öz-yönetimlerine yer yer ancak bağımsız bir devletin sahip olabileceği yetkiler sıralanmaktadır. Yazının başında altını çizdiğimiz gibi bu noktalar geleneksel egemenlik kuramlarının çok uzağında olduğu gibi pratik olarak da  ulusal sorunların çözümünde herhangi bir örneğine rastlanmıyor.

Bir taraftan geleneksel egemenlik tartışmasına ‘kapitalist modernite’ ilkel milliyetçilik şeklinde karşı çıkmak, diğer taraftan ise bir federe devlette bile var olamayacak kadar ‘diplomasi’ ve ‘öz savunma’, ‘iç güvenlik’ özerkliğini  -hatta bağımsızlığını savunmak- demokratik özerklik kavramının muhtevasını karmaşıklaştırmaktadır. Bir taraftan özerkliğin ocak-komün-mahalle-ilçe ve il şeklinde aşağıdan yukarıya doğru piramit tarzında örgütleneceğini[xviii] ve hiçbir şekilde siyasi sınır talebinde bulunmayacağını, diğer taraftan ‘Demokratik Özerk Kürdistan’ın diplomatik görevlerinden birinin de diğer parçalarda da demokratik özerkliğinin savunusunun ‘halklar diplomasisi’ şeklinde vuku bulması gerektiğini savunmaktadır. Geleneksel egemenlik teorilerinin –federasyon ve bağımsızlık gibi- siyasi sınır algısı reddedilirken  bölgesel sınırları belli olmayan bir ‘Demokratik Özerk Kürdistan’ın üstleneceği diplomatik görevlerden ve devletler arası ilişkilerden de bahsedilmektedir. Devamında bu siyasi birimin hiçbir şekilde devlet olmadığı, dahası devlet-dışı olduğu iddia edilmektedir. Örneğin, demokratik özerkliğin diplomasi boyutu,  “..Kürtlerin diğer halklarla, toplumlarla olan ilişkilerini ele alır. Komşu çevre ülkeler ve diğer parçadaki Kürtlerle ilişkiler olur,” şeklinde ifade edilmektedir. Bu diplomasi ‘devlet-dışı diplomasi’ olarak adlandırılıyor ve sonrasında ise “Demokratik Özerklik devletten kopuş değil, tersine devleti toplumun demokratikleşme sorunlarına duyarlı kılarak, aşırı hantal, tekçi ve tekelci bir yönetim olan merkeziyetçiliğin, ademi merkeziyetçilik lehine zayıflatılmasıdır”[xix] deniliyor.

20160524_002949_resizedKonfederasyon İdeali

Dört farklı devlette yer alan demokratik özerk parçaları tek çatı altında toplamak da demokratik özerklik projesinin konfederallik idealini yansıtıyor. Demokratik özerkliğin amaçlarından biri, “mevcut sınırlarla oynamadan, mezralardan, köy ve mahallelerden başlayarak halkı, toplumsal kesimleri ocak, komün, mahalle meclisi, ilçe ve il meclisleri, giderek bölgesel meclislerde örgütleyerek özyönetim organlarıyla kendilerini yönetmelerini sağlamaktır. Aynı biçimde her parçada gelişen bu örgütlenmeleri Konfederal bağlarla birbirine bağlayarak özgür Kürdistan’ı gerçekleştirmektedir.”[xxi] Buradan anlıyoruz ki Kürdistan’ın bütün parçalarını içine alan ve Kürdistan Federe Devletini de ‘demokratik modernite’  yoluna getirme amacı taşıyan bir özgür Kürdistan Konfederasyonu ajandada yer almaktadır. Bu yolda bir ulusal meclis, yürütme gücü olarak ulusal konsey ve bir ulusal diplomasi olması ön görülmektedir. Bir yandan siyasi sınırlarına ihtiyaç duymayan bir ‘Demokratik Özerk Kürdistan’dan bahsediliyor diğer taraftan ise ana akım Kürt siyaseti tarafından ilkel milliyetçi olarak tanımlanan Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne yönelik konfederasyona katılmak için çağrı yapılıyor:

“Demokratik Konfederalizm, dört parçaya bölünmüş ve dünyanın her tarafına yayılmış olan Kürt halkının demokratik birliğinin ifadesidir. Kürt ulusunun kendi içindeki sorunların çözümünde demokratik birlik ilkesini esas alır. Milliyetçilik temelindeki devletleşme eğilimlerini çağını doldurmuş ulus-devlet anlayışının bir devamı olarak görür. Bu tür eğilimler Kürt sorununu çözmede ve Kürt toplumunu ilerletmede yeterli olamayacağı için, böylesi güçleri demokratikleşmeye açık olmaya ve demokratik ulus birliği temelinde konfederasyona katılmaya davet ediyorum.”[xx]

Ulusal konsey konusunda adımlar atılmış; Kürt Ulusal Kongresi bu yolda önemli bir adım olarak görülmesine rağmen KDP ile PKK arasındaki anlaşmazlık kongrenin oluşmasını engellemiş ve PKK Barzani’yi kongreyi engellemekle itham etmiştir.  Kongre olayından önce basılan Demokratik özerkliğin anlatıldığı kitapta Kürdistan Federe Yönetimi’nden ‘Güney oluşumu’ olarak bahsetmekte ve “…Güney oluşumunun öz güç ve iç dinamikler temelinde değil, dış güçlerin bölgesel politikaları ve iş birlikçilik temelinde geliştiğinden, ulusal diplomasi geliştirmek, ulusal kazanımları koruma ve geliştirme gibi bir öncülük yapmasını beklemek gerçeklerle bağdaşmamaktadır… Bugün Demokratik Konfederalizm mücadelesinde öncülük rolünü ancak Kuzey devrimi oynayabilecek durumdadır,” denmektedir. Yani ana akım Kürt siyaseti konfederalizm için bir ulusal meclis, yürütme ve diplomasi organı ön görüyor ve  bu siyasi sistemin ise ‘devlet dışı’, ‘devlet olmayan’ bir yönetim olduğunu söylüyor, bu konfederasyonu oluşturan özerk yönetimlerin Türkiye, İran devletlerinin idari sistemi içinde yaşayabileceğini varsayıyor, bunun yanında federe bir yönetim hatta devlet olan Kürdistan’ın bu çabaların önüne taş koyduğunu iddia ediyor.

Yasama ve Hukuk

Bölgesel Yasama konusunda muğlaklıklar da göze çarpmaktadır. Dönemin Demokratik Toplum Partisi (DTP) Genel Başkanı Nurettin Demirtaş 2007 senesinde demokratik özerklik kavramı hakkında  Express dergisinde yayımlanan mülakatında ‘kesinlikle federasyon istemiyoruz’ demektedir. Bununla bağlantılı olarak olarak Kürtlerin bir federasyonda örgütlenerek yasama talebinde bulunmayacaklarını söylemektedir. Yani bölgesel meclislerin yasama yapmayacağını vurguluyor. Bu açıklamasından 9 sene sonra yine Nurettin Demirtaş Yeni Özgür Politika’da yayımlanan yazısında Selahattin Demirtaş’ın alternatif meclis anlamına gelen açıklamalarına karşılık “Hiç bir savaş, hiçbir faşist katliamcı saldırı ve darbe girişimi HDP açısından bölünme, ayrışma veya ‘Amed’e dönme’ gerekçesi olamaz” demekte ve herşeyden önce HDP’nin Türkiyeli kimliğini vurgulamaktadır.[xxii] Hatip Dicle ise çok net ifadelerle bölgesel meclisin isterse yasama yapabileceğini belirtmektedir. Eğer böyleyse ‘Neden Federasyon olmasın?’ sorusuna ise halkın bölünme korkusunun altını çizerek cevap vermektedir.[xxiii]

Yukarıda görüldüğü gibi gerektiği zaman federasyondan daha fazla yetkiye sahip olması öngörülen, gerektiği zaman ise son derece yetkisiz olarak öne sürülen bölgesel meclisler konusunda da bir konsensüs mevcut değil. Yani Türkiye’deki ana akım Kürt siyasetinin temsilcileri henüz özerklik kavramının içerisinde ne barındırdığı konusunda bir konsensüse varmış değildir. Bir kısım Kürt siyasetçi özerklik derken federal bir devlet tasviri yapmakta, PKK’ye daha yakın kişiler ise komünlerden başlayıp, bölge meclislerine kadar uzanan öz-yönetim organları tasvir etmektedir. Hangi görüşün müzakere konusu olacağı ise bilinmemektedir. Bunun yanında, ocak-komün-mahalle meclisi-ilçe-il şeklinde tasvir edilen piramit yapı tam bir delege demokrasisini andırmaktadır. Yani hiyerarşik olarak en alttaki birimlerin en üstteki birimlere delege göndermesiyle oluşan bir tür meclisler topluluğu gibi yasama ve yürütme faaliyeti öngörülmektedir. Delege demokrasisi farklı siyasi partilerin ‘siyasal demokrasi’ çerçevesinde yaşam alanı bulmasını dikkate almıyor. Nitekim, Demokratik Toplum Kongre’sinin (DTK) 27 Aralık 2015 tarihinde kamuoyuna sunduğu 14 maddelik öz-yönetim deklerasyonunda bölgesel ya da ulusal farklı siyasi partilerin siyasi sürece katılımının teşviki noktasında herhangi bir madde görülmemektedir. Dolayısıyla delege demokrasisinin siyasal demokrasinin altını kazıdığı gerçeğinden hareketle önerilen sistemin siyasal demokrasiye ne kadar duyarlı olacağını kestirmek zor. Bunun yanında Demokratik özerkliğin dayandığı meclis ve komün eliyle siyasete katılımın hukuki zemini belirsizliğini koruyor.  Siyasete temsili organlar aracılığıyla katılım meselesinin hukuki zayıflığı bunun de facto gerçekleşecekmiş gözükmesine sebep oluyor. Dolayısıyla varoluşsal devlet karşıtlığı söyleminin bir yansıması olarak demokratik özerklikte zayıf hukuksallık göze çarpıyor.

Buna ek olarak, merkez-yerel ilişkileri -ister federasyon, ister idari özerklik olsun- ancak merkez ile yetki paylaşımı sonucunda gerçekleşebilir. Tek taraflı ‘ilan’ hukuken ancak ve ancak bağımsızlık durumunda mümkün olabiliyor. Yetki paylaşımı ve anayasal değişiklik gerektiren federasyon ve özerklik gibi durumlarda yapılan tek taraflı deklerasyon belirsiz ve ucu açık bir süreci öngördüğünden halk nezdinde dikkate alınmaması muhtemeldir. Nitekim, klasik anlamda 1990’larda gördüğümüz ve KCK’nin öngördüğü serhildanların gerçekleşmemiş olması bu durumu doğrulamaktadır.

Öz Savunma

Demokratik özerklik ile ilgili en önemli meselelerden bir diğeri de öz savunmadır. Biz bu kısımda gündelik yaşamda bireylerin özerkliği ve öz yönetimi ne tür pratikler üzerinden algıladığına bakacağız. Özerkliğin en somut hali nerede belli oluyor? Halk meclislerinde mi? Kooperatiflerde mi? Diclekent villarında mı? Diyarbakır Belediyesi’nde mi? Sanat sokağında mı? Bağlarda mı? Belediye meclisinde mi? İlan edilen özerklik ve öz-yönetimler maalesef yukarıda son zamanlarda hendekler üzerinden algılanıyor.

Öz savunma, Öcalan’ın metinlerinde, tarihte verili olarak bütün topluluklarda ve aynı zamanda bütün canlılar aleminde bulunan bir davranış olarak ortaya koyuluyor. Demokrasinin ancak devletten uzaklaşarak gerçekleşeceğinin da altı çiziliyor: “Demokrasi de devletten uzaklaşmak ve toplumsal alanı esas almakla gerçekleşir. Çünkü toplum güvenliğinin en temel düşmanı devlet ve ona ait özel kurumlardır. Onun için öz savunma demokratik özerkliğin en temel toplumsal kimlik ve toplumsal alan savunması anlamına gelmektedir.”[xxiv] Bir yandan demokratik özerkliğin devletten kopuş olmadığı ve birçok konuyu üniter devlet hukuku üzerinden yürütüleceği söyleniyor; ama diğer yandan devletin toplum güvenliğinin en büyük düşmanı olduğu ve devletten olabildiğince uzaklaşarak demokrasinin inşa edilebileceği vurgulanıyor.

Eğer 2009 yılında yayımlanan yol haritasından sonrasına bakacak olursak; Kürt siyasi hareketinin henüz embriyo halinde olan bir kavramı hangi tarzda duyurduğu da çok önemli bir konudur. Ekim 2010 tarihli Özgür Halk dergisinde Abdullah Öcalan’ın Ali Fırat ismiyle yayımlanan yazısında Demokratik Özerklik kavramının özsavunma boyutu 5. Madde olarak ele alınıyor. Fakat burada öz savunma boyutu Öcalan’ın bilinçli olarak muğlak  bıraktığı bir konu olarak karşımıza çıkıyor:

“Demokratik Özerklik’in güvenlik boyutu bazı aydınlar tarafından ayrı bir devlet arayışı olarak yorumlanıyor. Bunun da farkındayım. Bu konu yanlış anlaşılıyor. Şunu söylemek istiyorum. Mevcut askeri yapı içinde Kürtler yer alacak mı, almayacak mı? Polis-emniyet yapısı içinde Kürtler yer alacak mı, almayacak mı? Bu kurumların Kürtlere bakış açısı ne olacak? Kürtler kendisini nasıl koruyacak, güvenliğini nasıl garantiye alacak? Bunlar çok önemli konulardır. Bu konular üzerinde ileride çok geniş duracağım. Bu güvenlik boyutunu BDP de, PKK de tek başına yapamaz, bunu ben yürüteceğim, bu konulara ileride ayrıntılı olarak değineceğim.”[xxv]

Öcalan açıkça öz savunma meselesini PKK’nin ve o zamanın kitle partisi olan HDP’nin selefi BDP’nin yapamayacağını, süreci bizzat kendisinin yürüteceğini söylüyor. Buna karşın, kendisinin öz savunma sürecini yönetme gibi bir durumu an itibariyle gerçekleşmemiştir. Demokratik özerklik’in en temel kavramlarından biri olan öz savunma öngörüldüğü gibi çözüm sürecinin bir parçası olarak değil, çatışmanın bir parçası olarak gündeme gelmektedir. Devlet, Yüksekova ve Nusaybin gibi ilçelerde operasyonlar başlatmış ve sürdürmektedir. Öz yönetimin hendekler üzerinden gündeme gelmesi ve çatışmasının diline pelesenk olması Demokratik özerklik’in önümüzdeki dönemde muhtemel herhangi bir çözüm sürecinin maddeleri arasında yer almasını zorlaştırmaktadır.

Nitekim, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Hatip Dicle Birikim dergisinde Tuba Tekerek’e verdiği mülakatta öz savunma kavramını hiç kullanmamaya özen gösterdiğini açıklıyor: “…çatışmalı dönemle birlikte, bu özsavunma hendekler, mendekler oraya daraltılmaya çalışıldı… Öz savunma dediğin zaman hendeklerin arkasına geçip silah kullanmakmış gibi anlaşılıyor,” diyerek kavramın daraldığını ve kendisinin hiç kullanmadığını söylemiştir. Bölgesel düzeyde en etkin siyasetçilerden biri olan Hatip Dicle’nin dahi kullanmamaya çalıştığı bir kavramın güncel siyasette ne ifade ettiğini iki kere düşünmek gerekir.

Sonuç

Ana akım Kürt siyasetinin materyallerinde demokratik özerklik hakkında yazıların muğlaklığı bilinçli bir muğlaklık da olabilir. Çünkü Öcalan’ın  görüşme notlarına baktığımızda görüyoruz ki sürecin gidişatına göre belirlenecek bir çok konu var. Sürecin gidişatını güç ilişkileri belirlediği gibi farklı pozisyonlarda aktörler kendi ellerini güçlendirmek için kavramların esnekliğinden faydalanmak istemiş olabilirler. Sonuçta demokratik özerklik, öz yönetim, öz savunma gibi kavramların esnekliğinden faydalanarak farklı konjonktürlere uyarlanabilir kılınmak isteniyor olabilir.

Yukarıda altını çizdiğimiz kavramdan kaynaklanan sorunların farkında olan PKK içinden ya da dışından aydın kesimler de paradigmanın pragmatist doğasını vurgulamaktadır. Örneğin Bülent Bilmez Birikim dergisine yazdığı yazıda paradigmanın pragmatizminin altını çizmekte ve “…bunun anlaşılması için de sistemli bir söylem analizi gerekmektedir.” demektedir.[xxvi] Dahası karmaşıklık ve muğlaklıkların modernist epistemolojiden kopuş ile açıklanabileceğini vurgulamaktadır: “İlk anda karmaşa gibi görünen şey, aslında (post modern döneme has) esneklikle ve muğlaklık ve çokluluğa yatkınlıkla açıklanabilir belki.”[xxvii]  Yani paradigmayı anlamak için ona öncülük eden düşünsel alt yapının anlaşılması gerektiğini öne sürüyor. Aydınlar belki bu yönlü bir çabaya girebilir fakat müzakere argümanı olarak öne sürülen demokratik özerklik ve öz yönetim gibi kavramların teorik olarak ne ifade ettiği değil, pratikte ne ifade ettiği önem kazanmaktadır. Muğlak ve bulanık görünen ayrıntılar post-modernizm çerçevesinde gerçekleşen epistemolojik bir kopuştan kaynaklansa bile, herşeyden önce sürecin getirdiği pragmatizme göre konuşlanan kavramlar stratejik değil taktiksel bir işlev görüyor.  Bu durum her ne kadar ana akım Kürt hareketinin söylem gücünü kısa vadede korusa da uzun vadede -özellikle muhtemel bir müzakere sürecinde- elini zayıf kılabilir. Yani kavramların esnekliğinden faydalanmak güç ilişkileri ve diplomasi içerisinde doğal bir durum, fakat çözüm süreci gündeme geldiğinde, Öcalan ucu açık bırakılan bu kadar fazla kavramın çatışma sürecinde daralmasının bir muhasebesini önerebilir.  Yani karşıtlık hukuku üzerine kurulu ve yıpranmış bir özerklik kavramı yerine  görece sınırları daha belli olan yeni bir kavramsallaştırmaya gidebilir.

Ana akım Kürt siyaseti demokratik özerkliği merkez ile olan siyasi ilişkilerin hukuki boyutunu ortaya koymaktan ve bunu netleştirmekten ziyade, her yöne evrilebilen taleplerden yola çıkmaktadır.[xxviii] Öz savunmanın ve öz yönetimin son süreçte  hendekler ile öne sürülmesi demokratik özerklik kavramının yıpranmasına ve daralmasına yol açmakta, muhtemel bir çözüm sürecine ana akım Kürt siyasetinin bu kavramlar üzerinden Dolmabahçe Mutabakatı gibi bir anlaşmayı yeniden ortaya koymasını zorlaştırmaktadır. Nitekim özerklik talebinin ve adem-i merkezileşme talebinin hendekler yüzünden gölgede kaldığını ve siyasi olarak dezavantaj yarattığını savunan farklı Kürt partileri de bulunuyor. Örneğin, Azadi Hareketi’nden Adem Geveri, “Hendek gibi ifadelerin literatürümüzde yer alması bizim için negatif bir durum olduğu gibi, uygun da değil. Kürtlerin haklı özgürlük mücadelesi elbette ki her ortam ve yerde sürdürülebilir. Kimi diktatör rejimlerde silahlı mücadele esas görülebilir… YDGH’nin hendekler boyutunda şekillenip sokaklara taşınması, bir taraftan meşru olan özerklik talebimizin önünde aslında gölge olarak kaldı.”[xxix] Federasyonu Kürt sorununun çözümü için politik olarak savunan Hak-Par genel başkanı Latif Epözdemir ise öz yönetimin ne olduğunun belirsizliğine vurgu yaparak “Kürt halkı öz yönetim gibi ne olduğu belirsiz olan bir yönetime bence razı değil. Kürtler’in ulusal demokratik hakları öz yönetimle değil, ancak eşit, demokratik ve adil, bölgesel bir federasyonun tesis edilmesiyle mümkündür.”[xxx] demektedir. Yani farklı Kürt Siyasi partileri özerklik talebinin hendekler üzerinden gündeme gelmesinin adem-i merkeziyetçi siyaset noktasında Kürtlere pek bir şey kazandırmadığını düşünmektedirler. Bunun yanında kavramın bu topraklardaki çok yönlü muhtevası konjonktürel şiddet ortamına kurban edilmektedir. Çünkü sanıldığının aksine özerklik, muhtariyet vb. gibi merkeziyetçilik ile adem-i merkeziyetçilik arasındaki gerilimi yansıtan kavramlar silsilesi bu topraklara çok yabancı değildir ve tarihsel olarak karşılığı  olan bir tartışmadır.

*Boğaziçi Üniversitesi, Felsefe, Yüksek Lisans

Not: Değerli katkıları için Azad Alik editörleri Ayda Erbal, Özge Genç, Emine Deniz, Umut Tümay Arslan’a, ayrıca yazı hakkındaki değerli yorumları için sayın Mesut Yeğen ve Mehmet Emin Ekmen’e teşekkür ederim.

nuhatmugurtay@hotmail.com

 

[i] http://www.hakpar.org.tr/root/index.php?option=com_content&view=article&id=277&Itemid=119&lang=tr

[ii] http://www.sabah.com.tr/yazarlar/ovur/2007/12/25/kurtler_ne_istiyor__ozerklik_mi_federasyon_mu_

[iii] Sol kesimden gelen bir eleştiri için bkz: Mustafa Sönmez, Demokratik Özerklik, Notabene (2010)

Akademiden gelen bir eleştiri için bkz:  Mesut Yeğen, Son Kürt İsyanı, İletişim (2010)

[iv] Birikim, Nisan, Sayı: 324, Tuğba Tekerek Röportajı, 39

[v] Cengiz Aktar, Adem-i Merkeziyet El Kitabı, 48, İletişim Yay., 2014

[vi] http://www.yenicaggazetesi.com.tr/bu-yasa-gecerse-turkiye-bolunur-74226h.htm

[vii] Ferhat Aksu, Demokratik Özerklik ve Demokratik Birey, Aram Yayınları Eylül 2014

[viii] http://www.milliyet.com.tr/pyd-federasyon-ilan-etti/dunya/detay/2210985/default.htm

[ix] Özyönetim ve Doğal Kaynaklar, Nazım Kadri Ekinci, 24.02.2016, https://azadalik.wordpress.com/2016/02/24/ozyonetim-ve-dogal-kaynaklar/

[x] Cengiz Aktar, Adem-i Merkeziyet El Kitabı, İletişim Yayınları, 2014

[xi] Fikret Toksöz & Ferhan Gezi, Türkiye’de Bölgesel Yönetim, TESEV, 2014

http://tesev.org.tr/wp-content/uploads/2015/11/Turkiyede_Bolgesel_Yonetim_Bir_Model_Onerisi.pdf

[xii] https://en.wikipedia.org/wiki/1967_Kurdish_revolt_in_Iran

[xiii] http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=237403

[xiv] http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/nedir-bu-demokratik-ozerklik-haberi-31814

[xv] Demokratik Özerklik, Aram Yayınları, 42 (2008)

[xvi] A.g.y, 44

[xvii] http://gomanweb.org/GOMANWEB2/Yeni-Dosyalar/A.Ocalan_Yol_haritasi/ocalanin_yol_haritasi.pdf

[xviii] Demokratik Özerklik, Aram Yayınları, 116, (2008)

[xix] A.g.y., 112

[xx] http://www.wikisosyalizm.org/Abdullah_%C3%96calan_-_Demokratik_Konfederalizm 

[xxi] Demokratik Özerklik, Aram Yayınları, (2008)

[xxii] http://www.yeniozgurpolitika.org/index.php?rupel=nivis&id=10642

[xxiii] Birikim Dergisi, Nisan 2016, sayı 324

[xxiv] Demokratik Özerklik, Aram Yayınları, 142

[xxv] Özgür Halk, Ali Fırat (Abdullah Öcalan) Ekim 2010, 39

[xxvi] Bülent Bilmez, Birikim, 18,  Nisan 2016, Sayı: 324

[xxvii] A.g.y

[xxviii] Burada BDP’nin Meclis Anayasa Uzlaşma Komisyonu çalışmalarında ortaya koyduğu taslağı dışarıda tutuyorum.

[xxix] http://www.noktadergisi.info/dergi/sayi-43-14-20-mart/catismalarin-golgesinde-islamci-kurtler-ne-dusunuyor-h11731.html

[xxx] http://rudaw.net/mobile/turkish/interview/15042016

Advertisements

One Trackback to “Demokratik Özerklik: Ne kadar Özerk? Ne kadar Demokratik?”

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: