Archive for ‘Politics of Language’

May 10, 2016

Kesik’in açtığı yerden: Kat kat notlar

by umuttumay

1

[Editörlerin Notu: Ermeni Soykırımı ile ilgili resmi tarih anlayışında çatlaklar oluşmaya başladığı 90lı yılların başından itibaren 1915 hakkında konuşuyor olmanın kendisi, sağ ve sol liberal çevreler arasında içerik ve biçimden bağımsız olarak olumlu bir gelişme olarak kodlandı. Yirmi yılı aşkın bu süre zarfında 1915 hakkında konuşmayı ve yazmayı sınırlayıcı ya da sansürleyici güç, çokça devletle, devletin inkar politikasıyla ilişkili olarak düşünüldü.  Dolayısıyla gerek etnisitelerarası gerekse anaakım çoğunluk aydınlar ve azınlıklar arasındaki güç ilişkileri, bu ilişkilerin üzerine inşa edilen asimetrik gramer üzerine konuşmak, yani sahiden 1915’i şimdiki zamanda konuşmak çok da mümkün olmadı. Bunların “nasıl”ını konuşamamanın devletten kaynaklı nedenleri olmakla birlikte sivil toplum aktörleri ve kanaat önderlerinden kaynaklı zorlukları da vardı. Azad Alik editörleri olarak “1915’i konuşmak ama nasıl?” sorusuna yanıt aramayı da önemli bulduğumuz için soykırımın 100. yıldönümü özel sayı ve yayınlarının içeriğine bakmayı ve üretilmiş metinlerle fikri takibe ve diyaloğa girmeyi uygun gördük. Bu vesileyle 2015 Nisan ayından bu yana eski ve yeni yazarlarımızla kolektif bir şekilde organize ettiğimiz uzun soluklu dizinin 12. bölümünde Azad Alik editörlerinden Mimar Sinan Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi Dr. Umut Tümay Arslan‘ın Altyazı dergisinin Mart 2015 tarihli 148. sayısında yayımlanmış film eleştirisine yer veriyoruz. 1915’in yüzüncü yıl anmalarına ilişkin kimi sergi ve anma toplantılarının da eleştirisini içeren dizinin önceki yazılarına 1915-2015 adresinden ulaşabilirsiniz.]

Umut Tümay Arslan*

Canlı şimdinin bu kendi kendisinin çağdaşı-olamama durumu olmaksızın, canlı şimdinin gizli gizli ayarını bozan şey olmaksızın, orada olmayanlara karşı, artık mevcut olmayan ve yaşamayanlar ya da henüz  mevcut olmayan ve yaşamayanlar için adalete duyulan bu saygı ve sorumluluk olmaksızın ‘nereye?’, ‘yarın nereye?’  sorusunu yöneltmenin ne anlamı olacaktır ki?[1]

Anlama ihtiyacı duyduğumuz şey tam olarak nedir? Kayıptır kuşkusuz. Neyin Kaybı? Bu çalışmam sırasında pek çok formülasyon denedim. Onları gözden geçirelim. a) Kaybı dile getirme kapasitesinin kaybı, yani olayı kendi adı olan “Felaket” kelimesi ile adlandırma kapasitesinin kaybı; b) “Affediyorum” sözünü telaffuz etme olanağının kaybı; c) Yas tutma gücünün kaybı; d) Yorum yapma gücünün kaybı. Bu dört boyutta; adlandırma, affetme, yas ve yorum boyutlarında sizinle birlikte enine boyuna gezindim. Aslında bunlar “ben”in dört boyutudur.[2]

Fatih Akın’ın Kesik’i (2014) 1915 Mardin’inde başlıyor, 1923 Ruso’sunda, Arsine Manukyan’ın mezarı başında bitiyor. 1915’le, Ermeni Soykırımıyla yol hikayesine başlayan film, Anadolu’dan, burada kendilerine reva görülen akıl almaz şiddetten kaçarak dünyanın dört bir tarafına dağılmak zorunda bırakılan ve birbirlerini arayan Anadolulu Ermenilerin Ermeni diasporası olma hikayelerini, kahramanı Nazaret Manukyan’ın kızlarını arayış yolculuğuyla temsil ediyor. Soykırımdan kurtulanların, hayatta kalanların tanıklıklarında tekrar tekrar dile gelen organize şiddet biçimlerine ve bunların dolaylı devasa etkilerine filmde Nazaret Manukyan’la birlikte tanık oluyoruz: Önce erkeklerin toplanması, zorla çalıştırılmaları, yaşadıkları yerlerden, kentlerden uzakta ıssız noktalarda topluca, sistemli bir biçimde öldürülmeleri, bu cinayetleri işlemeleri için salınan mahkumlar, kadınların ve çocukların ölüm yürüyüşlerine maruz bırakılmaları, kaçırılma ve tecavüzler, ölüm kuyuları, din değiştirmeye zorlanma ve bütün hayati imkanlardan, sağlık koşullarından yoksun ücra yerlerde sürgünlerin bir arada tutulduğu, salgın hastalıkların yayılmasını kolaylaştıracak ölüm kampları,[3] yetim kalan çocuklarla dolup taşan yetimhaneler, öldürülen Ermenilerden geriye kalan malların gasp edilmesi…

read more »

Advertisements
April 5, 2016

Çocukların İstismarı, Algı Savaşları ve Mağduriyet Hırsızları

by Azad Alik

maliyazi

[Editörlerin Notu: Azad Alik editörlerinden Ayda Erbal’ın Uluslararası Çocuk Hakları Merkezi’nden İnsan Hakları ve Çocuk Hakları Sorumlusu Adem Arkadaş’la Türkiye’de Çocuk Hakları konusunda yaptığı nehir röportaj serisinin çocuk savaşçıların topluma kazandırılması konusunu da içeren üçüncü bölümünü çatışmasızlık sürecinin akamete uğraması nedeniyle yayımlayamamıştık. Önümüzdeki günlerde bu dosyaya Ensar Vakfı‘yla yeniden alevlenen tartışmalar nedeniyle geri döneceğiz. Ancak bunu yapmadan önce Yaşama Dair Vakıf kurucularından Mehmet Ali Çalışkan‘ın tartışmanın düzeni, seviyesi ve geleceğine dair oldukça önemli tespitlerini yayımlıyoruz. Yazı daha önce Sivil Sayfalar‘da yayımlanmıştı. Nehir röportajın ilk iki bölümü ise burada Satürn’ün Çocukları: Türkiye’de Çocuk Hakları?-1  Ve “Öteki” Çocuklar: Görülmeyen, Duyulmayan, Konuşulmayan -2]

Mehmet Ali Çalışkan

Karaman’daki tecavüz vakasının ardından rasyonel bir tartışma yapabilseydik, öncelikli olarak mağdurların durumunu, mağduriyetlerin nasıl giderileceğini, yeni mağduriyetleri engelleyecek düzenlemelerin neler olabileceğini konuşurduk. Kamu yönetimi ile sivil toplum kuruluşları arasındaki ilişkileri konu eder, sivil toplum-siyaset/iktidar/kamu yönetimi arasındaki mesafenin nasıl kaybolduğunu, sözcülerin birbirlerinin yerine geçerek konuşmasına olanak veren ilişkiler ağının nasıl kurulduğunu ve ideal bir siyaset-devlet-STK ilişkisinin nasıl olması gerektiğini tartışırdık. Ancak öyle olmadı.

Karaman’da erkek bir öğretmenin, Ensar Vakfı ve KAİMDER’e (Karaman Anadolu İmam Hatip ve İmam Hatip Lisesi Mezunları ve Mensupları Derneği) bağlı, çocuklara yönelik dini eğitimler verdiği evlerde gerçekleştirdiği anlaşılan, erkek çocuklara yönelik tecavüzlerin (kimi kaynaklara göre 10, kimine göre 45 çocuk) ortaya çıkması hayli infial yarattı. İnfiale, meşrebe göre imkan veren pek çok husus var. “Bir öğretmenin (erkek) çocuklara tecavüzü”, “vakıf ve dernek evleri”, “vakıf ve dernek evlerinde dini eğitim”, “gönüllü öğretmenin tecavüzleri”, “Ensar” gibi. Bunlardan en çok konuşulansa “Ensar” oldu.

Ensar Vakfı vizyonunu “din ve değerler eğitimi alanında ulusal ve uluslararası düzeyde, değerlerine bağlı, entelektüel birikim ve akademik başarısıyla gelecekte söz sahibi olacak en yetkin vakıf olmak” şeklinde tanıtan bir sivil toplum kuruluşu. Vakıf, üzerine odaklandığı konuyu “din ve ahlak eğitimi” ile “değerler eğitimi” olarak tanımlıyor.

Vakanın faillerine bakıyor, kendimize benzeyenleri sessizlik, benzemeyenleri düşmanlıkla karşılıyoruz

Rasyonel bir tartışma yapabilseydik, öncelikli olarak mağdurların durumunu, mağduriyetlerin nasıl giderileceğini, yeni mağduriyetleri engelleyecek düzenlemelerin neler olabileceğini konuşurduk. Failin profilini tartışır, fail ile mağdur arasında, bir evde, böylesine mahrem bir ortamda bir arada bulunma halini sorgulardık. Son olarak da kamu yönetimi ile sivil toplum kuruluşları arasındaki ilişkileri konu eder, sivil toplum-siyaset/iktidar/kamu yönetimi arasındaki mesafenin nasıl kaybolduğunu, sözcülerin birbirlerinin yerine geçerek konuşmasına olanak veren ilişkiler ağının nasıl kurulduğunu ve ideal bir siyaset-devlet-STK ilişkisinin nasıl olması gerektiğini tartışırdık.

Ancak bunları yapmadık. Türkiye medyasından, sivil toplumundan ve siyasetinden bekleneceği üzere, fırsatçı, nefret dolu ve düşmanca bir dil ve içerik ile ve siyasi rakipler arası birbirini yok etme motivasyonuna dayanan bir meydan savaşına giriştik. Bu artık o kadar sıradan bir tartışma biçimi oldu ki, meselenin ortaya konuluşu, tarafların belirginleşmesi, pozisyonların netleştirilmesi, savaş enstrümanlarının ezberden çağrılması, rakiplerin kontrol ettiği kitlelerin yerlerinin tahkim edilmesi saatler içinde gerçekleşti.

read more »

February 2, 2016

Boşlukları Doldurunuz: Bir “tarafsızlık” denemesi olarak Turkish Review 100. Yıl Dosyası

by Azad Alik

[Editörlerin Notu: Ermeni Soykırımı ile ilgili resmi tarih anlayışında çatlaklar oluşmaya başladığı 90lı yılların başından itibaren 1915 hakkında konuşuyor olmanın kendisi, sağ ve sol liberal çevreler arasında içerik ve biçimden bağımsız olarak olumlu bir gelişme olarak kodlandı. Yirmi yılı aşkın bu süre zarfında 1915 hakkında konuşmayı ve yazmayı sınırlayıcı ya da sansürleyici güç, çokça devletle, devletin inkar politikasıyla ilişkili olarak düşünüldü.  Dolayısıyla gerek etnisitelerarası gerekse anaakım çoğunluk aydınlar ve azınlıklar arasındaki güç ilişkileri, bu ilişkilerin üzerine inşa edilen asimetrik gramer üzerine konuşmak, yani sahiden 1915’i şimdiki zamanda konuşmak çok da mümkün olmadı. Bunların “nasıl”ını konuşamamanın devletten kaynaklı nedenleri olmakla birlikte sivil toplum aktörleri ve kanaat önderlerinden kaynaklı zorlukları da vardı. Azad Alik editörleri olarak “1915’i konuşmak ama nasıl?” sorusuna yanıt aramayı da önemli bulduğumuz için soykırımın 100. yıldönümü özel sayı ve yayınlarının içeriğine bakmayı ve üretilmiş metinlerle fikri takibe ve diyaloğa girmeyi uygun gördük. Bu vesileyle 2015 Nisan ayından bu yana eski ve yeni yazarlarımızla kolektif bir şekilde organize ettiğimiz uzun soluklu dizinin 7. bölümüne Lülüfer Körükmez’in Turkish Review dergisi 100. Yıl özel sayısının eleştirisiyle devam ediyoruz. Dizinin önceki yazılarına 1915-2015 adresinden ulaşabilirsiniz

Lülüfer Körükmez*

Turkish Review dergisi, “Türkiye ve Ermenistan: Geçmiş, Şimdi, Gelecek” (Turkey and Armenia: Past, Present, Future) başlığıyla çıkan 100. Yıl dosyasında, yansızlık günahı[**]nı işlemektedir. Yansızlık, yansızlık yanılsaması yaratma çabası, kendini dışarıda bir göz olarak konumlama zorlaması, ancak kaytarma yoluyla mümkün olmuş görünüyor veya tersine, kaytarma, kaçınma isteği yansızlık kisvesi altına saklanıyor. Aşağıda derginin “Türkiye ve Ermenistan: Geçmiş, Şimdi, Gelecek” (Turkey and Armenia: Past, Present, Future) dosya başlığıyla ve bu başlığa eşlik eden Akhtamar Kilisesi’nin bahar aylarında çekilmiş bir fotoğrafıyla çıkmış olan bir eleştirisini sunacağım.

Turkish Review’un editoryal giriş yazısı oldukça kısa olmakla birlikte ve aslında sadece derginin bu sayısındaki yazarları ve yazıları tanıtma amacını taşımasına rağmen, editör/ler, dosya konusunda birkaç söz etmek zorunda kalmış görünüyor.

Çekingen ve belirsiz bir girizgâh olan giriş yazısının başlığı, “… 100 yılı” (100 years of…); ancak maalesef, bu başlığın altını dolduramamış. Zira “… 100 yılı” başlığını gören okuyucu, üç noktanın derginin iç sayfalarında tartışılacak ve soykırımdan [ya da editoryal yazıda geçtiği biçimiyle, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Ermenilerin katlinin yüzyılından veya 1915 olaylarından] bu yana yaşananların farklı boyutlarda bir hesaplaşmasının ya da değerlendirmesinin yapılacağı izlenimine kapılabilir. Ancak yazının hemen ilk cümlesi, başlığın konuyla alakasız olduğunu bize hatırlatıyor: “Kısa bir süre önce Türkiye’nin Güney Kafkasya’daki ülkelerle ilişkisine odaklanan bir dosya hazırlamış olmasına rağmen, bu sayıda Türkiye’nin Güney Kafkasya bölgesindeki komşularından birisi olan Ermenistan’la sorunlu ilişkilerin kökenlerine odaklandığı”, belirtilmektedir [italikler bana ait]. Asıl odaklanılan konu Ermenistan-Türkiye ilişkileri ve yüz yıllık tarih de kök olması itibariyle, yani siyasal bir analizin payendelerinden birisi olması bakımından resme dâhil olabiliyor. Buradan hareketle anlıyoruz ki, editoryal yazının niyetlenilen başlığı “sorunlu meselelerin (troubled issues) 100 yılı”. 24 Nisan 2015’in, Ermeni Soykırımının 100. Yılı olmasının bu sayının hazırlanmasında doğrudan bir etkisi olmadığı izlenimi yaratılıyor. Elbette, sorunlu ilişkilerin nereden doğduğu veya neden bu sayıda ele alındığı hiç sorulmamış sorular olarak kalmış görünüyor.

read more »

October 19, 2015

Adil Hafıza ile Klasik İnkarcılık Arasında Bir 1915 Okuması: Derin Tarih

by Azad Alik

[Editörlerin Notu: Ermeni Soykırımı ile ilgili resmi tarih anlayışında çatlaklar oluşmaya başladığı 90lı yılların başından itibaren 1915 hakkında konuşuyor olmanın kendisi, sağ ve sol liberal çevreler arasında içerik ve biçimden bağımsız olarak olumlu bir gelişme olarak kodlandı. Yirmi yılı aşkın bu süre zarfında 1915 hakkında konuşmayı ve yazmayı sınırlayıcı ya da sansürleyici güç, çokça devletle, devletin inkar politikasıyla ilişkili olarak düşünüldü.  Dolayısıyla gerek etnisitelerarası gerekse anaakım çoğunluk aydınlar ve azınlıklar arasındaki güç ilişkileri, bu ilişkilerin üzerine inşa edilen asimetrik gramer üzerine konuşmak, yani sahiden 1915’i şimdiki zamanda konuşmak çok da mümkün olmadı. Bunların “nasıl”ını konuşamamanın devletten kaynaklı nedenleri olmakla birlikte sivil toplum aktörleri ve kanaat önderlerinden kaynaklı zorlukları da vardı. Azad Alik editörleri olarak “1915’i konuşmak ama nasıl?” sorusuna yanıt aramayı da önemli bulduğumuz için soykırımın 100. yıldönümü özel sayı ve yayınlarının içeriğine bakmayı ve üretilmiş metinlerle fikri takibe ve diyaloğa girmeyi uygun gördük. Bu vesileyle Nisan ayından bu yana eski ve yeni yazarlarımızla kolektif bir şekilde organize ettiğimiz uzun soluklu dizinin 6. bölümüne Doğan Gürpınar’ın Derin Tarih dergisi 100. Yıl özel sayısının eleştirisiyle devam ediyoruz. Dizinin önceki yazılarına https://goo.gl/EXqcYh anasayfasından ulaşabilirsiniz]

Doğan Gürpınar*

Derin Tarih dergisi 2012 yılında Mustafa Armağan’ın editörlüğünde tabu-kırıcı, aykırı ve cesur bir mecra olma iddiasıyla yayın hayatına başladı ve devam edegeldi. Kendine biçtiği bu misyon ve sıfatla bir bakımdan geleneksel sağın retoriğinden çok 1968 sonrası revizyonist sol, sol-liberal, anti-milliyetçi tarih-yazımı retoriğini hatırlatır; ki “ezber bozuculuk” 1990’lardan itibaren Türkiye’de sol-liberal “tarihle hesaplaşma” tarzının şablon sloganlarından olmuştur. Ancak elbette Türkiye’de tabu-yıkıcılık, anti-Kemalist sağın da kendine uzun zamandır biçtiği öz-tanımdır. Kendisi sonradan Türkiye’de şekillenen sağdan epey ayrı düşse de anti-Kemalist “tabu-kırıcılığı” sağ tarihyazımının kurucu mimarı Rıza Nur ve akabinde Kadir Mısıroğlu bu retoriğin iki güçlü temsilcisi olagelmişlerdir. Bu bakımdan Mustafa Armağan’ın hem kendi, hem de genel yayın yönetmenliğini üstlendiği dergiye damıttığı üslup dikkate değerdir. Bir taraftan tabu-kırıcı ve ezber bozan olma iddiasındadır. Aynı anda da bu iddiayla bildik şablonları kısmen farkında, kısmen de bilinçsiz postkolonyalist ve postyapısalcı literatürden devralınan söylemsel mühimmatla harmanlayarak tahkim etmekte ve bilimselleştirmektedir. Bu şekilde de à la mode postkolonyal literatürden devşirilen söylemsel yığınakla “pozitivist” ve “modern(ist)” olarak damgalanan Kemalizme karşı kazanılan özgüvenle bildik sağ kalıplar restore edilmektedir.

read more »

October 2, 2015

Türklük Ethosu ve Suçluluk Sorunu: Mesele Dergisi’nde 1915[1]

by umuttumay

Umut Tümay Arslan*

Yüzüncü yılında 1915’e bakan dergiler üzerine Azad Alik’in hazırladığı bu yazı dizisinin temel derdi şu: “1915’i konuşmak, ama nasıl?” Konuşmanın nasılını dert ediyor olmak, inkardan yüzleşmeye giden doğrusal ve belki de doğru bir yol olmadığını da varsayıyor, –inkarın sadece devlet politikasından ibaret olmadığını, sadece “faşistlerin”, “fanatik milliyetçilerin”, “cahillerin” ve “gericilerin” işi olmadığını da. 1915’i konuşma çerçeveleri üzerine konuşmaya başlamanın, inkar ve yüzleşmenin pek de birbirinin karşıtı olarak karşımıza çıkmadığını görmemize imkan vereceğini düşünüyorum.

1915’i, yeniden anlatılmayı bekleyen ham bir tarihsel malzeme olarak kavramak da, asla ulaşamayacağımız bir tarihsel nesne, gizemli bir hakikat olarak ele almak da dilsel, tarihsel, politik özneler olarak değil, nötr bir biçimde konuşuyor olduğumuz yanılsamasını tekrar tekrar yeniden üretiyor. İlki, Ermeni Soykırımı’nı ham bir tarihsel malzeme olarak kavramak, dolayısıyla onun olgusallığına vurgudan[2] ibaret bir konuşma çerçevesi, üzerine konuşuyor olduğumuz sürecin, çifte ortadan kaldırma süreci olduğunu görmüyor;[3] sadece Ermenilerin yok edilmesi değil, aynı zamanda bu yok edişin izlerinin silinmesi sürecini: İnkar sürecini. 1915’i geçmiş zaman olarak şimdinin çerçevesine olduğu gibi geri getirdiğine inanan bir konuşma, izlerin ortadan kaldırılma sürecini, sessizlikle geçen, inkarı sürdürdüğümüz onca zamanın izini dışarda bıraktığı ölçüde, 1915’in bir zamanlar, bir kereliğine, bir kesinti olarak düşünülmesini, konuşmanın geçmişin cellatları ve kurbanlarını konuşmaktan ibaret olduğu yanılsamasını, biz-şimdi-konuşanlar olarak bu tarihin dışında durabildiğimiz bir dünyada yaşıyor olduğumuz yanılsamasını da pekiştiriyor. İkincisi, yani, Ermeni Soykırımı’nı erişimimize kapalı bir tarihsel nesne olarak ele almak, onu bir türlü ulaşamadığımız gizemli bir hakikat olarak konuşma çerçevesinin içine almak, sadece çifte-ortadan kaldırma sürecine karşı körleştirmiyor bizi, ama aynı zamanda 1915 üzerine konuşurken (tarihsel-) özne pozisyonlarını işgal ettiğimiz, sıfırdan konuşmaya başlayamayacağımız gerçeğini tanımıyor.

O halde 1915’i şimdide konuşuyor olduğumuzu, Ermenilerin mallarına el konulması, Ermeni kültürünün izlerinin yok edilmesi, sessizlik ve inkarla geçen yüzyılın ardından konuşuyor olduğumuzu, aradan geçen zamanın şiddetini silerek konuşamayacağımızı bilerek başlamalıyız tefekküre. Bu, kim olarak konuştuğumuzun ayırdına varmamız, yani kendi (tarihsel-) öznelliğimizin izlerini silen bir konuşmanın infilak etmesi, imkansızlaşması anlamına gelecek.

read more »

September 21, 2015

Az Tekrar, Çok Fark: Şerhh’in 1915 Dosyası*

by Azad Alik

Lernakapak

[Editörlerin Notu: Ermeni Soykırımı ile ilgili resmi tarih anlayışında çatlaklar oluşmaya başladığı 90lı yılların başından itibaren 1915 hakkında konuşuyor olmanın kendisi, sağ ve sol liberal çevreler arasında içerik ve biçimden bağımsız olarak olumlu bir gelişme olarak kodlandı. Yirmi yılı aşkın bu süre zarfında 1915 hakkında konuşmayı ve yazmayı sınırlayıcı ya da sansürleyici güç, çokça devletle, devletin inkar politikasıyla ilişkili olarak düşünüldü.  Dolayısıyla gerek etnisitelerarası gerekse anaakım çoğunluk aydınlar ve azınlıklar arasındaki güç ilişkileri, bu ilişkilerin üzerine inşa edilen asimetrik gramer üzerine konuşmak, yani sahiden 1915’i şimdiki zamanda konuşmak çok da mümkün olmadı. Bunların “nasıl”ını konuşamamanın devletten kaynaklı nedenleri olmakla birlikte sivil toplum aktörleri ve kanaat önderlerinden kaynaklı zorlukları da vardı. Azad Alik editörleri olarak “1915’i konuşmak ama nasıl?” sorusuna yanıt aramayı da önemli bulduğumuz için soykırımın 100. yıldönümü özel sayı ve yayınlarının içeriğine bakmayı ve üretilmiş metinlerle fikri takibe ve diyaloğa girmeyi uygun gördük. Bu vesileyle Nisan ayından bu yana eski ve yeni yazarlarımızla kolektif bir şekilde organize ettiğimiz uzun soluklu diziye Lerna Yanık’ın Şerhh Şiir ve Edebiyat Dergisi 100. Yıl özel sayısının eleştirisiyle devam ediyoruz. Dizinin ilk üç yazısına, şuradan , şuradan ve şuradan ulaşılabilir.]

Lerna Yanık**

Bu yazının amacı Şerhh şiir ve eleştiri dergisinin 2015/1 sayısında Ermeni Soykırımı’nın 100. Yılı nedeniyle çıkan yazıların kısa bir özetini yapmaktır. Öncellikle Şerhh dergisinin bu konuyla ilgili olarak Eren Barış editörlüğünde “100 Yıllık Adaletsizlik ve Kayıtsızlık: 1915 Ermeni Soykırımı” alt başlığıyla özel bir dosya yaptığını belirterek başlamakta fayda var. Eren Barış’ın kısa bir önsözüyle (s. 83) başlayan bu özel dosyada sırasıyla Hakan Topal, Zeynep Direk, Murat Cankara, Ayda Erbal-Talin Suciyan, Mehmet Fatih Uslu, ve Tuma Çelik’in yazıları bulunuyor. Dosyadaki bu yazılara ek olarak 1918’de Ahmet Haşim’in Halide Edib’e ve 1966’da Cemal Süreya’nın Turgut Uyar’a yazdığı mektuplarla, Yücel Göktürk’ün 2004 yılında Hrant Dink’le gerçekleştirdiği bir söyleşi ve 24 Nisan 1915’te İstanbul’da tutuklanan Ermeni aydınlarının bir listesi de var. Dosyaya ayrıca 152. ve 153. sayfalarda Dersim’deki Halvori Manastırı’nın kalıntılarının (tarihi belirtilmeyen) resimleri de eklenmiş. Aynı şekilde Hakan Topal’ın yazısına üzerlerinde “Ermeni Mültecileri” ibaresi bulunan (tahminen 1915’’lere ait) üç eski resim eşlik ediyor (s. 84, 88, 91).

“Anadolu’ya Karşı: Dostluk ve Kalıntı” başlıklı yazısında (s. 85-91) Hakan Topal egemenlerin “bu toprakların muhtaç olduğu adaleti neden reddettiği” (s.85) sorusuna Ermeni Soykırımı’nı saran ve adalet arayışını daha zor hale getiren öğeleri listeleyerek. cevap aramaktadır (s. 85).

read more »

July 8, 2015

1915, Sessizlik Çekirdeği ve Evrensel Kültür’de Ermeni Soykırımı*

by gulseren adakli

[Editörlerin Notu: Ermeni Soykırımı ile ilgili resmi tarih anlayışında çatlaklar oluşmaya başladığı 90lı yılların başından itibaren 1915 hakkında konuşuyor olmanın kendisi, sağ ve sol liberal çevreler arasında içerik ve biçimden bağımsız olarak olumlu bir gelişme olarak kodlandı. Yirmi yılı aşkın bu süre zarfında 1915 hakkında konuşmayı ve yazmayı sınırlayıcı ya da sansürleyici güç, çokça devletle, devletin inkar politikasıyla ilişkili olarak düşünüldü.  Dolayısıyla gerek etnisitelerarası gerekse anaakım çoğunluk aydınlar ve azınlıklar arasındaki güç ilişkileri, bu ilişkilerin üzerine inşa edilen asimetrik gramer üzerine konuşmak, yani sahiden 1915’i şimdiki zamanda konuşmak çok da mümkün olmadı. Bunların “nasıl”ını konuşamamanın devletten kaynaklı nedenleri olmakla birlikte sivil toplum aktörleri ve kanaat önderlerinden kaynaklı zorlukları da vardı. Azad Alik editörleri olarak “1915’i konuşmak ama nasıl?” sorusuna yanıt aramayı da önemli bulduğumuz için soykırımın 100. yıldönümü özel sayı ve yayınlarının içeriğine bakmayı ve üretilmiş metinlerle fikri takibe ve diyaloğa girmeyi uygun gördük. Bu vesileyle Nisan ayından bu yana eski ve yeni yazarlarımızla kolektif bir şekilde organize ettiğimiz uzun soluklu diziye Gülseren Adaklının Evrensel Kültür 100. Yıl özel sayısının eleştirisiyle devam ediyoruz. Dizinin ilk iki yazısına şuradan ve şuradan ulaşılabilir.]

Gülseren Adaklı[1]

Konuşurken, kelimeler arasında, sessizliğe mahkûm edilmiş milyonların hatırasına bir sessizlik çekirdeği muhafaza edilmelidir. Terry Eagleton[2]

Bu yazıda, Nisan sayısında Ermeni Soykırımı’nın 100. Yılını gündemine alan periyodiklerden birini, aylık edebiyat ve sanat dergisi Evrensel Kültür’ü genel hatlarıyla ele alıp incelemeye çalışacağım. Tüm yazıların içeriğinde ileri sürülen düşünceleri tartışmam söz konusu değilse de, dikkat çekici olduğunu düşündüklerimin altını çizeceğim. Bu yazıyı hazırlarken Ermeni soykırımı, soykırımın failleri, faillerin devamcıları hakkındaki bir çok bilgiye utandırıcı biçimde geç kalmış olduğumu bir kez daha gördüm. Yazarken bir yandan yüzleşme pratiklerini, yüzleşme nasıl yapılırsa anlamlı olabiliri tartmaya çalıştım.

read more »

January 25, 2015

“Ey Müslüman Nedamet Getir!”[1]

by Ayda Erbal
7776174154_000-nic6405647

Filistinli Çocuklar Charlie Hebdo gösterisinde http://goo.gl/r2ZXV6

[Editörlerin Notu: Azad Alik’te önümüzdeki yıl yayımlayacağımız ırkçılık ve ayrımcılık serisinin üçüncü yazısı Ayda Erbal‘dan. Yazı 25.01.2015 tarihli Star Açık Görüş sayfalarında da yayımlandı, ancak dipnotlar ve linklerde sorun olduğu için yazıyı aynı gün yeniden yayımlıyoruz.]

Ayda Erbal*

7 Ocak tarihinde Charlie Hebdo (CH) çalışanları ve polis memurlarının öldürüldüğü eylemin hemen sonrasında Kıta Avrupası ve Amerika’da temel olarak iki yaklaşım öne çıktı. Her iki yaklaşım da yazar çizerlerin yazıp çizdiklerinden dolayı öldürülmüş olmalarını, olması gerektiği gibi, amasız, eğersiz kınadılar. Ancak yolları bundan sonra ayrıldı: Takip edebildiğim kadarıyla birinci grup, ezici çoğunlukta sade vatandaşın da katkısıyla, CH’nin mesajını da misyonunu da sahiplenerek, kimisi sadece destek olmak amacıyla #jesuischarlie #benCharlieyim hashtag’i altında gerek sosyal medyada gerekse sokaklarda cinayeti protesto ettiler. Bu birinci grubun ideologları diyebileceğimiz çoğunluk gazeteci, yazar ve çizerlerin yine ağırlıklı bir kısmı işi daha da ileri götürüp CH’nin misyonuna/ mesajına destek olmak için CH karikatürlerinin ve kapaklarının tıpkı basımını yapmaları gerektiğini savundular.

read more »

April 23, 2014

“Ukala” Ermeniler Edebiyat Diyarında: Murat Belge ve Edebiyat Eleştirisinde Himayecilik*

by Görkem Daşkan

 

Ǥṏrkeɱ Ɖɐƾƙɐň

Murat Belge geçtiğimiz aylarda edebiyat tarihi ve eleştirisi kesişiminde değerlendirilebilecek kitaplarına bir yenisini ekledi: “Edebiyatta Ermeniler” (2013, İletişim Yayınları). “Edebiyatta Ermeniler”, kabaca “Ermeni Sorunu”nun Türk edebiyatında nasıl işlendiğini anlatıyor. Kitap daha önce Birikim dergisinde yayımlanmış “Edebiyatta Ermeni Sorunu” başlıklı iki makaleyi, içine şiiri de alacak şekilde aynı doğrultuda yazılmış birkaç bölümü daha içeriyor ve yazarın bizatihi Ermeni Soykırımıyla ilgili görüşlerine yer verdiği ek yazılarla tamamlanıyor. Belge, kitabın edebiyatla ilgili olan kısmında roman ağırlıklı olmak üzere son dönem Osmanlı yazını, Cumhuriyet ve günümüz Türk edebiyatından serbest bir okuma yaparak bir dizi roman ve şiiri “Ermeni sorunsalı”na yaklaşımları bazında ele alıyor, kendi sözleriyle söyleyecek olursak “etik, tarih, psikoloji ve sosyoloji çerçevesinde” eleştiriyor, konu hakkında “doğruyu” söyleyip söylemediklerini sınıyor (s.16). Fakat birkaç yerde belirttiği üzere kapsamlı bir tarama çalışması yaptığı iddiasında değil ve kitapların estetik meziyetlerini de ön planda tutmadığını, daha ziyade bilgiye odaklandığını vurguluyor.

read more »

March 3, 2014

İfade Özgürlüğü (AİHM 10. Madde): Aşırıcılıkla Mücadelede Avrupa’nın İkilemini Gösteren Prizma Olarak İnkarcılık

by Azad Alik

Editörlerin Notu: Makalenin Türkçe çevirisinin burada yayımlanmasına ve yanısıra aslının tekrar yayımlanmasına izin verdikleri için yazara ve RevDH yayın yönetmenine teşekkür ediyoruz. Taner Akçam’a çeviri için sağladığı destek, Görkem Daşkan’a ise düzeltiler için teşekkür ederiz.

Nicolas Hervieu

Fransızca’dan çev. Burcu Gürsel

Dieudonné olayının[1] yol açtığı isterik hengâme Fransa’da yankılanadursun, Danıştay Mahkemesi’nin gösterilerin yasaklanmasını onayan ihtiyati tedbir kararlarının ardından gözler doğal olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne çevrildi. Bu hararetli ortamda Avrupa’nın yargı organları, ifade özgürlüğü ne zaman Paris’te sınırlandırılsa, Strazburg’da yüceltilsin diye sık sık toplanmaya çağrıldı. Son dönemdeki 17 Aralık 2013 tarihli Perinçek vs. İsviçre davası kararı Fransız kamuoyundaki tartışmalara bu vesileyle konu oldu. Bu olayda Mahkeme İsviçre’yi, Ermeni soykırımını inkâr niteliğindeki [contester] ifadeleri cezai müeyyideye tabi tuttuğu için kesin olarak suçlu buldu.

read more »

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,
%d bloggers like this: