Archive for ‘Turkish Politics’

June 21, 2016

“Müzakerenin düğümü Suriye’de”*

by Azad Alik
vahap_coskun-mesut_yegen_1

Foto: Osman Kaytazoğlu (Al Jazeera)

[Editörlerin Notu: Azad Alik’te, Türkiye’nin inançlar, etnisiteler ve bölgelerarası eşitlik sorunlarına ve Türkiye Kürdistan’ı dahil yerinden yönetime ilişkin çözüm önerileri de içerecek yazı dizisinin 4. bölümü olarak Al Jazeera editörlerinden Semin Gümüşel Güner‘in Şehir Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Mesut Yeğen ve Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyelerinden Doç. Dr. Vahap Coşkun‘la yaptığı röportaja yer veriyoruz. Dizinin ilk iki bölümü Harran Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyelerinden Prof. Dr. Nazım Kadri Ekinci’nin daha önce Serbestiyet’te de yayımlanmış yazılarından oluşuyordu. Dizi’nin Nuhat Muğurtay tarafından Azad Alik için yazılmış 3. bölümünü ise geçtiğimiz haftalarda yayımlamıştık. Bu yazılara HerkesİçinÖzerklik sayfasından erişebilirsiniz.]

Semin Gümüşel Güner

“Müzakerenin düğümü Suriye’de”

Al Jazeera’ye konuşan Mesut Yeğen ve Vahap Coşkun’a göre, müzakere çok uzak değil. Hukukçu Coşkun’a göre, müzakere kapısı hiç kapanmadı. Sosyolog Yeğen’e göre ise, Eylül – Ekim gibi konuşmak için yeni bir zemin oluşabilir. Her ikisine göre de, Suriye sahasındaki gelişmeler bir değişikliğe işaret ediyor.

7 Haziran 2015’ten bu yana sadece bir yıl geçti ama çok şey değişti. Çözüm süreci rafa kalktı, çatışmalara dönüldü. Onlarca can kaybının yanı sıra binlerce insan evlerini terk etmek zorunda kaldı. Aslen HDP’li milletvekillerini hedef alan dokunulmazlıkların kaldırılması tasarısı kabul edildi. Suriye’de ise ABD ve YPG ortak operasyonlar düzenliyor.

Bugünkü durumu Kürt meselesinde uzman iki isimle Şehir Üniversitesi’nden Prof. Dr. Mesut Yeğen ve Dicle Üniversitesi’nden Doç. Dr. Vahap Coşkun ile konuştuk. Her ikisine göre de, Suriye sahasındaki gelişmeler Kürt sorununun geleceği açısından çok önemli. Sosyolog Yeğen’e göre büyük bir ihtimalle Afrin ile Kobani arasında, Kürtlerin bir şekilde devamlılık sağladığı bir koridor oluşacak. Ama o koridor Halep’in kuzeyinde olacak, Türkiye sınırlarına kadar da ulaşılmayacak. Coşkun ise, ABD’nin Türkiye ve PKK’nin kırmızı çizgilerini uzlaştırmaya çabaladığı görüşünde.

Kürt meselesi açısından bakıldığında, geçen sene 7 Haziran’dan bu yana çok şey değişti. Şehir savaşları, hendekler bitti. Dokunulmazlıkların kaldırılması kabul edildi. Yeni bir askeri stratejiden söz ediliyor. Bugünkü durumu nasıl tanımlarsınız?

Mesut Yeğen: 7 Haziran’da ortaya çıkan tablo, esas olarak siyasetin, parlamentonun Kürt meselesinde öne çıkacağı bir tabloydu. Şimdi o tablo yok. Ne AK Parti içerisindeki Kürt meselesine dönük akıl bugün etkin, ne de HDP etkili. Biraz parlamentonun geri plana düştüğü, güvenlik siyasetinin öne çıktığı bir tablo. Ancak o tablonun içerisinde de belki yeni bir merhale oluşuyor.

Nasıl bir merhale bu?

Mesut Yeğen: PKK’nin açıklamalarından anlaşılan PKK şehir savaşını bitiriyor. Abdülkadir Selvi’nin yazılarından da anladığım kadarıyla, şehirde yürütülen ve PKK üzerinde de etkili olduğu görülen operasyonların bir benzerini de devlet kırsal bölgede de yapmak istiyor ya da en azından yapacağına dair mesaj vererek PKK’ye buraları “boşalt” diyor. Suriye’de yaşanacak gelişmelere, özellikle de ABD’nin PKK’ye önereceklerine ya da muhtemelen vereceği teminatlara bağlı olarak PKK bu yazı kırsalda çok şiddetli bir çatışmayla geçirmemeyi tercih edebilir. Ama Suriye sahasında PKK’nin kaldıracağı ve ABD’nin de garantisini vereceği türden bir durum oluşmazsa, PKK kırda da kalabilir ve şehir savaşlarını yürütürken yaptığı gibi araçlarla karakollara saldırma işini de gerçekleştirebilir. Ancak 90’larda gördüğümüz türden bir çatışma süreci yaşanacağını sanmıyorum.

Vahap Coşkun: 7 Haziran’da HDP’nin kendilerinin bile tahminlerinin ötesindeki başarısı, bu sorunun siyaset zemininde çözülebilmesi için çok iyi bir imkân ortaya çıkarmıştı. Maalesef bu imkân iyi bir şekilde değerlendirilemedi.

Benim kanım, PKK’nın bu çatışmaya girmeyi tercih ettiği yönünde. Bu tercihin arkasında birtakım hesaplar vardı. 7 Haziran’da AK Parti’nin iktidarını kaybetmesi, ülke dışında AK Parti ve Erdoğan’a yönelik çok ciddi bir muhalefetin gelişmiş olması ve 13 yıllık bir iktidardan sonra tek başına hükümet olma şansının da kaybedilmiş olması, devlette bir zaafın meydana geldiği düşüncesini yaratmış olabilir PKK’de. Ayrıca Suriye siyasetinde devlet ile PKK’nin bir ortak mutabakat geliştirmemeleri de çatışmanın başlamasının en önemli sebeplerinden biri. Hendek stratejisinin başarılı olabilmesinin bence iki önemli şartı vardı. Halkın en azından anlamlı bir kısmının desteği ve merkezi devlet gücünün bir zafiyet göstermesi… İkisi de gerçekleşmedi. PKK’nin hendek savaşlarında bu anlamda yenilmesi, devletin, hükümetin, Türkiye’nin kazancı anlamına gelmiyor. O nedenle her halükarda bir şekilde siyasetin de devreye girebileceğini düşünüyorum. Fakat 7 Haziran’dan bugüne siyasetin devreye girebilmesi için gerekli şartlar değişti.

read more »

February 24, 2016

Özyönetim ve Doğal Kaynaklar

by Azad Alik

[Editörlerin Notu: Azad Alik’te, Türkiye’nin etnisiteler ve bölgelerarası eşitlik sorununa ve Türkiye Kürdistan’ı dahil yerinden yönetime ilişkin çözüm önerileri de içerecek yeni yazı dizisinin 2. bölümünü yayımlıyoruz. Harran Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyelerinden Prof. Dr. Nazım Kadri Ekinci’nin bu yazısı daha önce Serbestiyet‘te yayımlanmıştı.]

Nazım Kadri Ekinci*

Kürdistan’da her düzeyde konuşmada/tartışmada sıklıkla dile getirilen bir husus bölgenin doğal kaynak bakımından çok zengin olduğudur. Özellikle su kaynakları ile buna dayalı elektrik üretimi ve petrol en çok öne sürülen hususlar oluyor. Bazen buna söyleyenlerin de pek inanmadığını hisseder gibi oluyorum ama gene de bu yönde özgüven güçlü ve giderek “bizim” elektrik batının sanayini ayakta tutarken bizim ödeme yapmamamız da normaldir noktasına geliniyor. Bu yazıda bölgenin bu açıdan hızlı bir fotoğrafını çekerek bazı tespitlerde bulunacağım.

Önce neredeyse tamamı Adıyaman dâhil bölgede üretilen ham petrolü ele alalım. Sonuçlar aşağıdaki Tablo 1’de özetlenmiştir.

read more »

January 29, 2016

PKK ve Özyönetim

by Azad Alik

[Editörlerin Notu: Azad Alik’te, Türkiye’nin etnisiteler ve bölgelerarası eşitlik sorununa ve Türkiye Kürdistan’ı dahil yerinden yönetime ilişkin çözüm önerileri de içerecek yeni bir yazı dizisine başlıyoruz. Bu yıl, 2015 yılında başladığımız dizilere devam ederken bir yandan da bu dizilerden hem ırkçılık hem de Ermeni soykırımının 100. yılıyla yakından ilintili olan bu yeni dizide yazı, karşı yazı ve röportajlara yer vereceğiz. Bu vesileyle ve giriş niteliğinde de olsa yerinden yönetim, kaynaklar ve vergilendirme konularını tartışmaya Harran Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyelerinden Prof. Dr. Nazım Kadri Ekinci’nin 1 Aralık seçimlerinden önce Serbestiyet‘te 2 bölüm olarak yayımlanmış yazısını tek bölümde yayımlayarak başlıyoruz. Ekinci’nin kaynaklar konusunu kaleme aldığı başka bir yazıyı ise önümüzdeki günlerde yayımlayacağız.]

Nazım Kadri Ekinci*

Tayyip Erdoğan’ın muhtemelen en büyük hatâsı Abdullah Öcalan üzerinden PKK’yi silâhsızlandırabileceğine ya da sınır dışına çıkarabileceğine inanmış olmasıdır. Abdullah Öcalan’ın en büyük hatâsı da, bölgede ”devleti reddetmeyen” ama kendi güvenlik güçleri olan bir “kantonlar “ grubu kurulmasına T.C. devletini  Erdoğan ve ona bağlı MİT ekibi üzerinden ikna edebileceğine inanmış; daha da vahimi, ona bağlı olan herkesi de inandırmış olmasıdır. Çözüm süreci, karşılıklı olarak mümkün olmayan beklentiler üzerine kurulu bir hayaldi. Her iki taraf da uzun bir süre önce karşılıklı olarak hayallerinin gerçekleşmeyeceğini anlamış olmalıdır. Her iki tarafın da süreç boyunca kaçınılmaz gördükleri savaş için planlarını ve hazırlıklarını yapmış olduğu çok açık.

 

İlk başta ve şu ana kadar savaş, büyük ölçüde kentlerde örgütlenmiş gençlerce yürütülmeye çalışıldı. Bu gençler son iki seneyi inandırıldıkları üzere büyük bir beklenti içinde; özyönetime geçilip kendilerinin “asayiş” gücü olacağı ve bürokratik mekanizmada yer alacakları günlerin hayaliyle geçirdi. Bunu, burada yaşayıp gözlem yapma yeteneği ve olanağı olanların görmüş olması gerek diye düşünüyorum. İki yıl boyunca halkın içinde yaşadılar; müsamaha ve destek gördüler; giderek, günü geldiğinde halkın içinden vurup, halkı mücadeleye katmak demek olan devrimci halk savaşının gerçekleşebileceğine olan inançları pekiştiği ölçüde sabırsızlanmaya başladılar. Savaş başlayınca, büyük bir enerji, hırs ve umutla şehirlerde yerini alacakları polis güçlerine saldırdılar ve saldırıyorlar. İşte tam bu noktada büyük hayal kırıklığı yaşanmış olmalı. PKK’nin en büyük hatâlarından biri, seçimlerde DEP-HADEP-BDP-HDP’ye verilen oy oranı ile kendi yönetim projesine desteği bir tutması. Yüzde 90 ve üzeri oy alınan Lice, Silvan, Varto, Şemdinli, Yüksekova ve en önemlisi Cizre’de halk “gençlerle” birlikte ayaklanmak bir yana, fırsat ve imkân bulduğunda kenti terk etmiş bulunuyor.

 

Bunu “gençler” yapamaz ama PKK’nin kendine sorması gerek: “Halk benimle birlikte ayaklanıp ne kazanacak?” Bu sorunun, inanç ve ülküler temelinde düşünmeye alışmış olanlar için hayret kaynağı olacağını biliyorum. Nasıl, ne kazanacak? Kazanacak bir dünya var! Ama son tahlilde, her türlü halk hareketinin bir maddi temeli olmalı. Burada maddi temeli sadece sınıf temeli olarak düşünmemeliyiz. Onu da içerecek şekilde, ama ötesinde ve daha genel olarak, toplumsal maddi temeli, bir harekete taraf olan ve sonuçta konumu itibariyle o hareketten beklentisi bulunan (homojen olan veya olmayan) gruplar oluşturur. Örneğin “gençlik” sınıf da değildir, homojen de değildir, ama kantonsal özyönetimden büyük beklentisi olan etkili bir gruptur.

read more »

December 1, 2015

Em te ji bîr nakin*

by Azad Alik
12314580_1208767555804648_531297795082808227_o

Kaynak: https://goo.gl/dvpjpo


[
Editörlerin Notu: Diyarbakır Barosu başkanı, avukat ve insan hakları savunucusu Tahir Elçi, 28 Kasım’da, Diyarbakır’ın Sur ilçesindeki silahlı çatışmalarda zarar gören tarihi Dört Ayaklı Minare önünde yaptığı basın duyurusunda, “tarihi ve kültürel mirasa sahip çıkma” ve “silah, çatışma, operasyon istemiyoruz” çağrısı yapmıştı. Tahir Elçi, basın duyurusu için bulunduğu yerde kimliği henüz belirlenemeyen kişi/kişiler tarafından öldürüldü. Elçi, 15 Ekim 2015’te gazeteci Ahmet Hakan’ın CNN Türk’te yayınlanan Tarafsız Bölge programına katılmıştı. Konuklardan biri ya da birkaçı azınlık veya farklı etnik gruplardan kişilerse mutlaka devletin veya milliyetçi ideolojinin aktörleriyle karşı karşıya getirildiği bir formata sahip, bu itibarla yapısal bir yanlılık içeren bu programın yetkilileri, Tahir Elçi’nin katıldığı gün de onun karşısına MHP milletvekili Uygar Aktan’ı koymuştu. Aktan’ın “PKK’nin terör örgütü olup olmadığına ilişkin” tacizkar yorumları ile şekillenen bu tartışma sonrasında, Tahir Elçi sarf ettiği sözler nedeniyle linç kampanyasına maruz kaldı. Devamında, Elçi’ye, 23 Ekim 2015 tarihinde Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hakkında Terörle Mücadele Kanununun (TMK) 7/2 maddesi uyarınca “Terör örgütü propagandası yapmak” suçundan kamu davası açıldı. Hakkında kaçma şüphesi nedeniyle çıkarılan yakalama kararı ardından, Elçi, sabahın erken saatlerinde Diyarbakır adliyesindeki baro odasında göz altına alınarak tutuklanma talebiyle İstanbul’da Bakırköy 1. Sulh Ceza Hakimliği’ne götürüldü. Duruşmada ise serbest bırakılarak, kendisine adli kontrol tedbiri uygulandı. Adli kontrol tedbirlerinden biri de yurt dışına çıkma yasağıydı. Elçi duruşmada yaklaşık 3 saat ifade verdi. Elçi’nin yurt dışı yasağı öldürülene dek geçerli kaldı.

Tahir Elçi’nin öldürülmesinden duyduğumuz üzüntü ve öfkeyi ifade etmek oldukça zor. Elçi, meslek hayatının büyük kısmını insan hakları savunuculuğu, köy boşaltma, işkence ve zorla kaybetme (“faili meçhul”) davalarının avukatı olarak geçirmişti. Tahir Elçi’nin anısına, onun CNNTürk’te sarfettiği görüşler nedeniyle, ifade özgürlüğü hiçe sayılarak TMK’dan yargılandığı mahkemede verdiği ve İMCTV tarafından daha önce yayımlanmış savunmayı  yeniden  yayımlıyoruz. Savunma, Türkiyeli okurlar için sadece bir ifade özgürlüğü ve hukuk dersi değil; aynı zamanda 2012 sonlarında başlayan, pek çok iniş çıkışa rağmen devam eden üç senelik Çatışmasızlık ve Çözüm sürecinin ve 2015 Temmuz’undan başlayan silahlara dönüş ve çatışma döneminin hakkaniyetli bir değerlendirmesi de.

Tahir Elçi, Kürdistandaki pek çok sivil toplum lideri gibi, barış ve çözüm sürecine verdiği yapıcı destek ve çatışma döneminde tarafların sorumluluk ve hatalarını olduğu gibi cesurca ortaya koyan tespit ve çağrılarıyla, eğer bir gün Türkiye ve Kürdistan’da barışın tarihi yazılacaksa bunun önde gelen isimlerinden biri olarak yerini alacaktır. Tahir Elçi, devletin Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı topraklarda sürdürdüğü adaletsizlik, şiddet ve tahribatla ulusal ve uluslararası mecralarda yargı yoluyla mücadeleye hakkı ödenemeyecek katkılar sundu. Kaybımız çok büyük!  

Tahir Elçi, kendisine isnat edilen suça karşı mahkemede verdiği bu savunmada, son zamanlarda Türkiye’deki kamusal alanda rastlamadığımız kadar berrak, net, sağduyulu ve analitik bir şekilde Türkiye’nin güncel tarihini, devleti, Kürdistan’ı ve “Kürt meselesini” anlatıyor bize… Türkiye’de anaakımdan farklı fikirler ortaya koyan ve kalıcı bir çözümü inşa etmenin yollarını cesaretle arayan kişiler sokakta rahatlıkla öldürülüyor ve faillerine ulaşılamıyorsa, burada kurumları, yasaları, siyaset-hukuk ve güvenlik aktörleri, toplumu ve medyası ile birlikte hepimizi topyekün sorumlu kılan bir suç var demektir. ]

read more »

October 19, 2015

Adil Hafıza ile Klasik İnkarcılık Arasında Bir 1915 Okuması: Derin Tarih

by Azad Alik

[Editörlerin Notu: Ermeni Soykırımı ile ilgili resmi tarih anlayışında çatlaklar oluşmaya başladığı 90lı yılların başından itibaren 1915 hakkında konuşuyor olmanın kendisi, sağ ve sol liberal çevreler arasında içerik ve biçimden bağımsız olarak olumlu bir gelişme olarak kodlandı. Yirmi yılı aşkın bu süre zarfında 1915 hakkında konuşmayı ve yazmayı sınırlayıcı ya da sansürleyici güç, çokça devletle, devletin inkar politikasıyla ilişkili olarak düşünüldü.  Dolayısıyla gerek etnisitelerarası gerekse anaakım çoğunluk aydınlar ve azınlıklar arasındaki güç ilişkileri, bu ilişkilerin üzerine inşa edilen asimetrik gramer üzerine konuşmak, yani sahiden 1915’i şimdiki zamanda konuşmak çok da mümkün olmadı. Bunların “nasıl”ını konuşamamanın devletten kaynaklı nedenleri olmakla birlikte sivil toplum aktörleri ve kanaat önderlerinden kaynaklı zorlukları da vardı. Azad Alik editörleri olarak “1915’i konuşmak ama nasıl?” sorusuna yanıt aramayı da önemli bulduğumuz için soykırımın 100. yıldönümü özel sayı ve yayınlarının içeriğine bakmayı ve üretilmiş metinlerle fikri takibe ve diyaloğa girmeyi uygun gördük. Bu vesileyle Nisan ayından bu yana eski ve yeni yazarlarımızla kolektif bir şekilde organize ettiğimiz uzun soluklu dizinin 6. bölümüne Doğan Gürpınar’ın Derin Tarih dergisi 100. Yıl özel sayısının eleştirisiyle devam ediyoruz. Dizinin önceki yazılarına https://goo.gl/EXqcYh anasayfasından ulaşabilirsiniz]

Doğan Gürpınar*

Derin Tarih dergisi 2012 yılında Mustafa Armağan’ın editörlüğünde tabu-kırıcı, aykırı ve cesur bir mecra olma iddiasıyla yayın hayatına başladı ve devam edegeldi. Kendine biçtiği bu misyon ve sıfatla bir bakımdan geleneksel sağın retoriğinden çok 1968 sonrası revizyonist sol, sol-liberal, anti-milliyetçi tarih-yazımı retoriğini hatırlatır; ki “ezber bozuculuk” 1990’lardan itibaren Türkiye’de sol-liberal “tarihle hesaplaşma” tarzının şablon sloganlarından olmuştur. Ancak elbette Türkiye’de tabu-yıkıcılık, anti-Kemalist sağın da kendine uzun zamandır biçtiği öz-tanımdır. Kendisi sonradan Türkiye’de şekillenen sağdan epey ayrı düşse de anti-Kemalist “tabu-kırıcılığı” sağ tarihyazımının kurucu mimarı Rıza Nur ve akabinde Kadir Mısıroğlu bu retoriğin iki güçlü temsilcisi olagelmişlerdir. Bu bakımdan Mustafa Armağan’ın hem kendi, hem de genel yayın yönetmenliğini üstlendiği dergiye damıttığı üslup dikkate değerdir. Bir taraftan tabu-kırıcı ve ezber bozan olma iddiasındadır. Aynı anda da bu iddiayla bildik şablonları kısmen farkında, kısmen de bilinçsiz postkolonyalist ve postyapısalcı literatürden devralınan söylemsel mühimmatla harmanlayarak tahkim etmekte ve bilimselleştirmektedir. Bu şekilde de à la mode postkolonyal literatürden devşirilen söylemsel yığınakla “pozitivist” ve “modern(ist)” olarak damgalanan Kemalizme karşı kazanılan özgüvenle bildik sağ kalıplar restore edilmektedir.

read more »

August 24, 2015

AKMHDP: Özde Oylar, Sözde Oylar

by Onur Yavuz

Onur Yavuz

7 Haziran 2015 Türkiye Genel Seçimleri son 13 yıldır rastlanmayan yeni bir meclis kompozisyonu ile sonuçlanırken geride bu sonuçların nasıl ortaya çıktığına dair tartışmalar bıraktı.

Bu tartışmalar son bir aydır çeşitli şekillerde sürerken kimi araştırmacılar da ulaşılabilir durumda olan veri setleri aracılığıyla tartışmaya veri bazlı ve matematiksel bir açıklama getirmeye çalıştılar.

Bu araştırmacılar arasında Erik Meyersson iki periyod arasında oluşan oy oranı farklarıyla regresyon modelleri üzerinden giderken KONDA’nın 18 Haziran tarihli raporu ve Onur Altındağ-Bert Azizoğlu ikilisinin 20 Haziran tarihli araştırmaları ekolojik çıkarım yöntemi (1) kullanarak oy kaymalarına açıklık getirmeye çalıştı. Tüm bu araştırmaların bulguları HDP’nin sürpriz bir oranla barajı geçmesinin ardındaki itici gücün birtakım çevrelerce iddia edildiği gibi CHP seçmeninin stratejik davranarak HDP’ye (emanet) oy vermesiyle değil, AKP’nin kendi seçmen kitlesi içinde gözlemlenen ciddi bir kayma sonucu olduğuna işaret ediyordu. Ek olarak bu tez ışığında AKP kampında da “PKK’nin halkı tehditleri sonucu” bu durumun ortaya çıktığına dair “şahin” bir pozisyon belirdi.

Görüleceği üzere HDP’nin barajı aşmasına sebep olan faktörün yorumlanışı iki farklı kampın genel olarak Kürt halkı ve Kürt siyasi hareketine dair ajandası ve söylemini kurgulamada kullanma eğiliminde olduğu bir şey. Bir yandan gerek iktidar, gerek merkez muhalefet kanadında emanet oy söylemiyle HDP’den bugüne değin savunageldiği pozisyondan ödün vermesi gerektiğine dair birtakım taleplerde bulunma eğilimi gösterirken, diğer bir kamp ise Kürtlerin ve Kürt hareketinin devletin otoritesini hatırlamaya ihtiyacı olduğu fikriyatında bir saldırganlığa yuvarlanmaya meyyal görünüyor.

Bu analiz size Meyersson, KONDA ve Altındağ-Azizoğlu araştırmalarının bir sağlamasını sunmak üzere hazırlandı. Gerek Meyersson’un analizinde nümerik detaylara girilmemiş olması, gerek KONDA ve Altındağ-Azizoğlu analizinde kullanılan prosedürün ekolojik yanlış-çıkarım riskine yatkın olması sebebiyle halihazırdaki analiz bu tartışmaya katkı sağlamak ve yukarıda atıf verilmiş bulguların sağlamasını yapmak amacıyla kaleme alındı.

Bu analizin diğer çalışmalara temel farkı veri madenciliği (2) düzleminde ilerlememesi, tersine hipotez test edici bir şekilde kurgulanmış olması. Bu nedenle teorik bir argümantasyon ile içerdiği değişken sayısı sınırlanmış, doğrudan ortaya atılmış bir dar hipotezin doğruluğunu test eden ve bu analitik modelden elde edilen bulgular ışığında hâlihazırdaki betimsel oy dağılımını yorumlayan bir analiz söz konusu.

read more »

August 16, 2015

Muhafazakâr Kürtler ve HDP: 7 Haziran Seçimlerini Hatırlamak

by Nuhat Muğurtay

Şeyh Said ve Arkadaşları http://goo.gl/aRAeDY

Nuhat Muğurtay*

7 Haziran’dan önce birçok kesim AK Parti’nin anayasayı değiştirecek güce ulaşamasa bile tek başına iktidar olabileceği kanaatindeydi. Seçimler beklenildiği gibi sonuçlanmayınca Türkiye siyasetinde 2002’den beri ilk kez bir koalisyon tartışması gündemi domine etti.  Koalisyon tartışmaları aynı zamanda bir yönetim krizi olduğunu da gözler önüne serdi. 7 Haziran sonrası siyasi partiler arası bilek güreşi bütün idari ve siyasi reform süreçlerini gündemden düşürdü. 7 Haziran 2015 genel seçimleri sonrası, AK Parti’nin çoğunluk hükümeti kuramamasına etki eden en kritik mesele  Batı ve Doğu’daki Kürt muhafazakâr seçmenlerin oy verme tercihiydi. Seçimin kaderini belirleyen muhafazakar Kürt oylarının önümüzdeki erken seçimde dikkatle kaale alınması gerekir.  Muhafazakar Kürt oyların HDP’ye kayma sebebi olarak kimi yazarlar Gezi protestolarını işaret ederken, birçok yazar ve siyasetçi Kobane olaylarının çok etkili olduğunun altını çizdi. Bütün bunlar var olan durumu kısmen açıklamakla birlikte, oldukça yetersizdir.  Aşağıda bu iki yaklaşımın analizi yapılacak ve analizdeki yetersizlikler gösterilecektir.

Öncelikle su sorunun cevabını verelim, sonuçların ardından, gerçekçi analizlerde üzerinde sıklıkla durulan Kürt muhafazakârları kimdir? Aile bağları geleneksel olan, köy kökenli, genelde tercihini sağ partilerden yana kullanan ve PKK’nin dine mesafeli olduğunu düşündüklerinden ötürü PKK ideolojisine sempati duymayan, yani sosyo-ekonomik kriterlerle anlamlandırmanın mümkün olmadığı, daha çok kültür ve gelenek kodlarıyla anlaşılabilecek bir kesimden bahsediyoruz.

Kürt muhafazakarları 2015 genel seçimlerinde oylarını daha önce politikasından tatmin olmadıkları HDP’ye yönlendirdiler. AK Parti için seçimlerin en önemli başarısızlığı, yaklaşık yüzde 5’e tekabül eden bu kesimin ve ilk defa oy veren genç kitlenin oylarını kaybetmesi oldu. HDP’nin başarısı, yüksek beklentilerin aksine, seçim kampanyasının asıl hedefi olan Batı’daki Alevi, seküler veya sol oylar değil, geniş Kürt kesimlerden ve bölgede yaşayan bir kısım Kürt Aleviler’den gelen oylar sayesinde elde edildi.

read more »

July 8, 2015

1915, Sessizlik Çekirdeği ve Evrensel Kültür’de Ermeni Soykırımı*

by gulseren adakli

[Editörlerin Notu: Ermeni Soykırımı ile ilgili resmi tarih anlayışında çatlaklar oluşmaya başladığı 90lı yılların başından itibaren 1915 hakkında konuşuyor olmanın kendisi, sağ ve sol liberal çevreler arasında içerik ve biçimden bağımsız olarak olumlu bir gelişme olarak kodlandı. Yirmi yılı aşkın bu süre zarfında 1915 hakkında konuşmayı ve yazmayı sınırlayıcı ya da sansürleyici güç, çokça devletle, devletin inkar politikasıyla ilişkili olarak düşünüldü.  Dolayısıyla gerek etnisitelerarası gerekse anaakım çoğunluk aydınlar ve azınlıklar arasındaki güç ilişkileri, bu ilişkilerin üzerine inşa edilen asimetrik gramer üzerine konuşmak, yani sahiden 1915’i şimdiki zamanda konuşmak çok da mümkün olmadı. Bunların “nasıl”ını konuşamamanın devletten kaynaklı nedenleri olmakla birlikte sivil toplum aktörleri ve kanaat önderlerinden kaynaklı zorlukları da vardı. Azad Alik editörleri olarak “1915’i konuşmak ama nasıl?” sorusuna yanıt aramayı da önemli bulduğumuz için soykırımın 100. yıldönümü özel sayı ve yayınlarının içeriğine bakmayı ve üretilmiş metinlerle fikri takibe ve diyaloğa girmeyi uygun gördük. Bu vesileyle Nisan ayından bu yana eski ve yeni yazarlarımızla kolektif bir şekilde organize ettiğimiz uzun soluklu diziye Gülseren Adaklının Evrensel Kültür 100. Yıl özel sayısının eleştirisiyle devam ediyoruz. Dizinin ilk iki yazısına şuradan ve şuradan ulaşılabilir.]

Gülseren Adaklı[1]

Konuşurken, kelimeler arasında, sessizliğe mahkûm edilmiş milyonların hatırasına bir sessizlik çekirdeği muhafaza edilmelidir. Terry Eagleton[2]

Bu yazıda, Nisan sayısında Ermeni Soykırımı’nın 100. Yılını gündemine alan periyodiklerden birini, aylık edebiyat ve sanat dergisi Evrensel Kültür’ü genel hatlarıyla ele alıp incelemeye çalışacağım. Tüm yazıların içeriğinde ileri sürülen düşünceleri tartışmam söz konusu değilse de, dikkat çekici olduğunu düşündüklerimin altını çizeceğim. Bu yazıyı hazırlarken Ermeni soykırımı, soykırımın failleri, faillerin devamcıları hakkındaki bir çok bilgiye utandırıcı biçimde geç kalmış olduğumu bir kez daha gördüm. Yazarken bir yandan yüzleşme pratiklerini, yüzleşme nasıl yapılırsa anlamlı olabiliri tartmaya çalıştım.

read more »

April 27, 2015

Önseçmeli mi, seçmemeli mi? Mesele sahiden bu mu?*

by eminedeniz101

Screen Shot 2015-04-27 at 10.54.56 PM

[Editörlerin Notu: Geçtiğimiz haftalarda gerek medya mensupları, gerekse özellikle konunun uzmanı olmayan pop akademisyenler tarafından sosyal medyada demokratik temsiliyetin kalitesi konusunda kamuoyunun yanlış bilgilendirildiği dikkatimizi çekti. NYU Siyaset bölümünde doktora öğrencisi olan Emine Deniz’in önseçimlerin demokratik temsiliyet kalitesinin koşullarına ilişkin bu yazısını bir nebze de olsa bu bilgi kirliliğini düzeltmek amacıyla yayımlıyoruz.]

Emine Deniz**

Bu yazının konusu 2015 yılı genel seçimlerinin en çok tartışılan olgularından biri: önseçim. Cumhuriyet Halk Partisinin ilkini 1999 yılında[1] gerçekleştirdiği önseçimleri 2015 yılı genel seçimleri öncesi yeniden gerçekleştirmesi siyasetin her kolunda tartışmalara neden oldu. Kimileri için “demokrasi şöleni”, kimileri için “siyasi elitlerin güç gösterisi” olan önseçimleri DE kişiselleştirmeden, olgunun kendisi üzerinden tartışamadık.

Bir olgunun/kurumun özgül değerini belirleme referansınız Cumhuriyet Halk Partisi yaptı ise sahip olduğunuz tüm diplomaları duvara asın ve uzun uzun bakın. Herhangi bir siyaset bilimi ve/ya ekonomi politikası CHP tarafından önerildiği için koşulsuz iyi ve koşulsuz kötü olamaz.

Önseçimin kendi özgül değerini belirleyebilmek için siyaset bilimi, ekonomi ve ekonomi-politik literatürüne göz atmak gerektiğini düşünüyorum.[2]  

read more »

April 21, 2015

Ne Seninle, Ne Sensiz: Seçimler, Kamuoyu Araştırmaları ve Ötesi*

by emretoros

[Editörlerin Notu: Azad Alik olarak önümüzdeki günlerde bir kısmı önceki dizilerin devamı olan birbirinden farklı konularda çok sayıda yazı yayımlayacağız. Yaklaşan genel seçimlere ilişkin bu diziye Atılım Üniversitesi Öğretim Üyelerinden Emre Toros‘un** soru cevap şeklinde yazdığı yazıyla başlıyoruz.]

Emre Toros

Türkiye son iki yılda iki seçim yaşadı. Üçüncüsü de yolda. Her bir seçimde farklı farklı birçok konu gündeme gelse de, tüm seçimler için değişmez olarak öne çıkan konulardan biri yapılan kamuoyu araştırmaları oluyor. Bu araştırmalar ile ilgili genel anlamda ne söylenebilir?

Birçok şey söylenebilir ancak, kibar olmak adına ve akademik kimlikle, en basitinden bu araştırmaların neredeyse hepsinin “çok sorunlu” olduğunu söyleyebilirim.

Bu aslında herkesin aklına gelen cevaplardan biri. Bu “sorunlu” durumun nedeni nedir?

Hem arz hem de talep yönünde problemler olduğunu düşünüyorum. Talep yönünde, yani vatandaş/seçmen tarafında, bu araştırmalara çok ciddi bir güvensizlik var. Zira yıllardan beri bu araştırmaların sonuçları kabul edilemez bir

read more »

%d bloggers like this: