Author Archive

June 21, 2015

Toplumsal Anma Pratikleri Şekillenirken, Bölüm II: İstanbul 24 Nisan 2015*

by Talin Suciyan

Screen Shot 2015-06-18 at 8.18.55 PM[Editörlerin Notu: Ermeni Soykırımı ile ilgili resmi tarih anlayışında çatlaklar oluşmaya başladığı 90lı yılların başından itibaren 1915 hakkında konuşuyor olmanın kendisi, sağ ve sol liberal çevreler arasında içerik ve biçimden bağımsız olarak olumlu bir gelişme olarak kodlandı. Yirmi yılı aşkın bu süre zarfında 1915 hakkında konuşmayı ve yazmayı sınırlayıcı ya da sansürleyici güç, çokça devletle, devletin inkar politikasıyla ilişkili olarak düşünüldü.  Dolayısıyla gerek etnisitelerarası gerekse anaakım çoğunluk aydınlar ve azınlıklar arasındaki güç ilişkileri, bu ilişkilerin üzerine inşa edilen asimetrik gramer üzerine konuşmak, yani sahiden 1915’i şimdiki zamanda konuşmak çok da mümkün olmadı. Bunların “nasıl”ını konuşamamanın devletten kaynaklı nedenleri olmakla birlikte sivil toplum aktörleri ve kanaat önderlerinden kaynaklı zorlukları da vardı. Azad Alik editörleri olarak “1915’i konuşmak ama nasıl?” sorusuna yanıt aramayı da önemli bulduğumuz için soykırımın 100. yıldönümü özel sayı ve yayınlarının içeriğine bakmayı ve üretilmiş metinlerle fikri takibe ve diyaloğa girmeyi uygun gördük. Bu vesileyle Nisan ayından bu yana eski ve yeni yazarlarımızla kolektif bir şekilde organize ettiğimiz uzun soluklu diziye Talin Suciyan‘ın İstanbul’daki anma toplantılarına dair eleştirel değerlendirmesiyle başlıyoruz.]

Talin Suciyan

Beş yıl önce, o tarihte yapılan ve Taksim Meydanı’nda ilk kez düzenlenen anma da dahil olmak üzere bir dizi etkinliğin içeriği hakkında o gün düşündüklerimi Toplumsal Tarih dergisine yazmıştım.[1] 2010’dan bu yana, 24 Nisan anmaları ve Özür Kampanyası hakkında çok daha kapsamlı çalışmalar yayımlandı. Seyhan Bayraktar’ın hatırlama ve siyaset üzerine 2010 Ağustos’unda yayımlanan kitabı Politik und Erinnerung: Der Diskurs über den Armeniermord in der Türkei zwischen Nationalismus und Europäisierung ve Ayda Erbal’ın özür dilemenin şekli ve içeriği üzerine 2013 yılında yazdığı “Özür Dilemek ‘Bildiğiniz gibi değil’[2] makalesi bunlardan ilk aklıma gelenler.

read more »

Advertisements
December 9, 2011

The Endlessness of Crime and Apology

by Talin Suciyan

Translated by Vartan Matiossian

Last week, Turkey’s Prime Minister Erdogan’s statement about Dersim was immediately well received in the mainstream press, and we had to wait until the weekend to read more critical articles about it. Two articles by Ayşe Hür and Prof. Taner Akçam were like an “introduction to the literature of apology,” especially for the Prime Minister himself.[1] There may be aspects in both articles that are worth discussing, but what I want to deal with now is something quite different.

First and foremost, by apologizing you cannot undo things that have already happened. In other words, no one can be cleared of a crime, or have himself/herself absolved of it, just because he/she apologized and expressed repentance, especially if it is a genocide – a crime that has achieved the purpose of annihilating a certain group of people in line with a carefully planned and organized manner. Apology is about repentance for a situation which is irreversible and the responsibility borne in connection with it. Be it an apology given to the people of Dersim, or Armenians, or Assyrians, or Pontic and Asia Minor Greeks, or the victims of systematic torture, or Alevis, or Kurds, an apology duly given is not an end in itself, but the beginning of an endless journey against regeneration of denial by the state and amongst the general public. This is because Turkey will never be the society that it was before 1915, just like Germany will never be the Germany

read more »

December 3, 2011

Suçun ve özrün sonsuzluğu

by Talin Suciyan

Willy Brandt Varşova Getto'su anıtında özür dilerken

Geçtiğimiz hafta Başbakan Erdoğan’ın Dersim ile ilgili sözleri hemen ertesinde anaakım medyada  son derece olumlu karşılanırken, haftasonuna doğru daha eleştirel yaklaşımları içeren yazılar da okuyabildik. Ayşe Hür’ün ve Prof. Taner Akçam’ın Taraf Gazetesi’nde yayımlanan yazıları özellikle Başbakan için “özür literatürüne giriş” niteliğindeydi. Her iki yazıyla da ilgili tartışılacak noktalar elbette ki var, ancak bu yazının amacı farklı.

Öncelikle, özür dilemek olanı olmamış yapmaz. Yani kimse özür diledi, pişmanlık ifade etti diye suçtan kurtulmaz, suçtan arınmaz. Hele de sözkonusu olan, soykırım gibi planlı, örgütlü bir insan topluluğunu yok etmeyi amaçlamış ve amacına ulaşmış suçlarsa. Özür, bir durumun geri döndürülememesinden duyulan nedamet ve bundan doğan sorumlulukla ilgilidir. Yani özür dileyen aslında, sonsuz bir yola çıkar, çünkü felaket sonsuzdur. İster Dersimlilerden, ister Ermenilerden, ister Süryanilerden, ister Rumlardan, ister sistematik işkence kurbanlarından, ister Alevilerden, ister Kürtlerden kimden isterseniz özür dileyin, usulünce dilenmiş özür bir son değil, inkarın toplumda ve devlette yeniden kök salmasını engellemek için çıkılan sonsuz bir yolun başlangıcıdır ancak. Çünkü, Türkiye bir daha asla, 1915 öncesindeki topluma sahip olmayacaktır.

read more »

June 23, 2011

NTV’den seçimleri takip edememek!

by Talin Suciyan

Türkiye’de haber yayıncılığının çıtasını yükseltmiş olduğunu söyleyebileceğimiz NTV’yi seçim günü izlemek tam bir eziyetti. NTV’nin programcıları, ısrarla Bağımsız Adayların milletvekili sayılarını bildirmediler. O kadar ki, Bağımsız Adayların kaç milletvekili çıkardıklarını başka kanallardan öğrendik. Ancak tabii, NTV’nin son dönemdeki hükümet yanlısı tutumunu kristalize eden olay, Vedat Türkali’nin Banu Güven’in programında “Oyum gerillaya, Öcalan’a selam ve sevgilerimi gönderiyorum” demesi ve ardından Banu Güven’in acilen tatile çıkarıldığı iddiaları ile programın kaydının internetten kaldırılması oldu.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın seçimlerden önceki son televizyon programını NTV’de yaparken, öncelikle Ruşen Çakır olmak üzere, karşısındaki gazetecileri nasıl susturup azarladığı da hesaba katılırsa, NTV’nin seçim günü izlediği yayın politikası daha iyi anlaşılabilir. Ruşen Çakır’ın Hopa’da polisin aşırı biber gazı kullanması sonucu nefes darlığı ve kalp krizi sonucu hayatını kaybeden Metin Lokumcu’nun kendi akrabası olması hasebiyle

read more »

May 30, 2011

Tarafsızlık kurbanı yeniden kurban eder

by Talin Suciyan

Talin Suciyan

Geçtiğimiz Cumartesi günü, Stuttgart Üniversitesi’nde “1912 – 1922 : Ermeni, Süryani, Rum Soykırımı ve Türkiye’nin İnkâr Politikası” başlıklı bir panel ve ardından da tartışma olacaktı. Fakat üniversite yönetimi bu faaliyete ev sahipliği yapmaktan son anda vazgeçti. Gerekçe ise, “Berlin’den Türklerin protesto eylemleri ve üniversitenin taraftsız kalması gerektiği” oldu. Üniversitenin bu kararı üzerine, paneli düzenleyenler; Asuri – Süryani Demokratik Örgütü Orta Avrupa Bölümü, Avrupa’da Yaşayan Pontus Rumları Derneği ve Soykırımı Tanıma Grubu panelin yerini değiştirdi.

Panelde Dr. Tessa Hofmann’ın  “Verfolgung, Vertreibung und Vernichtung der Christen im Osmanischen Reich 1912-1922” (1912 – 1922 Osmanlı İmparatorluğu’nda Hıristiyanların Maruz Kaldığı Zulüm, Yerinden Etme ve İmha) başlıklı kitap yazarın da katılımıyla tartışıldı. Panelin diğer katılımcıları ise, Asuri – Süryani Demokratik Organizasyonu’ndan Abdulmesih Barabraham, SPD’nin Baden Wüttemberg eyaletindeki yerel örgütlenmesinden Axel Zimmermann ve Soykırım Karşıtları

read more »

May 22, 2011

“Ermenileri tek bir kültür ve tek bir millet olarak tahayyül etmek mesnetsiz bir iddiadır*”

by Talin Suciyan

Talin Suciyan

Hraç Bayatyan’la geçen sonbaharda, Red Thread isimli internet dergisinin açılışı için İstanbul’a geldiğinde bir söyleşi yapmıştım. Bu söyleşi daha sonra Agos Gazetesi’nde yayımlandı.  Başbakan  diyasporayı bu sefer de seçim kampanyalarında en hafif şekliyle söylemek gerekirse  bir ‘olumsuzlama’ olarak kullanırken, kelimenin kimleri nasıl kapsadığına ilişkin bir kısmı da olan bu söyleşiyi Azadalik okurlarıyla paylaşmanın anlamlı olabileceğini düşündüm. Hraç Bayatyan, Ermenistan’da kültürel incelemeler alanında çalışıyor. İletişim tarihi, küreselleşme ve toplum konularında dersler veriyor.

Şu anda yaşadığımız milliyetçiliğin 60’lı yılların etkisinde olduğunu söylüyorsunuz, biraz açar mısınız, tam olarak ne demeye çalışıyorsunuz?

Modern milli kimlik kurgusu 19. Yüzyıldan başlayarak Abovyan’lar, Nalbantyan’lar ile gelip, sonra Hovhannes Tumanyan’lar ile devam ediyor. Daha sonra ise 60’larda yani, Sovyetler döneminde, yeni entelektüeller şekillenmişti. Onlar, 19. yüzyıldaki ya da Ekim Devrimi’nden önceki entelektüeller gibi değildi. 60’ların Sovyet Ermenistan’ınında soykırım konusu etrafında şekillenen…

read more »

May 17, 2011

Ես ո՛չ խճանկար, ո՛չ էպրու եւ ո՛չ ալ Անատոլիոյ գոյն եմ

by Talin Suciyan
ԹԱԼԻՆ ՍՈՒՃԵԱՆ
Սկիզբը զիս մշակոյթներու ձեր խճանկարին մասնիկի վերածած էիք, որպէսզի ի վիճակի ըլլայիք հանդուրժելու։ Բայց այդ գաղափարին անշարժութիւնը արագօրէն հասկնալէ ետք, զայն կճանկար (էպրու) (*) դարձուցած էիք։ Խճանկար ըլլար թէ կճանկար, բոլորդ համաձայնած էիք, որ ես «Անատոլիոյ գոյն» մըն էի։ Սակայն, ես ո՛չ ձեր էպրուն եմ, ո՛չ ձեր խճանկարը, ո՛չ ալ ձեր Անատոլիոյ գոյն մը։ Գիտեմ որ կրնամ գունաւորուիլ միայն եթէ մեռած-չքացած ըլլամ, անձայն ու անհետ կորսուած. պատմութիւնս որքան քանդէք, այնքան գունաւոր կը դառնամ ձեզի համար։
Կրկնեմ. ես ո՛չ ձեր կճանկարն եմ, ո՛չ ձեր խճանկարը, ո՛չ ալ ձեր Անատոլիոյ գոյն մը։ «Ի՞նչ ես, ուրեմն», թերեւս հարցնէք։ Ես սուրի մնացորդաց շառաւիղն եմ, պղծուած կանանց դուստրը, բազմիցս տարագրուելու ստիպուած եւ վերջին դարուն իր հազարամեայ հողէն ջնջուած ժողովուրդի մը զաւակը։ Դուստրն եմ գերեվարուած, ինքն իրմէ օտարուած, ստորադաս ժողովուրդի մը, որուն գոյութիւնն ու բնաջնջումը ժխտուած են, որուն տաճարները, դպրոցները, հիմնարկները, նոյնիսկ անդամներուն սրտերն ու մտքերը տակնուվրայ եղած են։ Զիս կը կոչեն թուրքիացի հայ անունով։
May 7, 2011

Ermeniler Varujan Köseyan’a tarihlerini borçludur

by Talin Suciyan

Talin Suciyan

AGOS, 786

Varujan Köseyan’ı çocukluk yıllarımdan beri tanıyordum. Elinde fotoğraf makinesi, uzun saçları, büyük gözlükleriyle Kınalı Kampı’nın bir faaliyetinde karşılaştığımızı hatırlıyorum. Sonra da hep karşılaştık. Ama onunla dostluğumuz son iki yılda gelişti. Doktora çalışmamın arşiv araştırmasını yapmak için danışmaya gitmiştim hastanedeki odasına. Oturacak yer yoktu. Yatağının bir tarafı olduğu gibi yazılar, kitaplar, dosyalarla doluydu. Yatmak için kendine biraz yer açmıştı ama yatağın asıl sahibi kendisi değildi. Tuvalete doğru giden kısa ve dar bir arayı sağlı sollu günlük Ermenice gazetelerle doldurmuştu. Düşerse, bu Ermenice gazeteler kendisini koruyacaktı… Şaşırtıcı bir pratik zekaya ve hafızaya sahipti. Konuşurken de her şeyi söylemeden söylemenin ustasıydı. Yaz aylarında her gün çalışmaya gittiğim için, neredeyse her gün görüşüyorduk. Bu görüşmelerden birinde, ona kendi hayatını sormaya başladığımda, başlarda onun hayatının kimseyi ilgilendirmeyeceğini söyleyerek ayak diredi. Sonra sonra, anlatmaya karar verdi. Kimseye öyle doğrudan güvenecek göz yoktu onda. Zaman lâzımdı. Bir süre sonra birbirimize alıştık. Ben onun yalnızlığını, kızgınlıklarını, kırgınlıklarını anlamaya, o da benim toyluğumu, Cumhuriyet tarihiyle bir olan hayatının ortasına düşmüşken kendimi bulduğum acemiliği hoşgörüyle karşıladı.  Ve konuşmaya karar verdi. Konuşmak, anlatmak istiyordu, neler yaşamış olduğu bilinsin istiyordu.

read more »

May 6, 2011

Ebru, mozaik, “Anadolu’nun rengi” değilim ben!

by Talin Suciyan

Talin Suciyan

AGOS, 787

Bana katlanabilmek için önce benden mozaik yaptınız, baktınız o çok statik oldu, ebruya döndünüz. Ama ister ebru deyin ister mozaik, hepiniz “Anadolu’nun rengi” olduğum konusunda hemfikirdiniz. Oysa ben sizin ne ebrunuz, ne mozayiğiniz, ne de Anadolunuzun rengiyim! Biliyorum, ölüp yok olunca, sesim çıkmaz, izim bilinmez olunca renklenebilirim, tarihimi ne kadar yok ederseniz o kadar renkli olurum sizin gözünüzde.

Ben sizin ne ebrunuz, ne mozayiğiniz, ne de “Anadolunuzun rengiyim”. Peki ne miyim? Kılıç artığı nesillerin çocuğuyum, bedenleri yağmalanmış, defalarca yerinden yurdundan edilmiş, binlerce yıl yaşadığı topraklardan bütün izleri son yüz yılda silinmiş, varlığı da, yok edilmesi de inkar edilmiş, mabetleri, okulları, vakıfları, tüm kurumları ve hatta teker teker insanlarının yürekleri, beyinleri ters yüz edilmiş, ele geçirilmiş, kendine yabancılaştırılmış, sindirilmiş bir halkın kızıyım. Bana ‘Türkiyeli Ermeni’ diyorlar.  

read more »

May 6, 2011

I’m neither an ebru nor a tessera∗; nor am I ‘a color of Anatolia!’

by Talin Suciyan

Talin Suciyan

First you made me into a tessera in your mosaic of cultures just to be able to put up with me. But soon you found that too static and then you resorted to the image of ebru. Whether an ebru or a tessera, you all agreed that I was ‘a color of Anatolia.’ Yet, I’m neither your ebru nor your tessera, nor am I a color of your Anatolia. I know that I can acquire a color only if I’m dead and gone, mute and traceless; more colorful I become as you further destroy my history.

read more »

%d bloggers like this: