Archive for ‘Journalism’

April 5, 2016

Çocukların İstismarı, Algı Savaşları ve Mağduriyet Hırsızları

by Azad Alik

maliyazi

[Editörlerin Notu: Azad Alik editörlerinden Ayda Erbal’ın Uluslararası Çocuk Hakları Merkezi’nden İnsan Hakları ve Çocuk Hakları Sorumlusu Adem Arkadaş’la Türkiye’de Çocuk Hakları konusunda yaptığı nehir röportaj serisinin çocuk savaşçıların topluma kazandırılması konusunu da içeren üçüncü bölümünü çatışmasızlık sürecinin akamete uğraması nedeniyle yayımlayamamıştık. Önümüzdeki günlerde bu dosyaya Ensar Vakfı‘yla yeniden alevlenen tartışmalar nedeniyle geri döneceğiz. Ancak bunu yapmadan önce Yaşama Dair Vakıf kurucularından Mehmet Ali Çalışkan‘ın tartışmanın düzeni, seviyesi ve geleceğine dair oldukça önemli tespitlerini yayımlıyoruz. Yazı daha önce Sivil Sayfalar‘da yayımlanmıştı. Nehir röportajın ilk iki bölümü ise burada Satürn’ün Çocukları: Türkiye’de Çocuk Hakları?-1  Ve “Öteki” Çocuklar: Görülmeyen, Duyulmayan, Konuşulmayan -2]

Mehmet Ali Çalışkan

Karaman’daki tecavüz vakasının ardından rasyonel bir tartışma yapabilseydik, öncelikli olarak mağdurların durumunu, mağduriyetlerin nasıl giderileceğini, yeni mağduriyetleri engelleyecek düzenlemelerin neler olabileceğini konuşurduk. Kamu yönetimi ile sivil toplum kuruluşları arasındaki ilişkileri konu eder, sivil toplum-siyaset/iktidar/kamu yönetimi arasındaki mesafenin nasıl kaybolduğunu, sözcülerin birbirlerinin yerine geçerek konuşmasına olanak veren ilişkiler ağının nasıl kurulduğunu ve ideal bir siyaset-devlet-STK ilişkisinin nasıl olması gerektiğini tartışırdık. Ancak öyle olmadı.

Karaman’da erkek bir öğretmenin, Ensar Vakfı ve KAİMDER’e (Karaman Anadolu İmam Hatip ve İmam Hatip Lisesi Mezunları ve Mensupları Derneği) bağlı, çocuklara yönelik dini eğitimler verdiği evlerde gerçekleştirdiği anlaşılan, erkek çocuklara yönelik tecavüzlerin (kimi kaynaklara göre 10, kimine göre 45 çocuk) ortaya çıkması hayli infial yarattı. İnfiale, meşrebe göre imkan veren pek çok husus var. “Bir öğretmenin (erkek) çocuklara tecavüzü”, “vakıf ve dernek evleri”, “vakıf ve dernek evlerinde dini eğitim”, “gönüllü öğretmenin tecavüzleri”, “Ensar” gibi. Bunlardan en çok konuşulansa “Ensar” oldu.

Ensar Vakfı vizyonunu “din ve değerler eğitimi alanında ulusal ve uluslararası düzeyde, değerlerine bağlı, entelektüel birikim ve akademik başarısıyla gelecekte söz sahibi olacak en yetkin vakıf olmak” şeklinde tanıtan bir sivil toplum kuruluşu. Vakıf, üzerine odaklandığı konuyu “din ve ahlak eğitimi” ile “değerler eğitimi” olarak tanımlıyor.

Vakanın faillerine bakıyor, kendimize benzeyenleri sessizlik, benzemeyenleri düşmanlıkla karşılıyoruz

Rasyonel bir tartışma yapabilseydik, öncelikli olarak mağdurların durumunu, mağduriyetlerin nasıl giderileceğini, yeni mağduriyetleri engelleyecek düzenlemelerin neler olabileceğini konuşurduk. Failin profilini tartışır, fail ile mağdur arasında, bir evde, böylesine mahrem bir ortamda bir arada bulunma halini sorgulardık. Son olarak da kamu yönetimi ile sivil toplum kuruluşları arasındaki ilişkileri konu eder, sivil toplum-siyaset/iktidar/kamu yönetimi arasındaki mesafenin nasıl kaybolduğunu, sözcülerin birbirlerinin yerine geçerek konuşmasına olanak veren ilişkiler ağının nasıl kurulduğunu ve ideal bir siyaset-devlet-STK ilişkisinin nasıl olması gerektiğini tartışırdık.

Ancak bunları yapmadık. Türkiye medyasından, sivil toplumundan ve siyasetinden bekleneceği üzere, fırsatçı, nefret dolu ve düşmanca bir dil ve içerik ile ve siyasi rakipler arası birbirini yok etme motivasyonuna dayanan bir meydan savaşına giriştik. Bu artık o kadar sıradan bir tartışma biçimi oldu ki, meselenin ortaya konuluşu, tarafların belirginleşmesi, pozisyonların netleştirilmesi, savaş enstrümanlarının ezberden çağrılması, rakiplerin kontrol ettiği kitlelerin yerlerinin tahkim edilmesi saatler içinde gerçekleşti.

read more »

January 25, 2015

“Ey Müslüman Nedamet Getir!”[1]

by Ayda Erbal
7776174154_000-nic6405647

Filistinli Çocuklar Charlie Hebdo gösterisinde http://goo.gl/r2ZXV6

[Editörlerin Notu: Azad Alik’te önümüzdeki yıl yayımlayacağımız ırkçılık ve ayrımcılık serisinin üçüncü yazısı Ayda Erbal‘dan. Yazı 25.01.2015 tarihli Star Açık Görüş sayfalarında da yayımlandı, ancak dipnotlar ve linklerde sorun olduğu için yazıyı aynı gün yeniden yayımlıyoruz.]

Ayda Erbal*

7 Ocak tarihinde Charlie Hebdo (CH) çalışanları ve polis memurlarının öldürüldüğü eylemin hemen sonrasında Kıta Avrupası ve Amerika’da temel olarak iki yaklaşım öne çıktı. Her iki yaklaşım da yazar çizerlerin yazıp çizdiklerinden dolayı öldürülmüş olmalarını, olması gerektiği gibi, amasız, eğersiz kınadılar. Ancak yolları bundan sonra ayrıldı: Takip edebildiğim kadarıyla birinci grup, ezici çoğunlukta sade vatandaşın da katkısıyla, CH’nin mesajını da misyonunu da sahiplenerek, kimisi sadece destek olmak amacıyla #jesuischarlie #benCharlieyim hashtag’i altında gerek sosyal medyada gerekse sokaklarda cinayeti protesto ettiler. Bu birinci grubun ideologları diyebileceğimiz çoğunluk gazeteci, yazar ve çizerlerin yine ağırlıklı bir kısmı işi daha da ileri götürüp CH’nin misyonuna/ mesajına destek olmak için CH karikatürlerinin ve kapaklarının tıpkı basımını yapmaları gerektiğini savundular.

read more »

August 3, 2013

Karl Popper’in Askerleriyiz*

by Onur Yavuz

Ateş, Su, Toprak, Anket**

Yazının bu ikinci bölümünde Konda, Metropoll ve Ipsos’un Gezi Parkı eylemleri ve bunların ulusal siyasete izdüşümüne ilişkin yaptıkları araştırmaları ele alacağız. İlk yazıda da bahsettiğimiz üzere, bu araştırmaların hepsinde az ya da çok değişmekle birlikte ciddi metodoloji ve raporlama hataları, eksikleri bulunuyor. “Tüm bunların en iyi ihtimalle hiçbir şey, en kötü ihtimalle ise manipülatif yanlış bulgular anlatarak kamuoyunda “uzman” araştırmalar olarak kabul görmesi ve bu şekilde halkın siyasi olayları yorumlamasına doğrudan etki etmesi ise işin en üzücü kısmı.” diyerek ilk yazının sonunda, bu araştırmaları detaylı ve herkesin anlayabileceği şekilde eleştirmeye karar verme motivasyonumuzu ifade etmiştik. Buna mukabil bu ikinci yazıya başlamadan önce ilk yazıya, özel veya genel kanallardan gelen bazı tepkileri paylaşmak ve bunlara dair kısa birkaç çift söz etmeyi uygun buluyoruz.

read more »

July 19, 2013

Kahrolsun BAĞZI Veriler*

by Onur Yavuz

,onur5Editörlerden Not: Önümüzdeki aylarda hem Gezi sürecinin kendisi hem de üzerine yazılanlarla ilgili çeşitli konuları kapsayan bir dizi yazı yayımlayacağız. Onur Yavuz’un yazdığı eleştirel seri bunların ilki.

Onur Yavuz**

İnşallah Gencim ve Galiba Özgürlükçüyüm

31 Mayıs günü başlayan ve Haziran sonu itibariyle yer yer format değiştirerek devam eden kitle protesto gösterilerine dair bugüne dek çeşitli „istatistiksel“ araştırmalar yayınlandı. Öne çıkanlar arasında KONDA, İpsos ve Metropoll gibi özel sosyal araştırma şirketlerince yapılan anketlerin yanı sıra Bilgi Üniversitesi Yayınları etiketiyle çıkan keşifsel akademik çalışma „Gencim, Özgürlükçüyüm, Ne İstiyorum?“ da var. Bu çalışmaların hepsinde çeşitli ve büyük yanılsamalara yol açacak sorunlar göze çarpıyor.

read more »

May 28, 2013

Hatay İçin Henüz Vakit Varken*

by Azad Alik

Hale Akay & Ayda Erbal**

Yirminci yüzyıl öncekilerden farklı olarak yaşanan savaşlar ve soykırımlar sonucunda sivil ölümlerinin asker ölümlerini oldukça geride bıraktığı bir dönem oldu. 1990’lı ve 2000’li yılların büyük bölümünde dünyada birçok farklı bölgede silahlı iç savaşlara, etnik çatışmalara ve bunların sonuçlarına tanıklık ettik. Yaşananlar mevcut güvenlik politikalarının yeniden değerlendirilmesiyle birlikte, odağına bireyleri ve cemaatleri/toplulukları alan yaklaşımların öne çıktığı bir bilgi ve deneyim havuzu oluşturulmasına yol açtı. Bu süreç içerisinde çatışmaların engellenmesi ile çatışma sonrası yeniden yapılanma/rehabilitasyon hakkındaki literatür günümüzde artık devlet kurumları ve siyaset yapıcılar kadar, sivil aktörlerin de kullanabileceği vakıa analizleri, teorik tartışmalar ve uygulamaya yönelik kılavuzlar sunmaktadır. Bu yazıda son dönemde Hatay’da yaşananlar bu literatür üzerinden değerlendirilmekte ve çatışmaların engellenmesi hakkındaki literatür üzerinden bir durum analizi yapılmaya çalışılmaktadır.

read more »

May 15, 2013

Reyhanlı: Çatışmanın ve Siyasetin Kıskacında İnsan Hakları

by Hale Akay
Relatives of Ahmet Uyan and Ahmet Ceyhan who were killed in yesterday's car bombings, mourn in the town of Reyhanli of Hatay province near the Turkish-Syrian border

(photo by REUTERS/Umit Bektas) http://goo.gl/ylsVm

İnsan hakları örgütlerinin günümüz dünyasında en etkili ve etkin oldukları faaliyet kuşkusuz raporlama. En göz önünde olanından, en unutulmuşuna, dünyanın birçok çatışma alanında olan biteni İnsan Hakları İzleme Örgütü, Af Örgütü benzeri kuruluşların raporlarından izleyebiliyoruz. İnsan hakları örgütlerinin raporlarının sürekli ve belirli bir yöntem izlenerek yapılması durumunda medyadaki haberlere kıyasla iki önemli avantajı var: Güvenilirlikleri ve insanlık durumuna hak temelli bakarak odaklanabilmeleri.

Türkiye’de hak örgütlerinin raporlama konusunda uluslararası kuruluşlar kadar etkili olamadıkları aşikar. Bunun en önemli nedeni insan haklarının bir alan olarak 80 sonrasında, özellikle 90‘lar boyunca devlet kurumlarınca terör ve bölücülükle ilişkilendirilmiş ve marjinalize edilmiş olması.İnsan hakları kuruluşlarının sahip olması gereken güvenilirlik ve meşruiyeti oldukça zedeleyen bu yaklaşımın çok fazla değişmiş olduğu söylenemez. Bu yüzden sahadan etkin bilgi ulaştırdıkları zamanlarda bile örgütler yeterince ilgi göremiyor ve medyada yer bulamıyor. Yine de Türkiye’nin mevcut siyasal ortamında ve güvenden yoksun toplumsal ilişkileri içerisinde örgütlerin tartışmalı bir konuda sahadan bilgi aktarmalarının ne kadar önemli ve faydalı olabileceğinin örneklerini de gördük.

read more »

March 10, 2013

19.1.2007: Hürriyet’i Nasıl Bilirsiniz?*

by gulseren adakli

picstitch (1)

Gülseren Adaklı

19 Ocak 2007 tarihinde Hrant Dink’in öldürülmesi ve ardından, benim de içinde olduğum belirli bir kesimde yaşanan travma; özellikle medyada ayrımcı dil, nefret söylemi, nefret suçu, vb. gibi konularda yoğun tartışmalara ve giderek düzenli medya-takibi (media watch) çalışmalarına ivme kazandırdı. Bu çalışmalarda benim için dikkat çekici ve rahatsız edici taraf, yöntemsel bir açıklığın ve dolayısıyla gerçeğin bilgisine ulaşmaya elverişli veri toplama tekniklerinin göz ardı edilmesi oldu. Rahatsızlığım bir “akademisyen kaygısı” olmaktan öte, politik bir özne olarak toplumsal gerçeklerle kurmaya çalıştığımız ilişkinin, toplumsal özgürleşmeye dair çabalarımızın daha sağlam bir zeminde kurulması ihtiyacını derinden hissetmemle alakalı. Bana göre toplumsal özgürlük adına toplumsal gerçekleri ortaya çıkarmak titiz bir yöntemsel uğraşı da zorunlu kılar. Söz konusu çalışmalar ise örneklem seçiminden başlayarak pek çok yöntemsel sorun barındırıyor ve gerçekliği anlamak, açıklamak ve değiştirmek için gereken lojistiği kanımca sağlamıyor.

read more »

February 1, 2013

Özür Dilemek “Bildiğiniz Gibi Değil”*

by Ayda Erbal

Ayda Erbal**

Türkiye’nin şimdiye kadar kendi odalarında kendi aralarında konuşup siyaset yapanları bir araya gelip birbirleri hakkında bunca yıldır biriktirip durdukları husumeti ortaya döktükçe kamusal alandaki “özür”ler de çoğaldı. Bir önceki cümlede özür kelimesinin tırnak içinde kullanmamın nedeni, şimdiye kadar, Türkiye’li aydınların Ermeniler’den dilediği “özür”, Başbakan Erdoğan’ın Dersimliler’den dilediği “özür”ü ve BDP Milletvekili Sırrı Sakık’ın bugünkü ve daha önceki “özür”leri dahil kamusal alandaki özürlerin hiçbirinin literatürde geçen özür kriterlerine uymaması. Hatta diyebiliriz ki son yıllarda kamusal alanda özürlerin neredeyse hepsinin ortak noktası, üzerine bir kez daha özür dilenmesi gereken metinler olmaları.

read more »

January 21, 2013

We Are All Oxymorons!

by Ayda Erbal

Seeing Hrant’s lifeless body on a very familiar sidewalk in Istanbul prompted nightmares that every member of the Armenian community in Turkey consciously or unconsciously suppresses for the sake of sanity. For we are the best pretenders in a sea of millions of other pretenders. What unites all of us as Turkish citizens, apart from language, culture, etc. is our pretending. If I may argue, the most revolutionary quote of Mr. Orhan Pamuk regarding the realities of Turkish society is, indeed, not the one that he uttered during his interview with the Swiss magazine Das Bild. As a matter of fact, one of his main protagonists in The Black Book confesses hopelessly: “Nobody can be himself in this country… In the country of the defeated and the sheepish, to exist means to be somebody else.”[1]

read more »

December 26, 2012

Ayrıcalıklı “Devrimciler”![1]

by Görkem Daşkan

Bilindiği gibi 18 Aralık 2012 Salı günü Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve beraberindekilerin Göktürk-2 uydusunun Çin’den fırlatılmasını canlı yayında izlemek üzere Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) yerleşkesindeki TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü’nü ziyareti sırasında öğrenciler ve emniyet güçleri arasında çatışma çıktı. Polis üç binin üzerinde çevik kuvvet ekibi ve sekiz Toplumsal Müdahale Aracı (TOMA) ile hazır ve nazırdı. Sol/liberal eğilimli basın, sonrasında televizyonda ilk kimin başlattığı tartışılacak olan olaylarda ezici biçimde üstün bir güç olarak polisin sert bir şekilde müdahale ettiğini ve çatışmanın çevreyi de etkileyerek akşam saatlerine kadar sürdüğünü yazdı. Yaralanan ve hastaneye kaldırılan eylemciler vardı. Polis aynı gün ve takip eden birkaç gün içinde onu aşkın öğrenciyi gözaltına aldı ve ev baskınları düzenledi.

read more »

%d bloggers like this: