Posts tagged ‘Hrant Dink’

March 10, 2013

19.1.2007: Hürriyet’i Nasıl Bilirsiniz?*

by gulseren adakli

picstitch (1)

Gülseren Adaklı

19 Ocak 2007 tarihinde Hrant Dink’in öldürülmesi ve ardından, benim de içinde olduğum belirli bir kesimde yaşanan travma; özellikle medyada ayrımcı dil, nefret söylemi, nefret suçu, vb. gibi konularda yoğun tartışmalara ve giderek düzenli medya-takibi (media watch) çalışmalarına ivme kazandırdı. Bu çalışmalarda benim için dikkat çekici ve rahatsız edici taraf, yöntemsel bir açıklığın ve dolayısıyla gerçeğin bilgisine ulaşmaya elverişli veri toplama tekniklerinin göz ardı edilmesi oldu. Rahatsızlığım bir “akademisyen kaygısı” olmaktan öte, politik bir özne olarak toplumsal gerçeklerle kurmaya çalıştığımız ilişkinin, toplumsal özgürleşmeye dair çabalarımızın daha sağlam bir zeminde kurulması ihtiyacını derinden hissetmemle alakalı. Bana göre toplumsal özgürlük adına toplumsal gerçekleri ortaya çıkarmak titiz bir yöntemsel uğraşı da zorunlu kılar. Söz konusu çalışmalar ise örneklem seçiminden başlayarak pek çok yöntemsel sorun barındırıyor ve gerçekliği anlamak, açıklamak ve değiştirmek için gereken lojistiği kanımca sağlamıyor.

read more »

Advertisements
January 21, 2013

We Are All Oxymorons!

by Ayda Erbal

Seeing Hrant’s lifeless body on a very familiar sidewalk in Istanbul prompted nightmares that every member of the Armenian community in Turkey consciously or unconsciously suppresses for the sake of sanity. For we are the best pretenders in a sea of millions of other pretenders. What unites all of us as Turkish citizens, apart from language, culture, etc. is our pretending. If I may argue, the most revolutionary quote of Mr. Orhan Pamuk regarding the realities of Turkish society is, indeed, not the one that he uttered during his interview with the Swiss magazine Das Bild. As a matter of fact, one of his main protagonists in The Black Book confesses hopelessly: “Nobody can be himself in this country… In the country of the defeated and the sheepish, to exist means to be somebody else.”[1]

read more »

June 29, 2011

İkinci Gomidas Olayı

by Azad Alik

Gomidas Portresi Detay -Sarkis Muradyan

(Editör’ün notu: Anadolu’nun ilk klasik müzik bestecisi ve halk müziği derleyicisi Gomidas Vartabed hakkındaki ayrıntılı bilgiye ve eserlerinden bazılarının müzik dosyalarına http://www.komitas.am/eng/index_eng.php adresinden ulaşabilirsiniz. Gomidas Vartabed’in isminin iki yazılımı arasındaki fark Batı ve Doğu Ermenice seslendirme ve yazılım farkından kaynaklanmaktadır.)

Ragıp Zarakolu

Sevgili, saygıdeğer Patrik II. Mesrop, Ermeni halkının ikinci kez yaşadığı Bir Vartabed Gomidas olayı bence.
Her ikisi de, gerek Vartabed Gomidas, gerekse Mesrop Mutafyan iki korku ve dehşet döneminin kurbanı.
Onlar, kendi toplumlarının karşı karşıya bulunduğu tehditlerin bedelini kendi ruhları ile ödediler.

read more »

June 1, 2011

This pain is not ours

by Azad Alik

What we need is justice, not compassion

Serhat Uyurkulak

I’m thankful that I haven’t witnessed as many deaths close by. But in most visits of condolence, I came across a similar scene. As the suffering had soared up to an almost tangible degree, someone would suddenly burst into tears and moan that they so wanted to bring the deceased back from the tomb to the extent of declaring a willingness to go into the grave instead. Under the gaze of the surprised family members, people would secretly ask each other who that person might be. And, often, it would turn out that the ‘grief-thief’ was someone who had pangs of conscience for they would feel indebted to the deceased in one way or the other. The strangest thing would be the family’s almost forgetting their own grief to make grief-thief feel better. The real torment would begin when it befell on them to console that person with ill conscience. 

I do wish to be a person without a blemish on my conscience and life, and I try to do my best to live like one. Being persons with ‘clear consciences’ was an expression in the declaration of the ‘This Pain is Ours’ initiative that more frequently appeared on social and other media as April 24th drew near. The declaration claimed that what had been done to the Armenians who were

read more »

May 20, 2011

Arat Dink: Tarih hesabını tutuyor

by Azad Alik

ARAT DİNK

Aret Gıcır'ın bu karikatürü 14.01.2011 tarihli AGOS Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

TARAF – Yaşanan her acı hatıranın sebepleri üzerine elbette naif açıklamalar üretilebilir. Bu naif açıklamalara öncelikli olarak gönül indirilmesi üzerine de söylenecek söz vardır kuşkusuz; ancak bu yazının konusu değil. Konumuz babamın valilikte tehdit edildiği görüşme. Bu görüşmenin tehdit içermediği gibi naif bir ihtimalden söz edilebildiğine göre bu ihtimali irdelemek de bize düşsün.

Bu ihtimale göre; bir gün bir Ermeni gazeteci, yazdığı bir haberle ilgili vali yardımcısı tarafından valiliğe görüşmeye çağırılabilir. Gelirken haberle ilgili elindeki bilgi ve belgeleri getirmesi de istenebilir. Bu durum pekâlâ vali yardımcısının entelektüel ilgisinden kaynaklanıyor da olabilir. Gittiğinde vali yardımcısının odasında, iki kişiyle birlikte oturuyor olduğunu görebilir. Vali yardımcısı bu iki kişinin yakınları olduğunu, görüşmede bulunmalarında bir engel olup olmadığını sorabilir. Gazeteci elbette bir mahsuru olmadığını söyler. Bir vali yardımcısının yakınlarının ne mahsuru olabilir?

Bu görüşmede yazdığı yazıların kendisi ve tüm Ermeniler için bir takım olumsuzluklara sebep olabileceği ihtimalinden söz edilebilir. “Aman yanlış anlamayınız, hani biz sizi biliyoruz, Ermenileri de severiz, hatta bizim bir Ermeni komşumuz vardı…” falanla da bu kaka düşüncelere kesinlikle kendileri tarafından sahip olunmadığı, ama TOPLUM’da da bu tür şeylerin maalesef olabileceği hatırlatılır. (anlaşılan o ki bu TOPLUM da Agos’un sürekli okurudur.)

read more »

May 11, 2011

Queens of Hearts: Round and About ‘Deep Mountain’, etc.

by Burcu Gürsel


When Taleen Babayan’s interview with Ece Temelkuran, the author of Deep Mountain, first began circulating in a somewhat scholarly context, I took a deep breath, or sigh, and said “pass.” But it came back to haunt me.

My immediate readings then and now might touch as many nerves in others as Temelkuran’s own comments touched in me, but so be it for the moment. There will surely come a time when Turkey will graduate from producing books that speak on Armenians’ behalf or reduce them to the usual stereotypes—when the formula “good will + supposed hard work + good connections = (surprise!) success story” will no longer carry the day. On that utopian day, self-proclaimed pioneers will finally stop telling us that, thanks to their “ground breaking” (read: briskly selling) book, the Turkish people has at last faced up to a vital problem and learned how to cope with it for the very first time.

Or are we readers doomed to pick the very same card from the deck every single time?

read more »

May 6, 2011

One Hundred Years of Abandonment

by Azad Alik

By Ayda Erbal and Talin Suciyan

The Armenian Weekly
April 2011 Magazine

The history of the Ottoman Armenians in the 19th century[1] is a history of great promises but also of greater abandonment. More than 200 Ottoman-Armenian intellectuals who were arrested the night of April 24, 1915 and the two weeks that followed possessed the damning knowledge that they were left alone. Zohrab’s Unionist friends, with whom he had dined and played cards, would choose not to stop his assassination. But abandonment will not abandon the Armenians. The survivors in the camps of Mesopotamia were alone, as were those hiding in the secluded mountains or villages of Anatolia. And those who survived through conversion or forced concubinage were left alone not only in the summer of 1915, but also in the hundred years that have followed.

turkey 300x211 Erbal and Suciyan: One Hundred Years of AbandonmentThe surviving Istanbul-Armenians who staged a book-burning ceremony were on their own
too.[2] Compelled to imitate the Nazi party’s book-burning campaigns, they would gather in the backyard of Pangalti Armenian Church, build a book-burning altar, put Franz Werfel’sThe Forty Days of Musa Dagh, along with his picture on the altar, and burn it to the ground. As a last act of symbolic perversion forced upon them, they would not only denounce the author, but also denounce the book’s content, hence denouncing themselves and denying their own history.Hayganus Mark, Hagop Mintzuri, Aram Pehlivanyan, Zaven Biberyan, Vartan and Jak Ihmalyan, and the less famous all shared a similar fate, which happened to be that of Hrant Dink too: abandonment.[3]
For more see :
%d bloggers like this: