Posts tagged ‘1915’

March 24, 2016

100 Yıl Sonra Praksis’in 1915’i*

by Eren Barış
Praksis 2015 Özel Sayı Kapak

Praksis 2015 Özel Sayı Kapak

[Editörlerin Notu: Ermeni Soykırımı ile ilgili resmi tarih anlayışında çatlaklar oluşmaya başladığı 90lı yılların başından itibaren 1915 hakkında konuşuyor olmanın kendisi, sağ ve sol liberal çevreler arasında içerik ve biçimden bağımsız olarak olumlu bir gelişme olarak kodlandı. Yirmi yılı aşkın bu süre zarfında 1915 hakkında konuşmayı ve yazmayı sınırlayıcı ya da sansürleyici güç, çokça devletle, devletin inkar politikasıyla ilişkili olarak düşünüldü.  Dolayısıyla gerek etnisitelerarası gerekse anaakım çoğunluk aydınlar ve azınlıklar arasındaki güç ilişkileri, bu ilişkilerin üzerine inşa edilen asimetrik gramer üzerine konuşmak, yani sahiden 1915’i şimdiki zamanda konuşmak çok da mümkün olmadı. Bunların “nasıl”ını konuşamamanın devletten kaynaklı nedenleri olmakla birlikte sivil toplum aktörleri ve kanaat önderlerinden kaynaklı zorlukları da vardı. Azad Alik editörleri olarak “1915’i konuşmak ama nasıl?” sorusuna yanıt aramayı da önemli bulduğumuz için soykırımın 100. yıldönümü özel sayı ve yayınlarının içeriğine bakmayı ve üretilmiş metinlerle fikri takibe ve diyaloğa girmeyi uygun gördük. Bu vesileyle 2015 Nisan ayından bu yana eski ve yeni yazarlarımızla kolektif bir şekilde organize ettiğimiz uzun soluklu dizinin 8. bölümüne Eren Barış’ın Praksis dergisi 100. Yıl özel sayısının eleştirisiyle devam ediyoruz. Dizinin önceki yazılarına 1915-2015 adresinden ulaşabilirsiniz.]

Eren Barış

1915’ten yüz yıl sonra Türkiye’de Ermeni soykırımını ve insanlığa karşı işlenen suçları ele alabilmenin kritik eşiğindeyiz. Bu eşik, Ermeni soykırımının bir tabuya dönüştürülüp konuşulmasının ve tartışılmasının yasaklanmasıdır. Bu tabunun bu kadar güçlü olması resmi ideoloji ve gayri-resmi ideoloji odaklarının toplumsal suç ortaklığıyla bileşiminden kaynaklanmaktadır. Ermeni soykırımının tartışılmaya başlamasıyla birlikte birtakım etik ve politik sorunlarla da baş başayız. Bu sorunlar farklı siyasi mecralarda çeşitli veçhelerde nüks etmektedir. Çünkü Ermeni soykırımını derinlikli bir şekilde sorunsallaştıramamanın yanında somut tarihi bilgilerden ve bu bilgilerin eleştirel bir şekilde yorumlanmasından çok uzaktayız. Örneğin, Türkiye’de solun, sosyalist akımların soykırım tartışmalarında nasıl bir hissiyatta ve fikriyatta olduğunu yeterince bil(e)miyoruz. Bu “bil(e)meme” durumunu, sosyalistlerin soykırım tartışmalarına müdahaledeki yetersizlikleri (bilgi birikimi ve tartışma pratikleri) ve soykırımın kendisini tâli (kapitalizmin barbar sonuçları) bir mesele olarak kavramaları ile açıklayabiliriz. Bütün bu tartışmalar bağlamında bu yazı solun (sosyalistlerin) soykırım tartışmalarını akademik Marksist literatürü referans almış bir dergi olan Praksis’in “Büyük Felaket, Büyük Suç: 100 Yıl Sonra Ermenilerin 1915’i” başlıklı 39. sayısı üzerinden ele alacak. Praksis, tarihsel materyalist yöntemin belirleyiciliğinde sınıf, emek ve sosyalizm tartışmalarını ön planda tutan, bu tartışmaları akademi ve akademi dışındaki bilim, sanat ve siyaset insanları arasında yaygınlaştırmayı amaçlayan dört aylık, hakemli, ulusal sosyal bilimler dergisidir. Praksis’in bu özel sayısına binaen dergideki giriş yazısını, dosyayla ilişkili biri çeviri olmak üzere altı makaleyi ve bir forumu inceleyeceğiz. Praksis’in bu özel sayısına ön-kapak görselinden başlayabiliriz.

read more »

October 19, 2015

Adil Hafıza ile Klasik İnkarcılık Arasında Bir 1915 Okuması: Derin Tarih

by Azad Alik

[Editörlerin Notu: Ermeni Soykırımı ile ilgili resmi tarih anlayışında çatlaklar oluşmaya başladığı 90lı yılların başından itibaren 1915 hakkında konuşuyor olmanın kendisi, sağ ve sol liberal çevreler arasında içerik ve biçimden bağımsız olarak olumlu bir gelişme olarak kodlandı. Yirmi yılı aşkın bu süre zarfında 1915 hakkında konuşmayı ve yazmayı sınırlayıcı ya da sansürleyici güç, çokça devletle, devletin inkar politikasıyla ilişkili olarak düşünüldü.  Dolayısıyla gerek etnisitelerarası gerekse anaakım çoğunluk aydınlar ve azınlıklar arasındaki güç ilişkileri, bu ilişkilerin üzerine inşa edilen asimetrik gramer üzerine konuşmak, yani sahiden 1915’i şimdiki zamanda konuşmak çok da mümkün olmadı. Bunların “nasıl”ını konuşamamanın devletten kaynaklı nedenleri olmakla birlikte sivil toplum aktörleri ve kanaat önderlerinden kaynaklı zorlukları da vardı. Azad Alik editörleri olarak “1915’i konuşmak ama nasıl?” sorusuna yanıt aramayı da önemli bulduğumuz için soykırımın 100. yıldönümü özel sayı ve yayınlarının içeriğine bakmayı ve üretilmiş metinlerle fikri takibe ve diyaloğa girmeyi uygun gördük. Bu vesileyle Nisan ayından bu yana eski ve yeni yazarlarımızla kolektif bir şekilde organize ettiğimiz uzun soluklu dizinin 6. bölümüne Doğan Gürpınar’ın Derin Tarih dergisi 100. Yıl özel sayısının eleştirisiyle devam ediyoruz. Dizinin önceki yazılarına https://goo.gl/EXqcYh anasayfasından ulaşabilirsiniz]

Doğan Gürpınar*

Derin Tarih dergisi 2012 yılında Mustafa Armağan’ın editörlüğünde tabu-kırıcı, aykırı ve cesur bir mecra olma iddiasıyla yayın hayatına başladı ve devam edegeldi. Kendine biçtiği bu misyon ve sıfatla bir bakımdan geleneksel sağın retoriğinden çok 1968 sonrası revizyonist sol, sol-liberal, anti-milliyetçi tarih-yazımı retoriğini hatırlatır; ki “ezber bozuculuk” 1990’lardan itibaren Türkiye’de sol-liberal “tarihle hesaplaşma” tarzının şablon sloganlarından olmuştur. Ancak elbette Türkiye’de tabu-yıkıcılık, anti-Kemalist sağın da kendine uzun zamandır biçtiği öz-tanımdır. Kendisi sonradan Türkiye’de şekillenen sağdan epey ayrı düşse de anti-Kemalist “tabu-kırıcılığı” sağ tarihyazımının kurucu mimarı Rıza Nur ve akabinde Kadir Mısıroğlu bu retoriğin iki güçlü temsilcisi olagelmişlerdir. Bu bakımdan Mustafa Armağan’ın hem kendi, hem de genel yayın yönetmenliğini üstlendiği dergiye damıttığı üslup dikkate değerdir. Bir taraftan tabu-kırıcı ve ezber bozan olma iddiasındadır. Aynı anda da bu iddiayla bildik şablonları kısmen farkında, kısmen de bilinçsiz postkolonyalist ve postyapısalcı literatürden devralınan söylemsel mühimmatla harmanlayarak tahkim etmekte ve bilimselleştirmektedir. Bu şekilde de à la mode postkolonyal literatürden devşirilen söylemsel yığınakla “pozitivist” ve “modern(ist)” olarak damgalanan Kemalizme karşı kazanılan özgüvenle bildik sağ kalıplar restore edilmektedir.

read more »

October 2, 2015

Türklük Ethosu ve Suçluluk Sorunu: Mesele Dergisi’nde 1915[1]

by umuttumay

Umut Tümay Arslan*

Yüzüncü yılında 1915’e bakan dergiler üzerine Azad Alik’in hazırladığı bu yazı dizisinin temel derdi şu: “1915’i konuşmak, ama nasıl?” Konuşmanın nasılını dert ediyor olmak, inkardan yüzleşmeye giden doğrusal ve belki de doğru bir yol olmadığını da varsayıyor, –inkarın sadece devlet politikasından ibaret olmadığını, sadece “faşistlerin”, “fanatik milliyetçilerin”, “cahillerin” ve “gericilerin” işi olmadığını da. 1915’i konuşma çerçeveleri üzerine konuşmaya başlamanın, inkar ve yüzleşmenin pek de birbirinin karşıtı olarak karşımıza çıkmadığını görmemize imkan vereceğini düşünüyorum.

1915’i, yeniden anlatılmayı bekleyen ham bir tarihsel malzeme olarak kavramak da, asla ulaşamayacağımız bir tarihsel nesne, gizemli bir hakikat olarak ele almak da dilsel, tarihsel, politik özneler olarak değil, nötr bir biçimde konuşuyor olduğumuz yanılsamasını tekrar tekrar yeniden üretiyor. İlki, Ermeni Soykırımı’nı ham bir tarihsel malzeme olarak kavramak, dolayısıyla onun olgusallığına vurgudan[2] ibaret bir konuşma çerçevesi, üzerine konuşuyor olduğumuz sürecin, çifte ortadan kaldırma süreci olduğunu görmüyor;[3] sadece Ermenilerin yok edilmesi değil, aynı zamanda bu yok edişin izlerinin silinmesi sürecini: İnkar sürecini. 1915’i geçmiş zaman olarak şimdinin çerçevesine olduğu gibi geri getirdiğine inanan bir konuşma, izlerin ortadan kaldırılma sürecini, sessizlikle geçen, inkarı sürdürdüğümüz onca zamanın izini dışarda bıraktığı ölçüde, 1915’in bir zamanlar, bir kereliğine, bir kesinti olarak düşünülmesini, konuşmanın geçmişin cellatları ve kurbanlarını konuşmaktan ibaret olduğu yanılsamasını, biz-şimdi-konuşanlar olarak bu tarihin dışında durabildiğimiz bir dünyada yaşıyor olduğumuz yanılsamasını da pekiştiriyor. İkincisi, yani, Ermeni Soykırımı’nı erişimimize kapalı bir tarihsel nesne olarak ele almak, onu bir türlü ulaşamadığımız gizemli bir hakikat olarak konuşma çerçevesinin içine almak, sadece çifte-ortadan kaldırma sürecine karşı körleştirmiyor bizi, ama aynı zamanda 1915 üzerine konuşurken (tarihsel-) özne pozisyonlarını işgal ettiğimiz, sıfırdan konuşmaya başlayamayacağımız gerçeğini tanımıyor.

O halde 1915’i şimdide konuşuyor olduğumuzu, Ermenilerin mallarına el konulması, Ermeni kültürünün izlerinin yok edilmesi, sessizlik ve inkarla geçen yüzyılın ardından konuşuyor olduğumuzu, aradan geçen zamanın şiddetini silerek konuşamayacağımızı bilerek başlamalıyız tefekküre. Bu, kim olarak konuştuğumuzun ayırdına varmamız, yani kendi (tarihsel-) öznelliğimizin izlerini silen bir konuşmanın infilak etmesi, imkansızlaşması anlamına gelecek.

read more »

January 10, 2014

İnkar ve Devlet: Katı Olan Her Şey Buharlaşmıyor*

by Eren Barış

“Editörlerin notu: Eren Barış’ın Freie Universität Berlin öğretim görevlilerinden Bilgin Ayata‘yla yaptığı ve daha önce Express dergisinin 139. sayısında yayımlanmış söyleşiyi KCK eşbaşkanı Bese Hozat’ın açıklamalarıyla oluşan gündeme ilişkin tarihsel / siyasi altyapı olması nedeniyle yeniden yayımlıyoruz. Söyleşi aynı zamanda kısa bir ara verdiğimiz Gezi yazılarına bir geri dönüş niteliğinde.”

Türkiye’nin barış süreciyle başlayan, Gezi Parkı direnişiyle devam eden ve Suriye kriziyle derinleşen ağır gündemi arasında bir durum değerlendirmesi yapmak farz oldu. Ortadoğu ve Türkiye’deki kırılmalar, demokrasi fikrinin de yeniden tartışılmasına yol açtı.

read more »

November 30, 2012

“Yüz kızartıcı bir suç işleyen devlet yıllarca bizlerle alay etmiş” Taner Akçam

by Azad Alik

ABD’deki Clark Üniversitesi öğretim üyelerinden, Prof. Dr. Taner Akçam‘ın öğrencisi Ümit Kurt ile birlikte yazdığı kitap, ‘Kanunların Ruhu’(Emval-i Metruke Kanunlarında Soykırımın İzini Sürmek) adıyla İletişim Yayınları’ndan çıktı. Pek çok sarsıcı, bilinmeyeni ortaya çıkaran kitap üzerine, Sesonline Yayın Yönetmeni Yalçın Ergündoğan, sıcağı sıcağınaTaner Akçam‘la konuştu. Söyleşiyi Sesonline’ın izniyle Azad Alik sayfalarına da taşıyoruz.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN SIRRI BU KANUNLARDA

» Yalçın Ergündoğan (Sesonline.net): ‘Kanunların Ruhu’ adlı yeni bir çalışman şu günlerde İletişim Yayınları’ndan çıktı. Şöyle bir göz atınca bile, kitapta gene pek çok bilinmeyenin gün ışığına çıkarıldığı anlaşılıyor. Bir de bu kez kitap, ortak bir çalışma. Kitabı bize biraz tanıtır mısın?

Taner Akçam: – “Kanunların Ruhu” adlı kitabı öğrencim Ümit Kurt ile birlikte yayınladık. Zaten onun, Emval–i Metrukeler ile ilgili var olan Kanun ve Kararnameleri bir araya toplaması, özetlemesi olmasaydı bu kitap çıkmazdı.Ümit, Antep üzerine çalışıyor. Cevabını aradığı sorulardan bir tanesi,

read more »

February 28, 2012

Ve gündelik ırkçılığın düğmesine basıldı…*

by Azad Alik

6-7 Eylül 1955

Talin Suciyan

Bundan iki hafta önce Silva Bingaz ile yazdığımız “24 Nisan 2011’in ardından” başlıklı yazıda,Türkiye’de Ermeni Soykırımı ile ilgili bilinç yaratmak için çalışan sivil toplum kuruluşlarına seslenmiş ve geçen sene 24 Nisan’ın yıldönümünde bir tarafta anmalar düzenlenirken bir tarafta sadece Ermeni olduğu için zorunlu askerlik yaparken Sevag Balıkçı’nın öldürülmesi olayına nasıl yaklaşacağımıza ilişkin sorular sormuştuk. Özellikle de Fransa’da soykırımların inkarını cezaya tabi kılan yasanın Türkiye’deki yansımalarının verdiği endişeye dikkat çekmek ve bundan sonra beklenecek gündelik ırkçılık karşısında nasıl bir tavır almak gerektiğini düşünmeye davet etmiştik.

Bu yazıyı iki hafta önce yazmıştık ama geçen hafta “Ermeni Yalanına Kanma” afişleri İstanbul’un dört bir yanını doldurmasıyla Ermenilerin topyekun gündelik ırkçılığın hedefi olduğunu gördük bile.  “Bu ilanları veren kim?” diye düşünürken Radikal’in haberinden ilanları verenin “Hocalı Soykırımını Anma Gönüllüleri” diye bir grup olduğunu öğrendik ve bu gruptan Mesut Ülker ile yapılan görüşmeyi okuduk. Haber imzasız.

read more »

January 27, 2012

Mithat Sancar: Soykırımın tanınması için yapılan faaliyetler meşrudur

by Azad Alik

25 Ocak Çarşamba günü, Açık Radyo’nun Açık Gazete programında konuşan hukukçu, Prof. Mithat Sancar, Ermeni soykırımının inkarına karşı yürütülen soykırımı tanıma çalışmalarının meşru olduğunu ve  önemli olanın Türkiye’nin yüzleşme sorumluluğunu yerine getirmesi olduğunu söyledi. “İnkar politikasının yarattığı çıkmaz sokaklar var. 2015’e üç yıl kaldı, 100. yılı… Ermenistan’da ve dünyanın her yerinde yaşayan Ermeniler 2015’e büyük önem atfediyorlar. Dünya çapında her türlü faaliyeti yürütmek için hazırlanıyorlar. (…)Bana sorarsanız, bu faaliyetler meşrudur. Türkiye yüzleşmeye kendi isteğiyle yanaşmadığı sürece, bu meselenin inkarla kapatılmasına karşı böyle bir tepki meşrudur.

Söyleşinin tamamını dinlemek için:

http://www.acikradyo.com.tr/default.aspx?_mv=a&aid=29377&cat=100

December 9, 2011

The Endlessness of Crime and Apology

by Talin Suciyan

Translated by Vartan Matiossian

Last week, Turkey’s Prime Minister Erdogan’s statement about Dersim was immediately well received in the mainstream press, and we had to wait until the weekend to read more critical articles about it. Two articles by Ayşe Hür and Prof. Taner Akçam were like an “introduction to the literature of apology,” especially for the Prime Minister himself.[1] There may be aspects in both articles that are worth discussing, but what I want to deal with now is something quite different.

First and foremost, by apologizing you cannot undo things that have already happened. In other words, no one can be cleared of a crime, or have himself/herself absolved of it, just because he/she apologized and expressed repentance, especially if it is a genocide – a crime that has achieved the purpose of annihilating a certain group of people in line with a carefully planned and organized manner. Apology is about repentance for a situation which is irreversible and the responsibility borne in connection with it. Be it an apology given to the people of Dersim, or Armenians, or Assyrians, or Pontic and Asia Minor Greeks, or the victims of systematic torture, or Alevis, or Kurds, an apology duly given is not an end in itself, but the beginning of an endless journey against regeneration of denial by the state and amongst the general public. This is because Turkey will never be the society that it was before 1915, just like Germany will never be the Germany

read more »

December 3, 2011

Suçun ve özrün sonsuzluğu

by Talin Suciyan

Willy Brandt Varşova Getto'su anıtında özür dilerken

Geçtiğimiz hafta Başbakan Erdoğan’ın Dersim ile ilgili sözleri hemen ertesinde anaakım medyada  son derece olumlu karşılanırken, haftasonuna doğru daha eleştirel yaklaşımları içeren yazılar da okuyabildik. Ayşe Hür’ün ve Prof. Taner Akçam’ın Taraf Gazetesi’nde yayımlanan yazıları özellikle Başbakan için “özür literatürüne giriş” niteliğindeydi. Her iki yazıyla da ilgili tartışılacak noktalar elbette ki var, ancak bu yazının amacı farklı.

Öncelikle, özür dilemek olanı olmamış yapmaz. Yani kimse özür diledi, pişmanlık ifade etti diye suçtan kurtulmaz, suçtan arınmaz. Hele de sözkonusu olan, soykırım gibi planlı, örgütlü bir insan topluluğunu yok etmeyi amaçlamış ve amacına ulaşmış suçlarsa. Özür, bir durumun geri döndürülememesinden duyulan nedamet ve bundan doğan sorumlulukla ilgilidir. Yani özür dileyen aslında, sonsuz bir yola çıkar, çünkü felaket sonsuzdur. İster Dersimlilerden, ister Ermenilerden, ister Süryanilerden, ister Rumlardan, ister sistematik işkence kurbanlarından, ister Alevilerden, ister Kürtlerden kimden isterseniz özür dileyin, usulünce dilenmiş özür bir son değil, inkarın toplumda ve devlette yeniden kök salmasını engellemek için çıkılan sonsuz bir yolun başlangıcıdır ancak. Çünkü, Türkiye bir daha asla, 1915 öncesindeki topluma sahip olmayacaktır.

read more »

June 2, 2011

1915 Soykırımı Sürecindeki Kürtler Üzerine Kısa Birkaç Not

by Azad Alik

Hayderanlı Aşiretinin Reisi ve Hamidiye Alaylarının komutanı Kör Hüseyin Paşa

(Editör notu: Geçen hafta Azad Alik sayfalarında yayınladığımız ve epeyce bir okur tepkisine neden olmuş “Sorumluluk, “Kahramanlık” ve Sırrı Süreyya Önder” adlı yazıya gelen okur eleştirilerine ve Önder’in Seçim Notları başlığı altında yayınlamış olduğu özrüne ilişkin yanıtı bir kaç gün içinde yayınlayacağız. Bu tartışmalar esnasında Sait Çetinoğlu daha önce Köxüz Dergisi’nde ve Rızgari websitesinde yayınlanmış yazısını Azad Alik okurlarıyla paylaşmamıza izin verdi. Kendisine katkısıyla bizi zenginleştirip derinleştirdiği için teşekkür ediyor, müzakereci / katılımcı / eşitlikçi rejimlerin sadece seçime ve lidere endeksli dar hesaplar rejimleri olmadığını, hepimizin birer uzun mesafe koşucusu olması gerektiğini hatırlatarak makalesini bir kez de Azad Alik sayfalarında paylaşıyoruz.) 

Sait Çetinoğlu

Geçenlerde Osmanlı Meclisi mebusan üyesi Vahan Papazyan’ın Anıları‘nı yayına hazırlarken anıların ekinde yer alan raporda zikredilen bazı Kürt egemenleri hakkında bilgi için nasname özgür bireyler topluluğundan Şükrü Gülmüş’ten bu kişilere dair biyografik bilgi istemiştim. Şükrü Gülmüş bir istek ve bir rapor adıyle Nasname özgür bireyler topluluğu sitesinde bu raporu yayınlaması üzerine okuyuculardan ilgilenenler doğal olarak yorumlarını bildirdiler. Bu yorumlardan biri özellikle yazının milliyetçi Kürt liderleri karaladığını ve bu çalışmaların ard niyet taşıdığı ve doğru olmadığı mealinde Kürt resmi tarih tezi oluşturmaya yönelik bir özleme yönelik bir düşünceyi ve tehlikeli bir yönelimi ifade etmekteydi. Oysa çok iyi bilinmektedir ki Soykırım aktörleri Kürt Hacı Musa, Cemile Çeto, Ashkar Sımko, Kör Hüseyin Paşa… gibilerin Kürt yurtseverliğiyle bir ilişkileri yoktur. Kemalist iktidar sırasında kendilerine gerek kalmadığını anlayan bu kişiler, Şeyh Said isyanından sonra bu isyana destek vermemelerine karşı sıranın kendilerine geldiğini anlamaları karşısında yeni bir güvenli liman aramalarıdır. Kemalist rejim kimseye minnet duygusu taşımaz.

read more »

%d bloggers like this: